Ağustos 2008 için Arşiv

Taze fasulye salatası

Cuma, 29 Ağustos 2008

O kadar sağlıklı ve lezzetli bir mama ki, bugün tabak tabak yedim gene de gözüm doymadı.Sizinle de paylaşayım tarifi…

Malzemeler:

  • 1/2 kilo ince taze fasulye
  • 1 yemek kaşığı zeytinyağı
  • 1 diş sarmısak
  • 1 domates
  • 1/2 limon

Yapılışı:

1. Fasulyeleri, yıkayıp uçlarını kesin.

2. 1 lt. kadar su kaynatın. Tuz ekleyin.

3. Fasulyeleri, tuzlu, kaynar suda 4 dakika kadar pişirin.

4. Kaynar sudan çıkardığınız fasulyeleri, renklerinin bozulmaması için, buzlu suya atın.

5. Azıcık zeytinyağında, üzerine çizikler atılmış bir diş sarmısağı hafifçe kavurun. Fasulyeleri ekleyin. Şöyle bir karıştırın.

6. Fasulyeleri, soğuduktan sonra, yarım limon suyu ve üzerine doğradığınız domateslerle servis edin.

Midpoint

Cuma, 29 Ağustos 2008

Midpoint’in nesini yazayım, zaten herkes biliyordur diye düşünüyordum, ama bu akşam yemeklerin fotoğraflarını çekmiş bulundum, kısaca bir-iki şey söyleyeyim dedim.

Biliyorsunuzdur belki, Kitchenette, House Cafe gibi, Starbucks’a özenip her köşe başına dükkan açan, İstanbul’un en güzel noktalarını resmen istila eden, fakat buna mukabil, hizmet ve yemek kalitesini gitgide düşüren mekanlara garezim var. Biri gider, biri gelir anlayışıyla müşterilerine kaba davranan bu kafeler, herhalde İstanbul’da dışarıda yiyip-içen kitleyi hiç tanımıyorlar. Çünkü benim bildiğim, bir kişiden çıkan kötü haber, ışık hızıyla yayılır ve bir daha kimse oraya uğramaz İstanbul’da. Benim arkadaş çevremde böyle en azından… Neyse sözüm meclisten dışarı (House Cafe’ye doğruuu…) demek istediğim şuydu ki, Midpoint böyle değil!

Onlar da şaka maka, 6 şube açmışlar. Beyoğlu ve Palladium şubeleri de yoldaymış. Yemekler biraz yağlı, menü her telden, her daim çok kalabalık ve gürültülü, ama gene de adamlar ilk gün neyse, bugün de o. O kadar şube açtılar, hiç harika bir anım olmadı ama hiç kötü bir anım da olmadı. Şaşırtıcı tarafları da var, mesela servis o kalabalıkta nasıl o kadar hızlı benim aklım almıyor. Ya da nasıl her seferinde, kalan son masaya oturmayı başarıyoruz? Her zaman yalnızca bir masa boş bırakmak gibi bir adetleri mi var acaba?

Neyse efendime söyleyeyim, MidPoint iyi bir yer, hoş bir yer, yemekler de hoştu. Ben gayet sade bir Louisiana Tavuk (17.50 YTL) yedim.

Bildiğiniz kemiksiz tavuk budu (biraz yediklerime dikkat etmeye çalışıyorum da), biraz da baharat… Yanındaki közlenmiş patatesler pek hoş. Yediklerime dikkat etmem haşlanmış brokoli yemeye ikna edemedi tabi beni o ayrı. Onlar kaldı tabakta.

Can Berk ise, Etli Quesedilla (15 YTL) aldı. Bu yemekler başkası söyleyince çok güzel görünüyor, ama ben menüye bakarken, ısmarlamak aklımın ucundan bile geçmiyor… Baya da güzeldi, belki bir dahaki sefere yerim.

