Aşşk Cafe

10 Temmuz 2009

deniz sandviç

Çok “Ş”li Aşk Cafe’nin manzarasına bayılıyor, fakat yemeklerinden bir türlü memnun kalamıyordum. Fakat en son gidişimin üzerinden aylar geçmesine rağmen, eski fotoğraflara bakarken, tadını unutamadığım somonlu sandviçlerini görünce önyargımdan dolayı utandım. Köy ekmekleri üzerine, Photoshop’lu rengi ve koca kaparileriyle harika bir sandviçti.

sosyetik panini

Sosyetik Panini’nin ( 15 TL) de ondan aşağı kalır yanı yoktu.

cheese cake

Son olarak oburluk yapıp, Frenk Üzümlü Cheese Cake’le noktaladık… Hepsi birbirinden lezzetliydi…

Adres: Muallim Naci Cad. No: 64/B Kuruçeşme

Tel: 212 - 265 47 34

Web: http://www.asskkahve.com/

Kosinitza

10 Temmuz 2009

img_8081

Son zamanlarda etrafımdakilere en çok tavsiye ettiğim restoranların başında Kuzguncuk’taki Kosinitza geliyor. Aslında uzun zamandır gitmek istediğim bir yer olmasına rağmen, Kuzguncuk pek yol üstü bir semtimiz olmadığından, benimle gelecek insan bulmak için, doğumgünü nazı kozumu kullanmak zorunda kaldım. Biraz psikopatça ama, nasıl olsa doğumgünümde beni kıramazlar diye, ta Tarabya’dan Kuzguncuk’a kadar taşıdım arkadaşlarımı. Gıklarını da çıkaramadılar zavallıcıklarım, paşa paşa geldiler. Fakat sonunda, o kadar yola rağmen pişman olmadıklarını söyleyebilirim.

İsmini Kuzguncuk’un eski isminden alan Kosinitza’yı hangi kategoriye koyabileceğimi bilmiyorum. Menüsü ağırlıklı olarak deniz ürünlerinden oluşuyor, ama balık lokantası denmez buraya. Dünya lezzetleri desem, o da değil, misler gibi halis muhlis Türk mezeleri var. Hasılı, burası tamamen kendine özgü bir yer. Kuzguncuk’ta Dilim Pastanesi’nin sokağına girdiğinizde sağda, miniminicik bir mahalle lokantası görünümünde.

img_8086

Sunumları, yemeklerinin yaratıcılığı, servisinin ve ortamın mükemmelliğiyle Kosinitza’ya hayran olmamak çok zor.

açık büfe

Restoranın ortasında bulunan açık büfe meze masasından istediğimiz mezeleri seçerek yemeğimize başlıyoruz. Karidesli patlıcan salatası ve Jumbo barbunyalar harika…

roka salatası

Bu kadar sade bir salatada yazacak ne var diyebilirsiniz ama, parmesanlı roka salatası (14 TL) bile kapış kapış bitirildi masada.

dil balığı güveç

Ana yemeklere gelince, benim yediğim milföy kaplı, porçini mantarlı dil balığı güveç (35 TL), yemek değil sanattı.

parmesanlı dil balığı

Fırında parmesanlı dil balığı (25 TL) ise ikinci favorim oldu.

Tatlıya ne yazık ki yer kalmamıştı.

Adres: İcadiye Cad. Bereketli Sok. No: 2/A Kuzguncuk

Tel: 216 334 04 00 (Çok küçük bir yer, mutlaka erken rezervasyon yapmakta fayda var)

Web: http://www.kosinitzarest.com/

Rejans

10 Temmuz 2009

borç çorbası

Bunca yıllık İstanbul’luyum, bir de utanmadan kendime Küçük Gurme diyorum, ama şimdiye kadar çok istememe rağmen yolum Rejans’a düşmemişti. Neden bilmiyorum, bana içeriye yalnız çok özel insanların alındığı, kapalı bir mekan, bir çeşit Rus Mafyası buluşma mekanı izlenimi bırakıyordu. Geçen ay, hem İstanbul’un yemek kültürü üzerine yaptığım bir araştırma, hem de gençlik günlerini yad etmek isteyen hatırlı bir misafirimiz vesile oldu da, hiç de korkulacak bir yer olmadığını keşfettim Rejans’ın.

