
Efendim, Brüksel lezzetleri serimiz devam ediyor. Geçen yazımda, çikolatacılardan, wafflelardan, şekerlemelerden bahsetmiştim. Bu yazıda da biraz tuzlulara değinelim isterseniz.
Her köşe başında buram buram kokan, her masada, her turistin elinde görebileceğiniz iki mühim lezzet, patates kızartması ve moules tabir edilen midyeler. Biz dolmasına, kızartmasına alışığız, ama bu etli, kocaman, beyaz midyeleri de seveceğinize inanıyorum. Pek çok menüde Moules Mariniere olarak, kereviz saplı, soğan ve şaraplı sosuyla beraber servis edilse de, bazı restoranlarda kremalı ve sarmısaklı ya da domates soslu versiyonları da mevcut. Yukarıdaki resim, Brüksel’in restoranlar sokağı Rue des Bouchers’de 1 Michelin yıldızlı Aux Armes de Bruxelles (Brüksel’in kollarında) adlı lokantada çekildi. Tadına baktıklarım içinde en iyisi olduğunu söyleyebilirim. Fakat Aux Armes de Bruxelles servisten sınıfta kaldı. Yemeklerimiz unutuldu, geç geldi, yarım geldi, sonuç olarak 3 saatte ancak bitirebildik. Ama gene de bir defaya mahsus bir aksilik olduğunu düşünmek istedim. Yoksa alıcaktım yıldızlarını geri…
Rue des Bouchers’nin bir diğer ünlü restoranı Chez Leon, her daim kalabalık, her daim cıvıl cıvıl… Biraz daha uygun fiyatlara gene son derece lezzetli midyeleri lüpletebilirsiniz. Üstelik en çok çeşit de buradaydı. 1893′den beri açık olan bu lokanta, başka ülkelerde de şubeler açtığı için, en meşhur midyecilerden biri. Fakat restorandan çok fast-food’cu havası hakim. Tabi bütün bunları es geçip, her dilde basit cümleleri kurabilen, Türk olduğunuzu öğrenince hemen “İyakşamlar” “Afiet olsun” gibi cümlelerle sizi selamlayan, sizi içeri çekmek için ne yapacağını şaşırıp, sonra eğer içinizden biri yemek yemiyorsa, kapı dışarı etmekte sakınca görmeyen Fas’lı garsonlara da bir şans verebilirsiniz. Ama güleryüzlerine aldanıp, hesabınızı kontrol etmeden kalkmayın. 12 Euroluk menüyü 18 Euroluk menü olarak yazabiliyorlar.
Ayrıca unutmadan söyleyeyim, Chaussée de Louvain’de tam bir aile sıcaklığında yemek yiyebileceğiniz La Bonne Humeur de, şehrin en iyi midyelerini yapan yerlerin başında geliyor. Fiyatları da şehir merkezindeki lokantalara göre daha uygun. Yalnız dikkat Salı-Çarşamba kapalılar, hatta öğlen yemeklerinde de açık olduklarını zannetmiyorum.

Patates kızartmalarına gelince, isminin French Fries olarak dünya literatürüne geçtiğine bakmayın. Fransızlar da kabul ediyorlar ki, bu iş Belçikalılarına marifeti. Biraz pis görünümlü kızartmacılar, çoğunlukla kağıt külahlara patatesleri doldurup, üzerine de genellikle mayonez döküp servis ediyorlar. Andalouse gibi değişik sosları da deneyebilirsiniz. Yukarıdaki fotoğraf, şehrin en iyi kızartmacılarından biri olarak anılan Place Jourdan’daki Maison Antoine’da çekildi.
Ayrıca gene şehir merkezinden azıcık uzaklaşırsanız, Saint-Gillis ve Saint-Josse civarlarındaki kızartmacılardan, Friterie de la Barrière ve Chez Martin’i tavsiye edebilirim. Buraların Türk mahallesi olduğunu da belirteyim.

Ramazan Ramazan abdest kaçırmak gibi olmasın ama, malum, Belçika’nın biraları da çok meşhur. Biz oradayken, bütün Grand Place’ı kapatıp, 3 gün süren bir bira festivali yaptılar, canlı olarak şahit olduk, 1000′lerce çeşit biraları var. Ama enteresan bir şekilde, çok bira içen, İngilizler ve Almanların aksine, Belçikalıların ağızlarıyla içtiklerine şahit oldum. 3 gün-3 gece bira festivali olmasına rağmen, sarhoş olup, ona buna sataşanını, kusanını az gördüm. Takdir ettim.

Siz bir bira festivaline rastlamazsanız üzülmeyin, Delirium Cafe’de her gün festival var çünkü. Neredeyse Guiness rekorlar kitabına girecek kadar geniş bir bira menüleri var. 2000 çeşitten fazla… Üstelik öyle bir dekorasyon yapmışlar ki, içmeden sarhoş oluyorsunuz, tavandaki tepsiler, şemsiyelerle, dünyanız tersine dönüyor.

Belçik’da gördüğüm en ilginç biralardan biri Kwak. Hem şekerli, çok değişik bir aroması var, hem oldukça sert bir bira (%8 alkol), ama asıl ilgi çeken tarafı enteresan servis şekli. Büyükçe bir deney tüpüne benzeyen bardağını, tahta bir destek ünitesiyle beraber getiriyorlar. Tahta sapından tutup, yuvarlıyorsunuz.
Denenmesi gereken bir diğer biraları, Kriek adlı vişneli bira. Bunun benzeri, frambuaz, şeftali, elma aromalı biralar da var. Ayrıca renk seçenekleri de çok çeşitli, koyu renkli ale’leri biliyorsunuzdur. Burada bir de beyaz biralar var. Hoegaarden’i deneyebilirsiniz. Bir tane daha var, o çok kötü kokuyor, ama ne yazık ki ismini hatırlayamıyorum.
Sıkı biracılara ise önerim Trappiste biralar olacaktır. Chimay, Westmalle, Orval deneyebilirler. Leffe ve Stella Artois’yı da unutmamak lazım tabi.
Brüksel’in klasik lezzetlerini bitiridik. Bir sonraki yazımda bu yemeklerden bazılarının tarifleri ve ayrıca daha gizli saklı geleneksel Belçika lezzetleriyle sizlerle beraber olacağım.
O zamana kadar sağlıklı ve esen kalın sevgili okuyucularım.