Ve tatlı olarak, favori tatlılarımdan créme brulée (9 YTL) ile yemeğimizi noktaladık. Bu yemekte de en güzel şey tatlıydı bence.

Yalnız biraz daha ılık olabilirdi. Bir de tek kişi söylerken dikkatli olun, biz iki kişi bile bitiremiyorduk neredeyse. Baya cömert bir porsiyonu var.

Adres: Kanyon Alışveriş Merkezi No:185 Kat:1/164C Levent-İstanbul

Tel: 212 353 07 70

Web: www.midpoint.com.tr

Ev Yapımı Mayonez

Perşembe, 28 Ağustos 2008

Blender icat edilmeden önce ne kadar zormuş yahu ev yapımı mayonez yemek… Hatırlıyorum da çocukluğumda evde önemli bir misafir olduğunda, karides kokteyl üzerine koymak için yapılırdı. Ama yağını birazcık hızlı mı koydun, hemen bozulur, hiç acımaz. Yağıyla yumurtası birbirinden ayrılmaya başlarsa bir panikle, başka bir kaba alınır, soğuk suya tekrar eklenirdi. Bazen de toparlanmaz bütün malzeme çöp tenekesini boylardı. O yüzden yıllarca ev yapımı mayonez gözümü korkuttu, yanına yaklaşamadım. Ama tadını da unutamadım.

Bir de hep merak etmişimdir, acaba mayonez nasıl bulundu? Yani durduk yere hangi akıllı çıkıp “Ya ben limon, yağ ve yumurta sarısını şöyle ağır ağır karıştırayım, bak nasıl da yakışacak patates kızartmasına…” demiş olabilir ki? Neyse kendisini tebrik ediyoruz ve evinde mikseri olmayan okuyucularımızı da düşünerek, çocukluk travmalarımı canlandırmak pahasına fotoğraflarla mayonez tarifine geçiyoruz.

Malzemeler:

  • 2 yumurta sarısı
  • Yarım limon suyu
  • 1 çay kaşığı tuz
  • 1 su bardağı zeytinyağı (zeytinyağının asitsiz olmasına dikkat edin ya da ayçiçek yağı kullanırsınız)
  • 1 çay kaşığı hardal
  • 1/2 yemek kaşığı kaynar su

Yapılışı:

1. Mayonezin en önemli püf noktalarından bir tanesi, yumurtaların taze olduğundan emin olmak. Bunu anlamanın en kolay yolu ise, yumurtayı su dolu bir kaba atmak. Eğer yumurta dibe batıyorsa tazedir, ortada kalıyorsa orta tazelikte, cumburlop diye yüzeye fırlıyorsa, “yerseniz çır çır olursunuz” demek.

2. İki yumurtanın sarısını özenle ayırın, tuz, hardal ve limon suyunu ekleyip, tel çırpıcı yardımıyla (mikser ya da blender varsa çok daha iyi) aynı yöne doğru karıştırmaya başlayın.

3. Yarım yemek kaşığı kaynar su ekledikten sonra, yağı çok yavaşça karışımın içine akıtmaya başlayın. Özellikle blender’ı olmayanlar, karışım yağı iyice emmeden, daha fazla dökmemeye dikkat etsinler.

4. Olur da yağ ve yumurtalar ayrışırsa yapılacak şey, karışımı başka bir kaba almak, sonra da 1 yemek kaşığı soğuk suya, karışımı azar azar döküp yedirmek.


Domatesli şehriye çorbası

Perşembe, 28 Ağustos 2008

Ramazan’la beraber soğuk havalar da yaklaşıyor. Çorbalara hazırlansak fena olmaz…

Malzemeler:

  • 1 su bardağı şehriye
  • 1 lt. su
  • 1 çorba kaşığı salça
  • Et su bulyon
  • 3 domates (küp doğranmış)
  • 2 sivri biber (doğranmış)
  • Yarım limon suyu
  • Kekik - Pul Biber
  • Sarmısak tozu
  • Zeytinyağı
  • Kıyılmış maydanoz

Yapılışı:

  1. Azıcık zeytinyağında, salça, domates, ve biberleri kavurun.
  2. Üzerine 1 lt. suyu ve bulyonu ekleyin.
  3. Kaynadıktan sonra, şehriyeleri ilave edin.
  4. Kekik, pul biber, sarmısak tozu ve yarım limon suyuyla çeşnilendirin.
  5. Yaklaşık 10 dakika sonra, şehriyeler yumuşadığında kıyılmış maydanozla beraber servis edin.