Tek huzursuz edici tarafı, kapıdan içeri girdiğiniz anda 1950′lerde zamanın donduğu bir ortamla karşılaşıyorsunuz. Vitrayları, eski tahta masaları, Hatırla Sevgili’den parçalar çalan iki kişilik orkestrası ve hatta yemeklerin sunumuyla Ekrem Muhittin Yeğen - Bugünkü Türk Mutbağı kitabının içinde gibisiniz.

Türkiye’nin en iyi garsonu yarışmasında derece sahibi garsonumuzun tavsiyeleri eşliğinde yemeğimize Borç Çorbasıyla (7.5 TL) başlıyoruz. Bizim ailede muhtemelen Diyarbakır’ın sebze çeşitsizliği nedeniyle pancar yerine patates’le yapılan bu çorba içerisinde bildiğiniz gibi lahana, pancar, havuç gibi sebzeler var. Rejans’ta biraz tuzsuz ve yağlı buldum bu çorbayı, ama kalkıp da nasıl yapacaklarını öğretecek değilim, adamlar işin kitabını yazmışlar. Muhtemelen doğrusu onların yaptığı şeklidir.

Daha sonra ortaya soğuk ordövr çeşitlemeleri (14 TL) geliyor. İçinde Türkiye’deki komünizm korkusuyla Amerikan Salatası olarak adlandırılması uygun görülmüş, Rus Salatası (Olivye), Tarama ve Havuç Salatası var. Bu ordövrlerde mayonezden çok daha hafif, yoğurtlu bir sos kullanıyorlar.

sezener usülü sebzeli güveç

Ana yemeklere gelince, kararsızlığımızı gören havalı garsonumuz, yılların tecrübesiyle kimin ne yiyeceğini doğru olarak tahmin edebileceğini iddia ediyor. Bir tek ben portakallı ördeğimi riske atmak istemiyorum. Fakat tahminlerinin isabetli olduğunu söyleyebilirim. Kararsız kalırsanız bir deneyin.

Misafirimiz çok hafif ve etsiz bir yemek istiyordu mesela, yukarıda bir vejetaryen yemeği için fazlaca lezzetli olan Sezeran Usülü Sebze Güvecini (15 TL) görüyorsunuz.

aleksander biftek

Aramızda en kararsız olan babam için, Enginar Soslu Aleksander Bifteği (29 TL) geldi. Hafif ekşi güzel bir yemekti.

portakallı ördek

Son olarak, işini şansa bırakmayıp, bir Rejans klasiği olan Portakallı Ördeği (31 TL) denemek isteyen bendeniz Küçük Gurme’ye de yukarıda gördüğünüz tabak geliyor.

sirnike

Son olarak yemeğin baş tacı her zaman olduğu gibi tatlı. Hafif ve Havalı Pavlova (16 TL) da güzel, ama ben peynirli Rus Tatlısı Sirnike’yi (11 TL) şiddetle öneriyorum.

Adres: İstiklal Cad. Olivya Geçidi No: 17 Galatasaray

Tel: 212 - 243 38 82 (Mutlaka rezervasyon yaptırmanızı tavsiye ederim)

Web: http://www.rejansrestaurant.com/

4 Çeşit Kanepe

07 Temmuz 2009

4 çeşit kanepe

Küçük Gurme normalde evinin mutfağının kadınıdır, en fazla 5-6 kişilik gruplara servis yapar. Fakat bir kokteyl için bu kanepelerden 4-5 tepsi hazırladıktan sonra, seri üretime geçmeyi ciddi ciddi düşünmedim değil. El yordamıyla, biraz bundan, biraz şundan yöntemiyle hazırladığımız kanepelerden öğrendiklerimizi sizlerle de paylaşmak istedim.

Bir kere 3-4 kişi toplanınca hem yaratıcılığınızı konuşturabileceğiniz, hem de eğlenebileceğiniz bir aktivite kanepe hazırlama. Bizim kanepelerimiz, ton balıklı, patlıcanlı, somonlu ve beyaz peynirli olmak üzere 4 çeşit. Siz kendi zevkinize göre çeşitlendirebilirsiniz.

