Antakya Mutfağı
Cuma, 02 Temmuz 2010Biliyorsunuz internet sansürü yüzünden bir süredir boykottaydık, ama Google’ın Türkiye’de engellenmesinin üzerinden 29 gün geçti. Bu saçmalıktan geri adım atmaya niyetli görünmüyor kimse. Arada Antakya’ya da gidince, yazmadan edemedim artık. Kızgınlığım geçmedi ama, hala eylemdir, toplantıdır uğraşıp duruyor bir grup insan. Siz de ufak da olsa destek vermek isterseniz, www.sansursuzinternet.org.tr adresinden hazırlanan deklarasyonu okuyabilir, dilerseniz imzalayabilirsiniz.
Bu arada dediğim gibi ben 4 günlüğüne her yemek aşığının harikalar diyarı, Antakya’daydım. Sıcağa rağmen, midelerimizi turbo moduna alıp, öyle yedik. Masadan her kalktığımızda, çatlayacak gibiydik, gerçekten inanılmazdı yemekler. Taşıyabildiğimiz kadar çifte kavrulmuş Antakya kahvesini, künefeyi, zahteri, tuzlu yoğurdu da yanımıza alıp döndük İstanbul’a, ama aklım hala orada.
İlk akşam, Harbiye’de serin şelalelerin arasından yukarılara tırmanıp, geniş, yeşil bir vadiyi kuşbakışı gören Kervan Restoran’da oturduk. Sanırım yemek yediğimiz yerler içinde de en güzellerinden biri burasıydı. Her yerde olduğu gibi önce çıtır çıtır, taze naneler geldi önümüze. Bol limonu, nar ekşisini basıp yediğinizde, İstanbul’da yediğiniz nanelere çimen gözüyle bakarsınız, o kadar lezzetliler. Ardından süper garsonumuz, ışık hızıyla mezelere boğdu bizi.
Humus, Babagannuş, Muhammara, Zahter Salatası, Süzme Yoğurt, Köz Biberler, artık Allah ne verdiyse… Ama favorim Ali Nazik’ti. Genelde çok sarmısaklı olduğu için pek de bayılmadığım Ali Nazik, Antakya’nın meşhur tuzlu süzme yoğurdu ve yumuşacık etleriyle birlikte resmen sanat eseri gibiydi.
Daha yoldayken sayıklamaya başladığım Sac Oruğu’nu yemek için de en güzel yerlerden biri Kervan. Sac Oruğu, malzemeleri yönünden içli köfteye benziyor. Yalnız baharat yönünden daha zengin, bol maydanoz kullanılarak yapılıyor ve tabi bir de yassı olmak gibi bir farkı var. Bazı yerlerde iç harcı az, dışı kalın oluyor, Kervan’da tam tersi. O yüzden en çok oradakini beğendim.
Antakya’da her yemeğin mutlu sonu künefe için de yine bir numaram Kervan’dı. Anlatmak istiyorum lezzetini, ama kelime dağarcığım yetersiz kalıyor resmen. O uzayan peynirler, o çıtır çıtır kadayıf, mis kokulu fıstıkların tadını anlamak için gidip denemeniz gerek.
Kervan’da ızgara tavuk meşhurmuş, kebap için bir sonraki akşam merkezdeki Anadolu Restoran’a gittik. Yine klasik mezelerle başlayıp bu sefer, Antakya’ya özel çiğ köftelerle devam ettik. Kıvamından bahsetmiyorum bile, resmen sakız gibi, macun gibi bir şeydi, ama asıl özelliği yanında gelen pişmiş kıymayla beraber yenmesi.
Ardından yaprak kesilmiş etlerin altında, o etlerin tadıyla harmanlanmış gelen maydanozlardan oluşan Anadolu Kebap geldi. Bakın dikkatinizi çekiyorum, maydanozun üstünde et var demiyorum, etin altındaki maydanozlardan oluşuyor diyorum. Çünkü asıl numarası maydanozlarda.
Tabi burada bitmedi yemek, Anadolu Kebabıyla birlikte testi kebabı ve kağıt kebabı da geldi. Bunlardan biri domates sosuyla toprak güveçte geliyor, diğeri yufkanın içerisinde. Özellikle domatesli olan testi kebabını çok beğendik.
Son olarak bir öğlen gene şehir merkezindeki Sultan Sofrası’nda öğlen yemeği yedik. Burası biraz daha esnaf lokantası kıvamındaydı. Yemekler mevsimden mevsime, günden güne değişiyor. Mesela biz giderken Kabak Borani’lerinin methini duymuştuk, ama gittiğimizde bulamadık. Onun yerine bulgurlu köfteleriyle baya lezzetli olan Yoğurt Aşı’nın ve mumbar dolmasının, bir de kaytaz böreğinin tadına baktık.
Yaz yaz bitmiyor Antakya yemekleri, daha da var aslında ama, onları da kısa geçeyim, bu ara yazacak çok yer birikti çünkü. Giderseniz Maho’da kebap, Kral Künefe’de Künefe yemeyi, bol bol çay bardağında Antakya Kahvesi içmeyi (süvari diyorlar buna), bici bici (ya da haytalı) tatlısının tadına bakmayı unutmayın.























