Çubukta dondurma

Perşembe, 28 Ağustos 2008

Food proof‘ta gördüm, bu kadar kolay ve eğlenceli bir tarifi paylaşmadan edemedim. Özellikle çocuklar ve çocuk kalanlar bayılacaklar. Üstelik de sağlıklı. Bu tarifte yaban mersini ve mango kullanılmış. Ama tarifi daha kolay bulunan meyvelere de uyarlayabiliriz. Ya da hazır meyvalı yoğurtları da kullanabilirsiniz.

Malzemeler:

  • 1 su bardağı yoğurt
  • 1/3 su bardağı süt
  • 1 yemek kaşığı şeker
  • 1 tabak yaban mersini
  • 1 tabak mango

Yapılışı:

  • Yoğurt, süt ve şekeri mikserde karıştırıp, ikiye bölün.
  • Yarısını yaban mersinleriyle, yarısını mangolarla tekrar mikserden geçirin.

  • Karışımlardan ilkini küçük kaplara döküp (buzlukta çatlamayacak bir kahve fincanı olabilir) 30 dakika buzlukta bekletin.
  • Donan ilk karışımın üzerine, ikinci karışımı ve çubukları takıp, tekrar dondurun.
  • Kalıptan çıkarıp, afiyetle yemeye başlayın.

Çukurkeyif

Çarşamba, 27 Ağustos 2008

Nihayet yeni Limonlu Bahçe’yi açtılar. Bugün kutlu bir gündür, patlasın havai fişekler. “Limonlu Bahçe hala açık, daha geçen Berkecanlarla gittik” dediğinizi duyar gibiyim. Evet ama, eskisi havası kalmadı şekerler. İlk açıldığı zamanki, ahşap asma katlı, minderli, sessiz sakin, azıcık daha salaş halini özleyenleri Çukurkeyif’e alabiliriz.

Çukurkeyif, Çukurcuma’da, özenle gizlenmiş bir bahçe. O kadar özenle gizlenmiş ki, acaba buraya yazarak onlara kötülük mü yapıyorum diye düşünüyorum. Biz “Buralarda bir bahçe varmış…” diye sora sora Çukurcuma camisinin karşısındaki sokaktan Altıpatlar çıkmazına ulaştık. Ama minicik sokağın girişinde bile, içimde bir kuşku vardı ki, tam o sırada ufukta ustalıkla kamufle edilmiş tabelalarını seçtik. İçerisi ise bambaşka bir dünya… Minder filan yok ama, defnesinden, dutuna, palmiyesinden, kirazına çeşit çeşit ağaç var, bir de cilveleşen kediler..

Ne yazık ki pek aç değildik, yakın zamanda bir de yemeğe gider, size rapor veririm. Ama ufak tefek atıştırmalıklar ve bol muhabbetle saatlerimizi geçirdik. Çok keyifliydi.

Armut, üzüm, kayısıdan oluşan meyve sepeti (10 YTL) bizi baya oyaladı.

Arkasından da maydanozlu, sarımsaklı patates kızartması (6 YTL) aldık.

Bu patates kızartmasında sarmısak olayını çok tutmaya başladım ben. Çok basit bir fikir, ama çok lezzetli oluyor.

Yasin da kulüp sandviç (9 YTL) yedi.

Oldukça lezzetli gözüküyordu.