Öncelikle elinizde bulunması faydalı olabilecek malzemelerle başlayalım. Zemin için, hazır satılan Melba Tostlar var, fakat biz daha kolay yenilebilecek, biraz daha yumuşak bir malzeme istedik. Bu yüzden tahıllı, kepekli, çavdarlı, beyaz tost ekmekleri ve bazlama aldık. Bunların kenarlarını kesip, 4′e böldük. Üzerinden biraz vakit geçince, hafif sertleştikleri için tam istediğimiz kıvamı yakaladılar.

Üzerilerine konacak malzemelerin rahat karışması için geniş kaplar ya da tencereler ve büyükçe bir mutfak robotu çok faydalı olabilir.

Ton balıklı Kanepeler:

Ton balıklı kanepeler için, 1 kiloluk tonbalığının yağını iyice süzdükten sonra, bir süzgeç içerisinde sudan geçirdik. Sonra ellerimize naylon bir eldiven geçirip, geniş bir tencere içerisinde kuruması ve ince parçalara ayrılması için iyice mıncıkladık. İçine kaldırdığı kadar (yaklaşık 200 gr) mayonez ekledik. Yine ellerimizle karıştırdık. Kepek ekmeğine sürdükten sonra, minik turşu parçaları ve mısır taneleriyle süsledik.

Patlıcanlı kanepeler:

Marketlerde hazır bulabileceğiniz közlenmiş patlıcanları, kanepelerin kenarlarından artan ekmek kırıntılarıyla birleştirdik. İçine ceviz parçaları ufalayıp, bir mikser yardımıyla içine iyice koyulaşana kadar ekmek ufalayarak karıştırdık. Patlıcanları kendiniz közlerseniz, koyulaşması için daha az ekmek de yeterli olabilir. En son aşamada biraz mayonez ekledik. Tekrar karıştırdık. Bazlama parçalarının üzerine sürüp, maydanoz ve küp doğranmış kırmızı biberlerle süsledik.

Somonlu Kanepeler:

Bu en kolayı… Somon fümeleri ikiye katlanacak şekilde kesip, üzerine krem peynir sürülmüş beyaz ekmeklerin üzerine yerleştirin. Bir kaç tane kapari çiçeğiyle süsleyin.

Peynirli Kanepeler:

Orta sertlikte, orta yağlı beyaz peyniri, ellerinizle ufalayıp, mayonezle birlikte karıştırın. İçine taze kekik, tere, maydanoz gibi otlar ve ceviz parçaları ekleyin. Tahıllı ekmeklerin üzerine sürüp servis yapın.

Afiyet olsun.

Lokal

06 Temmuz 2009

img_0964

Küreselleşme neydi, ne oldu diye tartışırken hep Lokal aklıma geliyor. Daha bundan çok kısa zaman önce kültürel emperyalizm karşısında, yerel değerlere sahip çıkalım tartışması yapılırken, işin bu noktaya geleceğini pek tahmin etmiyordu sanırım kimse. Bence İstanbul’da bir restoranda Tayland’lı iki kadın şef, Lübnan, Meksika, Hint, Vietnam ve Thai mutfaklarını birleştiriyorsa, biz de senelerdir bayıla bayıla yiyorsak, hakikaten değişik bir zamanda yaşıyoruz demektir. Kim buna baskın bir kültürün diğerlerini domine etmesi olarak yaklaşabilir ki artık?

Bakınız yukarıda Falafel’ler (7.5 TL)ve Samosa’lar (9 TL) var. Biri Hint, biri Lübnan yemeği olarak biliniyor. Ama biz seviyorsak, istediğimiz gibi yorumluyorsak, giderek yaygın bir şekilde tüketiyorsak, pekala bizim kültürümüzün de bir parçası olabilir bu yemekler.

chicken tikka

Kırmızı tavuklar (17.5 TL) yabancı mı geliyor? Düşünelim ki geleneksel olarak adlandırdığımız Türk yemeklerinde yaygın olarak kullanılan, domates, yeşil biber, fasulye, patates ve kabak ancak 19. yüzyılda Amerika’dan getirildiğinde yaygınlaşmışlar Anadolu’da. Hünkar Beğendi’lerimizin, musakkalarımızın baş aktörü patlıcan ise, ancak Bağdat Halifeliği zamanında, Hindistan’dan getirildiğinde tanınmıştı. Kim bu yemeklere yabancı gözüyle bakıyor şu anda?

karidesli pad thai

Bunlar kısaca Lokal’in bana düşündürdükleri…

Tel: (0212) 245 57 44
Adres: İstiklal Caddesi Müeyyet Sokak 5, Asmalımescit

İzz Cafe

06 Temmuz 2009

İzz Cafe

“Yaz geldi, hafif bir şeyler yiyelim” dedik ve dün mezelerinin namını duyduğumuz Arnavutköy İzz Cafe’nin yolunu tuttuk ama oturduğumuz süre içerisinde “Hadi şunu da deneyelim”, “Bu zaten küçük bir şey” derken, toplamda ne az, ne de hafif yemiş olduk sanırım. Neyse ki Küçük Gurme var da, her şey sevgili okuyucularım için diyerek, gönlümü ferahlatabiliyorum.