Kahvaltı menüleri çok geniş. Yumurtalı ekmekler, incir-cevizler, çeşit çeşit peynirler havalarda uçuşuyor. En yakın zamanda, önce kahvaltıya (10-16 YTL), sonra yemeğe gidilmesi gereken mekanlar listesine yazdım.

Adres: Altıpatlar Sokak, Altıpatlar Çıkmazı No:4 Çukurcuma-Beyoğlu

Tel: (0212) 251 11 93

Yumurtalı ekmek

Çarşamba, 27 Ağustos 2008

Hafiftarif.com bu tariften hiç hoşlanmayacak, sanırım hiç mi hiç hafif olmadı, hatta küçük çapta bir kalori bombası olarak adlandırabiliriz bu tarifi. Ama lezzeti süper.

Malzemeler:

  • 2 yumurta
  • 1/4 su bardağı süt
  • 1/2 su bardağı un
  • 4 adet tost ekmeği
  • 1 kaşık tereyağı
  • Bir kaç dilim çerkez peyniri (eriyen başka bir peynir de olabilir)

Yapılışı:

  1. Tost ekmeklerinin kenarlarını kesin.
  2. 2 yumurta ve sütü çırpın.
  3. Ekmekleri önce yumurta ve süte, sonra una batırın.
  4. Tereyağında hafifçe kızarttıktan sonra, iki ekmek dilimi arasına peynir dilimlerini koyun.
  5. 5-10 dakika, peynirler eriyene kadar fırında tutun.

Delicatessen

Çarşamba, 27 Ağustos 2008

Sayıklayıp duruyordum zaten “beni Delicatessen’e götürün diye”, geçenlerde filmini tekrar izledim (hani şu Jeunet-Caro ortak yapımı, mükemmel renkleri olan, süper absürd film) iyice rüyalarıma girmeye başladı. Belki duymuşsunuzdur, Bebek Mangerie’nin sahibi Elif Yalın’ın İstinye Park Mudo’nun içinde açtığı yeni mekanın ismi Delicatessen. Nasıl olacağını hayal edemiyordum açıkçası, Mudo’nun içinde bir restoranın. Gittim, yerinde teftiş ettim.

İçeri merakla girdik, pek aramaya lüzum olmadı. Şaşırtıcı derecede iyi bir havalandırma yapmışlar, ama gene de lezzetli bir koku bizi kendine doğru çekti, şıp diye bulduk. Mudo’da satılan mobilyaların bir parçası gibi gözüken, bir büyük beyaz masa, bir kaç da küçük ahşap masa karşıladı bizi. Bir de gördüğüm en açık mutfak ve çeşit çeşit mamaların olduğu bir vitrin, ha bir de bir de, bir masa dolusu tatlı…

İncelemeye vitrinden başladık.

Soldan sağa, ıspanak kökü (8 YTL), keçi peynirli fırında sebze salatası (20 YTL), Blue Cheese’li kuskus (8 YTL), Taze zencefilli patates püresi (8 YTL), kuşkonmaz (8 YTL), ahtapot yahni, morina balığı (32 YTL), fırında patates (8 YTL), cashew’lu brokoli (8 YTL), patlıcanlı pilav (8 YTL), dana kaburga (26 YTL), fırında bonfile (26 YTL), kuzu incik yahni (27 YTL), tavuk göğüs sarma (23 YTL) ve dana pirzola (27 YTL)… Davetleriniz için paket yaptırıp, eve götürebilirsiniz ya da hemencecik orada yiyebilirsiniz. İkisinin fiyatları farklı, ben porsiyon fiyatlarını yazdım.

Vitrinde görünenlerin haricinde, kahvaltı seçenekleri (16 YTL), salatalar (20 YTL) ve açık sandviçler (20 YTL) var. Belli ki hepsinin malzemeleri ince ince seçilmiş. Tezgahın sol tarafında ravioli (20 YTL) ve lazanyalar (20 YTL) duruyor. Raviolilerde seçenekler, Adaçayı ve Levrekli, Porcini mantarlı ve tavuklu, patlıcan ve peynirli, lazanyalarda da, bolognese soslu, pazılı ve ricotta peynirli. Ayrıca peynir ya da şarküteri tabağı da yaptırabiliyorsunuz.

Hepsi birbirinden güzel gözüken, bir sürü yemek olunca, hummalı bir karar aşamasına girdik. En sonunda ben adaçayı ve levrekli ravioli alayım dedim.

Ravioli, biraz tuzsuzdu ve ilk bakışta inanılmaz küçük gözüküyordu. Ben bununla hayatta doymam demiştim ama, tabağın sonuna geldiğimde şaşırtıcı bir şekilde yeterli geldi. Yani karnım doydu ama gözüm doymadı. Tabaklarının güzelliğini de övmeden geçemeyeceğim. Elif Hanım’ın anneannesinin porselenleriymiş, çok hoşuma gittiler.

Çağla devasa bir keçi peynirli fırında sebze salatası (20 YTL) yedi.

Bizim tabaklarımızın yanında onunki küçük bir gökdelen boyutlarındaydı, çok kıskandık. Sayabildiğimiz kadarıyla, patlıcan, kabak, biber ve patatesten oluşuyordu. Yemesi çok zor oldu ve fazlasıyla portakal kabuğu aroması vardı içinde. Portakalın iç bayıcılığını saymazsanız, fena bir yemek değil. Yanında aldığı zencefil ve lemongrass’lı patates püresi çok çok daha başarılıydı bence.

En isabetli seçimi ise Yasin yaptı. Mevsim sebzeleriyle doldurulmuş tavuk sarmayı, o aman aman beğenmese de, ben masanın en lezzetli yemeği seçtim kendisini. Çaktırmadan tabakları değiştirmeyi bile düşündüm. Bluecheeseli kuskusu da oldukça başarılıydı. O da azıcık tuzsuzdu ama. Tansiyon hastaları gönül rahatlığıyla gidebilir Delicatessen’e yani.

Yemeğin sonunda bir parça hayal kırıklığım vardı, belki tatlı moralimi düzeltir diye düşünüyordum. Son derece şeker ve muhabbetli garsonumuz beni tatlı masasına götürdü.

Şirinlerden fırlamış gibi duran (İslami versiyonu değil ama) elmalı tartlardan, vişneli bezelere, şarapta pişirilmiş armutlardan, böğürtlenli crumble’lara aklınıza gelebilecek en güzel tatlı mamüller bu masada. Gözüm döndü tabi, hangisinden alacağımı şaşırdım. Şeker garsonumuz, “Bakın beyaz çikolatalı brownie var” dedi ve “Bir defa deneyin, sırf onun için bir daha gelirsiniz ” diye de fısıldadı. Eh, ben de dayanamadım.

Hafifçe fırında ısıtılıp, yanında da vanilyalı dondurmayla gelince, garsonumuza hak vermemek imkansızdı. Sırf bu brownie (8.50 YTL) için bir daha Delicatessen’e gitmeye değer. Kendisini cennetten çıkma lezzetler kategorisine aldım.

Kemerburgaz ve Sarıyer’de de şubeleri açılmış, belki Mudo’nun içinde yemekten daha keyifli olabilir bu şubeler. Bir de değişik okazyonlar için, farklı hazır sepetler satıyorlar. Teknede başbaşa, Kilyos Sepeti, Mutfaksever, Kahvesever gibi paketleri var. Tuzlu ama eğlenceli bir fikir. E tekneniz varsa, tekne sepetine 250 YTL bayılırsınız artık.

Tel: (0212) 345 62 56

Adres: Mudo City, İstinye Park

Web: www.delicatessenistanbul.com

Mantarlı krep

Pazartesi, 25 Ağustos 2008

Kahvaltı için son derece basit ve lezzetli bir seçenek krep. İçini ister tatlı, ister tuzlularla doldurup, istediğiniz çeşitlemelerle servis edebilirsiniz.