İzz Cafe, Arnavutköy İskelesi’ne gelmeden, yolun sol tarafında yeni bir restoran. Bu mevsimde oturulmaz ya, içerisi oldukça şık ve modern döşenmiş, hatta Arnavutköy sahildeki bir restoran için biraz fazla modern olduğunu bile düşündük. Dışarıda ise, bol bol söyleyeceğimiz mezelerin rahat rahat sığabileceği kocaman mermer masalar var. Tek problem yol kenarından vızır vızır geçen arabaların gürültüsü, fakat buna da yapacak bir şey yok sanırım.

İzz Cafe-2

Yediklerimize gelirsek, nereden başlasam, nasıl anlatsam bilemiyorum. İlk turda, biraz kuru kabak çiçeği dolmaları (11 TL), falafeller (2.5 TL) , üzerinde tatlı soğanlar, kuş üzümleri ve dolmalık fıstıklar olan humuslu ekmekler (2.5 TL), buharda pişmiş midyeler (3 TL)ve İspanyol usülü kızarmış küp patateslerle (6 TL) başladık. Bu turda en beğendiğimiz meze ise, karidesli, jambonlu patates dolmalarıydı (5 TL).

İkinci turda ise, patlıcan salatası (7.5 TL), deniz börülcesi (7.5 TL), ikram olarak gelen domates soslu turşu ve cennetten çıkma lezzetiyle baharatlı, antep fıstıklı, ezine peyniri ezmesi vardı.

Domates soslu turşu ve üzerine mayonez sıkılmış gibi duran patlıcan salatası pek gözümüze hitap etmedi aslında, ama lezzetleri kıvamındaydı.

sufle

Tatlıya gelince en büyük şaşkınlığımızı burada yaşadık. Kızarmış çikolatalı sufle (12 TL) istediğimizde, kızarmış kısmından çok sufle kısmına odaklanıp, haliyle daha çok sufleye benzeyen bir tatlı bekliyorduk. Önümüze gelen ise, kızarmış dondurmaya benzeyen, yanında soğuk marshmallow’lar ve vanilyalı dondurmayla gelen bir tatlıydı. Fena değildi, ama bir daha gitsem başka bir şey  deneyebilirim.

Adres: 1. Cadde No: 4 Arnavutköy İstanbul

Tel: 0212 257 05 25

Spice Market

21 Nisan 2009

picture-1

Akaretler’deki değişim, gelip geçerken fark edilemeyecek gibi değildi, fakat ne bir dükkanına girmişliğim vardı, ne de oralarda yemek yemişliğim. Spice Market denemesi, benim için hoş bir tecrübe oldu bu açıdan, hem Akaretler’in yeni imajını yakından görmüş oldum, hem de çok lezzetli bir yemek yedim.

Spice Market, dünyaca ünlü oteller zincirinin Türkiye ayağı, W İstanbul’un içerisinde. “Ne zaman, ne isterseniz emrinizdeyiz” anlayışıyla çalışan, oldukça lüks bir otelmiş, ama ne yalan söyleyeyim, kapısından içeri girer girmez beni gülme tuttu. Modern Osmanlı bir tarz yakalayacağız diye, Playboy Mansion gibi bir şey olmuş otel. Bir tarafta hilalli dev vazolar üzerinize üzerinize gelirken, duvar süsleri, tavana doğru tırmanıyor, çardaklar, aynalar, tüller derken karman çorman bir şey haline geliyor. Biz de minimalizmin kitabını yazmadık ama, azıcık sadelik de göz çıkarmaz yani.

Neyse ki, asansörle yukarı Spice Market’e çıktığınızda, gene oryantal ama azıcık daha az göz yoran bir dekorla karşılaşabiliyorsunuz. Burada da tek problem, ortamın karanlığı… Neyse ki menüyü okumakta zorlananlar için fener bile getirmeyi düşünecek kadar kibarlar.

elmalı salata

Gelelim, dünyanın en iyi şeflerinden biri olarak gösterilen Jean-Georges Vongerichten’in bizim için hazırladığı mamalara. Biz ilk olarak, hafif bir başlangıç yaparak, Yeşil Papaya Salatası (19 TL) aldık. E, koca şef tabi, mutfağından kötü bir şey çıkaracak hali yok, ama açıkçası soya filizleriyle, papayaları karıştırıp, üzerine de limonu sıkarım, 19 TL’m de cebimde kalır. Ama Somon Sashimi’ler öyle mi ya?

somon sashimi

Somon Sashimi’ler (24 TL), sarmısaklı, acılı, limonlu kıtır baharatlarıyla, bir lezzet fırtınası yaratmayı başardılar. Bu arada şu aşamada söylemek lazım, bireysel takılmayı seviyorsanız, Spice Market pek size göre olmayabilir. Yemeklerin hepsi ortaya 2 kişilik porsiyonlar halinde geliyor çünkü, şirket politikasıymış.

spring roll

Son başlangıcımız da Vietnam Usulü Spring Roll’lardı (18TL). Kişniş hiç sevmememe rağmen, sosuyla çok uyumluydu.

kumquatlı tavuk

Ana yemek olarak da, Kumkat ve Limonotuyla, kömür ateşinde pişirilmiş tavuk (29 TL) aldım. En nihayetinde tavuktur diyeceksiniz ama, hakikaten ağızda dağılacak kadar yumuşak, ekşisini, tatlısını, herşeyini kendisine yakıştırmış harika bir yavrucaktı bu.

tatlı

Son olarak, tatlı menüsü insanı kararsızlıktan çıldırtacak kadar iyiydi Spice Market’ın. Ne yazık ki, bir salaklık eseri, ne kendi yediğimi, ne diğer tatlıları hatırlayamıyorum. Yalnızca yukarıdaki tatlının yediğim en güzel şeylerden biri olduğu kalmış aklımda ve yemeğin de en nadide parçası. Biriniz gider de, tesadüf eseri, karanlıkta doğru düzgün çekemediğim şu fotoğraftakine benzer bir şey yerse, beni de bilgilendirsin lütfen.

Adres: Spice Market Istanbul (W Istanbul)
Suleyman Seba Cad No: 22 ·
Akaretler, Beşiktaş ·
Istanbul 34357 · Turkey

Telefon: (90)(212) 381 2121

Evde Kolay İskender Keyfi

21 Nisan 2009

evde iskender

Evde İskender mi? O da nereden çıktı dediğinizi duyar gibiyim. Şimdi Allah için, İskender İskenderoğulları’nın aklındaki fikir bu değildi herhalde, ama bu yemeğin de en az onunki kadar lezzetli, üstelik de yapılması çok kolay bir yemek olduğunu söyleyebilirim. Hele ki, buzluktaki etinizi çözmeyi unuttuysanız ve mikrodalgada çözülmüş etten hoşlanmıyorsanız harika bir çözüm olduğu kesin.

Malzemeler:

- 1/2 Kilo dilimlenmemiş halde bonfile

-  1 çorba kaşığı biber salçası

- 1 su bardağı su

- 1 soğan

- 2 çorba kaşığı zeytinyağı

- 4 orta boy patates

- Yoğurt

Yapılışı:

  1. Buzluktan çıkardığınız etinizi, kesilebilecek kadar çözülmeye bıraktıktan sonra, cips gibi ince ince dilimleyin.
  2. Düdüklü tencerenizde, zeytinyağı, salça ve küp küp kesilmiş soğanınızı kavurun. Üzerine etleri ekleyin. En son 1 bardak su ekleyip, 20 dakika pişmeye bırakın.
  3. Bu sırada parmak şeklinde dilimlediğiniz patatesleri kızartın.
  4. En son olarak, kızarmış patateslerin üzerine, dilediğiniz kadar çırpılmış yoğurt ve üzerine de etleri koyup, servis yapın.

Ben bu yemeğin yanına şöyle bir de salata yaptım.

salata

İçinde Carrefour’da konserve olarak satılan ince fasulyeler, turp ve işte bildiğiniz, marul, nane, domates, salatalık filan var.