Malzemeler:

  • 2 yumurta
  • 1 su bardağı un
  • 1.5 su bardağı süt
  • Bir tutam tuz
  • Her bir krep için 1 çay kaşığı tereyağı

İçi için:

  • 250 gr. mantar
  • Beyaz peynir
  • Eritme peyniri
  • Nane
  • Maydanoz
  • Domates

Yapılışı:

  1. 2 yumurta, un ve sütü mikserde, pürüzsüz bir karışım olana kadar çırpın.
  2. Mantarları küçük doğrayıp tereyağında sote edin. Taze otlarla çeşnilendirin.
  3. Kepçeyle aldığınız krep karışımını, küçük bir teflon tavada erittiğiniz tereyağında pişirin.
  4. İçine peynir, mantar ve domates koyup, rulo yapın.
  5. İsterseniz reçel ya da fındık ezmesiyle de servis edebilirsiniz.

Dokuz - Ece Aksoy

Pazartesi, 25 Ağustos 2008

Gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki, Abra Cadabra’dan sonra bu yazın favorileri listeme bir adres daha ekledim: Dokuz Ece Aksoy. Bilen bilir (benim yaşım pek müsait değil, ama abilerim ablalarımdan çok dinledim) Arnavutköy’deki Ece Bar bir zamanların en büyük fenomenlerinden biriymiş. Sadece, dinlediğim Sezen Aksu hikayelerinin çoğunun geçtiği yer olması yüzünden bile, gözümde başka bir yeri var Ece Bar’ın. Fakat Ece Aksoy, burayı ismiyle beraber başkasına devrettiğinden, gidip havasını solumak, mezelerinden tatmak fırsatım olmamıştı. 2 gün önce, nerede yesek diye araştırma yaparken rastladım. Cumartesi akşamı, bir kaç saat öncesinden, 8 kişilik masa bulmak imkansız gibi gelmişti, ama şansımıza sokaktaki en güzel masayı kaptık. Hatta biraz şüphelendim bile ne yalan söyleyeyim, yer varsa bir problem mi var acaba diye. Bütün bu düşüncelerimi afiyetle yedim gecenin sonunda. Fakat siz siz olun işinizi böyle son ana bırakmayın, erkenden rezervasyonunuzu yaptırın.

Biz bu sefer, 8 kişilik bir heyetle gidince bir sürü yemek deneme fırsatımız oldu.

Dokuz’un esas klasiği Karışık Ot Salatası, mevsim itibariyla ellerinde olmadığından yemyeşil salatayla (10 YTL) onu kompanse ederiz diye düşündük. Sırf marul gibi durduğuna bakmayın, içinde tere, nane, roka, fesleğen, maydanoz gibi yeşilliklerden oluşan bir karışım var, ama küçük diyince, bu kadar küçük geleceğini düşünmemiştik.

Vatan hasretiyle yanıp tutuşan İzmir’lilerimiz, isminin cazibesine kapıldı, Ege Lokumu’yla devam ettik. Ege Lokumu (18 YTL), bol bol, çok bol sarmısaklı, kıymalı cevizli yufka esasen. Bana göre fazla sarmısaklıydı, ben yalnızca tadına baktım, ama sarmısak sevenler, ayıla bayıla yediler.

Onno patates (10 YTL), Onno Tunç’a adanacak kadar güzel, hatta bence masaya gelenlerin en güzeliydi. İncecik, cips gibi kesilmiş patatesler, çok ince bir sarmısak aroması ve taze kekikle geliyor. Neyse ki, hemen yanımda oturan Ayşe Nur ısmarlamıştı da, bütün yemek boyunca otlanıp durdum. İnce bir vicdan azabım da var, kızcağızı aç bıraktım diye, ama hakkaten dayanılmazdı.