Topaz

04 Mart 2009

Topaz

Havalı mekanlardan çıkmıyormuşum gibi olacak, ama aylarca yazmayınca birikiyorlar işte… Sıradaki restoranımız, Gümüşsuyu’ndaki Topaz… En önemli özelliklerinden bir tanesi, harika manzarası… Tabi, tabaklarınızdan gözlerinizi ayırabilirseniz. Topaz’ın da fiyatlarının Mikla’dan aşağı kalır yanı yok. Fakat degüstasyon menüleri sayesinde, menüdeki pek çok yemeği aynı anda tadıp, biraz  daha uygun bir fiyat ödemeniz mümkün. Osmanlı Tadım Menüsü’nde (85 TL), minik köfteli tarhana çorbasıyla başlayıp, domates ve kabak çiçeği dolması, kıymalı puf böreği, vişneli yaprak dolması, ızgara kuzu sırtı ve afyon kaymaklı ekmek kadayıfıyla kallavi bir ziyafet çekmeniz mümkün. Ayrıca dilerseniz, 50 TL daha ödeyerek, her yemeğinize uygun olarak seçilmiş, farklı şaraplarla da yemeğinizi tamamlayabilirsiniz. 

Biz turistik takılmamak için, uluslarası yemeklerden oluşan, diğer tadım menüsüne (95 TL) yöneldik. 

enginarlı kuşkonmaz çorbası

Enginarlı Kuşkonmaz Çorbasıyla başladık. Tadımlık dediklerine bakmayın, hiçbir porsiyon çok küçük gelmiyor. 

kivili-pancarlı

Ardından kırmızı pancar ve naneli kiviyle hazırlanmış dülger gravlax’ımız geldi. Dülger bildiğiniz dülger, ama soslar harikaydı. Kiviyle balık, ilk duyduğunuzda saçmalık gibi geliyor, ama ekşili tadıyla, balığı bırakıp kivilerle haşır neşir olmanızı sağlıyor. 

ızgara ahtapot

Izgara ahtapotlar ise, mercimek fava üzerinde geldiler. Bu yemeğin asıl numarası ise, yoğun trüf aromasıydı. 

 

kaz ciğeri

Tek beğenemediğim tabak kaz ciğeri tabağıydı. Açıkçası kaz ciğeri diyince, benim aklıma ezmesi gelmişti, bu haliyle kaz ciğeri, billurdan farksızmış. Mango chutney’si güzeldi, ama kaz ciğerlerini yemeyi kaldıramadım. 

Dana Yanağı

Nihayet soğuk ve sıcak başlangıçlarımızı bitirdikten sonra, sıra ana yemeğe geldi, menümüzün ana yemeği, Izgara Dana Yanağı, Kalamata zeytin sos ve Mantarlı Lazanya’ydı. Hepsi de birbirinden güzeldi. Dana yanağı, dana etinden çok kuzu etine yakın, bol lifli, lime lime bir etmiş. Çok güzel pişmişti ve tam ağzıma layıktı. 

creme brulee

Son olarak Kumkuatlı Creme Brulee’ye geldiğimizde, tek bir lokma daha yiyemeyeceğimi düşünüyordum, ama ah’laya oh’laya, onu da yedik. Kaz ciğeri hariç, hepsi çok güzeldi ama, dülger ve ahtapotun tadını unutamayacağım lezzetler arasına yazdım. 

Topaz’ın ayrıca geniş bir şarap mahzeni ve usta bir de sommelier’si var. Fakat Monsieur Alain’le İngilizce ya da Fransızca bilmeyen müşterilerinin nasıl anlaştığını çözemedik. 

Adres: Ömer Avni Mahallesi İnönü Cad. No. 50. Gümüşsuyu İstanbul

Tel: 0212 249 10 01

Web: www. topazistanbul.com

Mikla

04 Mart 2009

2292192718_e5e3fd0572_o

Bütün çemkirmelerimi bitirdiğime göre, son zamanlarda gittiğim mükemmel yerlere geçebilirim ki, bunların başta geleni elbette Mikla’ydı. Açıldığından gidip yemek yemek içimde ukteydi, en sonunda “Mikla’da yemeden ölürsem, gözüm açık gider.” nazlanmalarım sonuç verdi. İkinci yıldönümü şenlikleri çerçevesinde, gidip Mehmet Gürs’ün övüle övüle bitirilemeyen İskandinav mamaları nasılmış tecrübe edebildik. Sonuç: Hakikaten de övüle övüle bitirilemeyecek bir yemekti. 

Mikla çoğunuzun bildiği gibi, Tepebaşı The Marmara’nın roof’unda konumlanmış olmanın bütün avantajlarından cömertçe yararlanan bir mekan. Yani manzara şahane. Müşterileri çoğunlukla orta yaş, fiyatlar da haliyle birazcık kallavi, ama hakediyor mu, ediyor. Özellikle turistler ve İstanbul’da yaşayan yabancıların da sıklıkla tercih ettiği bir yer olduğunu da gördük, neredeyse bütün masalarda İngilizce konuşuluyordu.  

Restoran kısmının dışında, oldukça şık bir bar bölümü de var, ufak bir aperatif almak isteyenlere de rahatlıkla tavsiye edebilirim. Mekan son derece sade, ama çok şık. Özellikle ışıklandırmaya bayıldım. Ortama genel olarak baktığınızda oldukça loş, fakat fotoğraflardan da anlaşılabileceği gibi, masalar son derece aydınlık. 

ızgara karides

Gelelim en civcivli kısım olan yemeklere… Başlangıçlardan itibaren, menüye baktığınızda, ne yiyeceğinize karar verememekten kaynaklanan bir çılgınlık hali yaşıyorsunuz. Kısa bir menü olmasına rağmen hepsi kulağa mükemmel geliyor. Biz uzun bir kararsızlık dönemi ardından, “Izgara Karides, Zeytinyağlı Pırasa, Hafif Sarmısaklı ve Acılı Ispanak, Limon Confit” den oluşan başlangıcımızda (27 TL) karar kıldık. Fakat Marine Somon (21 TL) ve Foie Gras’da (29 TL) da aklımız kalmadı değil. 

somon

Karidesler, nasıl diyeyim, özendirmek gibi olmasın ama bir içim su, bir lezzet fırtınası, bir sanat eseri gibiydi… Ispanak gibi çocukluk anılarımızda kötü anılar bırakan, bir sebze bile bu kadar lezzetli olabilirdi. Limon confit ise tabağın yıldızıydı. Artık daha ne diyeyim, çok güzeldi işte… Bütün yemeklerin olduğu gibi, başlangıcımızın sunumu da harikaydı. 

trakya kıvırcık fileto

 

Ana yemeklere gelince, deniz ürünü ve et ağırlıklı menüde yine seçim yapmakta zorlandık. Yukarıda gördüğünüz Trakya Kıvırcık Fileto (41 TL) bir etin ne kadar pişmesi gerektiğinin ve bir sosun ete nasıl bambaşka bir lezzet verebileceğinin tarifi gibiydi. 

dana bonfile

 

Izgara dana bonfile (42 TL) ise, patates kreması ve şarap redüksiyonuyla hazırlanmıştı ve artık söylemeye gerek duymuyorum, çok lezzetliydi. 

ızgara kılıç

Ana yemeklerden gözümüze çarpan diğer güzel seçenekler arasında “Izgara Kılıç, hafif sarmısaklı ve acılı ıspanak, Sebzeli Risotto” (45.50 TL), “Fıstıklı Trakya Kıvırcık Pirzola, Confit Soğan, Fıstık Ezmesi, Patates Terini” (45 TL) ve “Fırında Güllü Tavuk, Fırında Nohutlu Sebze, Erik Ekşisi” (36 TL) gibi yemekleri de sayabilirim. 

Granny Smith Sufle

Tatlılara gelince, biz yeşil elmayla hazırlanmış, Granny Smith sufle (13.50 TL) yedik. Açıkçası ben çikolatalı bir tatlı hayal etmiştim, yeşil elmayla karşılaşınca birazcık şaşırdım, ama hafif hafif yedik, fena da olmadı. Bir daha gidersem, Sakız ve şekerli kahveli milföy (15 TL) ya da Ilık Ahududu Çorbası (13 TL) deneyebilirim.

Tabi fiyatlar nedeniyle müdavimi olmak yürek ister, ama belki bir dahaki yıldönümüne : )

Adres: The Marmara Pera, Meşrutiyet Cad. No:1 Beyoğlu/İstanbul

Tel: 0212 293 56 56