Sahanda kuzu (22 YTL) benim tercihimdi. Çok güzel pişmişti, tam kıvamında yağlıydı, ne olduğunu tam çözemediğim hoş bir ot aroması da vardı. Tek eksiği, insan o kadar etin yanında, ağzının tadını değiştirecek bir garnitür arıyor. Azıcık patates ya da pilavla gelse çok memnun olurdum.

Izgara kırmızı biber püreli sosuyla gelen, pembe soslu bonfile (25 YTL), çok güzel gözüküyordu. Can Berk ve Fuat, etlerin bir parça daha az pişmiş olmasını tercih edeceklerini söylediler, ama bence çiğ et yemeye devam edersek, hepimiz kurtlanıcaz. Sosyetik kasabımız Dükkan bana kızarsa kızsın ama, ben etlerden kan akmayan eski güzel günleri özlüyorum. Ayrıca tırtıkladığım kadarıyla, etin yanındaki soğanlı patates püresi harikaydı.

Sokak köftesi (13 YTL) yine menünün klasiklerinden… Bildiğiniz maç çıkışı tükrük köftesi tadında, yanında yağına bandırılmış ekmek ve arpacık soğanlarıyla geliyor.

Bir de dağdaki kümeslerden gelen tavuk kanatları (10 YTL) vardı ki, onların çok pişmiş olduğuna ben de katılıyorum.

Bu kadar yemeğin üstüne hala aklımda kalan yemekler olmadı mı, oldu… Mesela 10 defa alsak mı almasak mı dedik, en sonunda almadık ama, bir daha rakımı açıcam, yanına da zeytinyağlı tabağı (18 YTL) alacağım. Mevsimi gelince kesin ot salatası (10 YTL) yiyeceğim. Sarmısaklı köfteden (13 YTL) en azından tadacağım.

Tatlılara gelince, en büyük kararsızlık orada yaşandı. “Doğrusu şık kadındır, Şık Latife…” diyip, krema, meyve püresi, kakao, brendy ve pandispanya karışımından oluşan Şık Latife (12 YTL) yedim. Beklediğim kadar özel bir lezzetle karşılaşamadım. Ama sıcak çikolata soslu Adisababa (12 YTL), gelincik reçelli sakızlı muhallebi (10 YTL) ve kuşburnu soslu meyveli irmik (10 YTL) çok feci içimde kaldı. Bir daha gidildiğinde yenecekler listesinde yer almaya hak kazandılar.

Dokuz’un şu an itibariyla tek kusuru, daracık bir sokakta yer alması. Sokağa masa atmaları pek güzel, ama dana gibi cipleriyle, hatta ve hatta kamyonları, tanklarıyla o sokaktan geçmek için debelenen güzide şöförlerimiz oldukça, sokakta oturmak, Jungle Safari yapmakla eşdeğer. Yol kenarında oturan arkadaşlarımız, her saniye sandalyelerinden yuvarlanma tehlikesiyle burun buruna yediler yemeklerini. Dokuz ve arkadaşları, sokaktan araba geçmemesi için imza toplamışlar, ama henüz etkili olmamış.

Bu kusuru rahatlıkla göz ardı etmenize yarayacak en güzel tarafı ise, iki yandan örgülü saçlarıyla Ece Aksoy’un sürekli orada olması, masa masa gezip, herkesle sohbet etmesi (hatta bir ara hemen karşıdaki La Brise’in müşterilerini çalacaktı) ve çalışanların had safhada iş bilir ve profesyonel olmasıydı.

Bu arada, başta yapmam gerekeni, sona bıraktım ama, Dokuz’un yerini de tarif edeyim. Tepebaşı The Marmara’nın yanındaki sokak, ismi gibi dokuz numara. Karadeniz Pidecisi ve La Brise’in tam karşısı…

Yesek.com da yazmış burayı.

Adres: Asmalımescit Oteller Sokak no:9-B Tepebaşı / Beyoğlu / İstanbul

Tel: 0212 245 76 28-41

Web: http://www.dokuzeceaksoy.com