‘İstanbul Dışı’ Kategorisi için Arşiv

Brüksel Lezzetleri-2

Pazartesi, 22 Eylül 2008

Efendim, Brüksel lezzetleri serimiz devam ediyor. Geçen yazımda, çikolatacılardan, wafflelardan, şekerlemelerden bahsetmiştim. Bu yazıda da biraz tuzlulara değinelim isterseniz.

Her köşe başında buram buram kokan, her masada, her turistin elinde görebileceğiniz iki mühim lezzet, patates kızartması ve moules tabir edilen midyeler. Biz dolmasına, kızartmasına alışığız, ama bu etli, kocaman, beyaz midyeleri de seveceğinize inanıyorum. Pek çok menüde Moules Mariniere olarak, kereviz saplı, soğan ve şaraplı sosuyla beraber servis edilse de, bazı restoranlarda kremalı ve sarmısaklı ya da domates soslu versiyonları da mevcut. Yukarıdaki resim, Brüksel’in restoranlar sokağı Rue des Bouchers’de 1 Michelin yıldızlı Aux Armes de Bruxelles (Brüksel’in kollarında) adlı lokantada çekildi. Tadına baktıklarım içinde en iyisi olduğunu söyleyebilirim. Fakat Aux Armes de Bruxelles servisten sınıfta kaldı. Yemeklerimiz unutuldu, geç geldi, yarım geldi, sonuç olarak 3 saatte ancak bitirebildik. Ama gene de bir defaya mahsus bir aksilik olduğunu düşünmek istedim. Yoksa alıcaktım yıldızlarını geri…

Rue des Bouchers’nin bir diğer ünlü restoranı Chez Leon, her daim kalabalık, her daim cıvıl cıvıl… Biraz daha uygun fiyatlara gene son derece lezzetli midyeleri lüpletebilirsiniz. Üstelik en çok çeşit de buradaydı. 1893′den beri açık olan bu lokanta, başka ülkelerde de şubeler açtığı için, en meşhur midyecilerden biri. Fakat restorandan çok fast-food’cu havası hakim. Tabi bütün bunları es geçip, her dilde basit cümleleri kurabilen, Türk olduğunuzu öğrenince hemen “İyakşamlar” “Afiet olsun” gibi cümlelerle sizi selamlayan, sizi içeri çekmek için ne yapacağını şaşırıp, sonra eğer içinizden biri yemek yemiyorsa, kapı dışarı etmekte sakınca görmeyen Fas’lı garsonlara da bir şans verebilirsiniz. Ama güleryüzlerine aldanıp, hesabınızı kontrol etmeden kalkmayın. 12 Euroluk menüyü 18 Euroluk menü olarak yazabiliyorlar.

Ayrıca unutmadan söyleyeyim, Chaussée de Louvain’de tam bir aile sıcaklığında yemek yiyebileceğiniz La Bonne Humeur de, şehrin en iyi midyelerini yapan yerlerin başında geliyor. Fiyatları da şehir merkezindeki lokantalara göre daha uygun. Yalnız dikkat Salı-Çarşamba kapalılar, hatta öğlen yemeklerinde de açık olduklarını zannetmiyorum.

Patates kızartmalarına gelince, isminin French Fries olarak dünya literatürüne geçtiğine bakmayın. Fransızlar da kabul ediyorlar ki, bu iş Belçikalılarına marifeti. Biraz pis görünümlü kızartmacılar, çoğunlukla kağıt külahlara patatesleri doldurup, üzerine de genellikle mayonez döküp servis ediyorlar. Andalouse gibi değişik sosları da deneyebilirsiniz. Yukarıdaki fotoğraf, şehrin en iyi kızartmacılarından biri olarak anılan Place Jourdan’daki Maison Antoine’da çekildi.

Ayrıca gene şehir merkezinden azıcık uzaklaşırsanız, Saint-Gillis ve Saint-Josse civarlarındaki kızartmacılardan, Friterie de la Barrière ve Chez Martin’i tavsiye edebilirim. Buraların Türk mahallesi olduğunu da belirteyim.

Ramazan Ramazan abdest kaçırmak gibi olmasın ama, malum, Belçika’nın biraları da çok meşhur. Biz oradayken, bütün Grand Place’ı kapatıp, 3 gün süren bir bira festivali yaptılar, canlı olarak şahit olduk, 1000′lerce çeşit biraları var. Ama enteresan bir şekilde, çok bira içen, İngilizler ve Almanların aksine, Belçikalıların ağızlarıyla içtiklerine şahit oldum. 3 gün-3 gece bira festivali olmasına rağmen, sarhoş olup, ona buna sataşanını, kusanını az gördüm. Takdir ettim.

Siz bir bira festivaline rastlamazsanız üzülmeyin, Delirium Cafe’de her gün festival var çünkü. Neredeyse Guiness rekorlar kitabına girecek kadar geniş bir bira menüleri var. 2000 çeşitten fazla… Üstelik öyle bir dekorasyon yapmışlar ki, içmeden sarhoş oluyorsunuz, tavandaki tepsiler, şemsiyelerle, dünyanız tersine dönüyor.

Belçik’da gördüğüm en ilginç biralardan biri Kwak. Hem şekerli, çok değişik bir aroması var, hem oldukça sert bir bira (%8 alkol), ama asıl ilgi çeken tarafı enteresan servis şekli. Büyükçe bir deney tüpüne benzeyen bardağını, tahta bir destek ünitesiyle beraber getiriyorlar. Tahta sapından tutup, yuvarlıyorsunuz.

Denenmesi gereken bir diğer biraları, Kriek adlı vişneli bira. Bunun benzeri, frambuaz, şeftali, elma aromalı biralar da var. Ayrıca renk seçenekleri de çok çeşitli, koyu renkli ale’leri biliyorsunuzdur. Burada bir de beyaz biralar var. Hoegaarden’i deneyebilirsiniz. Bir tane daha var, o çok kötü kokuyor, ama ne yazık ki ismini hatırlayamıyorum.

Sıkı biracılara ise önerim Trappiste biralar olacaktır. Chimay, Westmalle, Orval deneyebilirler. Leffe ve Stella Artois’yı da unutmamak lazım tabi.

Brüksel’in klasik lezzetlerini bitiridik. Bir sonraki yazımda bu yemeklerden bazılarının tarifleri ve ayrıca daha gizli saklı geleneksel Belçika lezzetleriyle sizlerle beraber olacağım.

O zamana kadar sağlıklı ve esen kalın sevgili okuyucularım.

Brüksel Lezzetleri

Pazar, 21 Eylül 2008

Nihayet gezdim, gördüm, döndüm İstanbul’a. Artık gördüklerimi bırakıp, yiyip içtiklerimi anlatmaya başlayabilirim. Daha önce de söylediğim gibi 20 gündür Brüksel’de stajdaydım, başka şehirlere de uğradım ama Brüksel’den başlayalım. Ne de olsa en çok vaktim orada geçti. Üstelik Brüksel minicik, küçücük, içi dolu turçucuk bir şehir olabilir, ama mamaları küçümsenebilecek gibi değil.

Klasik bir petit-déjeuner a la française‘le başlayalım. Fransız usulü kahvaltı deyince, ne yazık ki, omletler, peynirler, sınırsız çaylar filan hayal etmemek lazım. Ama çıtır çıtır, sıcacık croissant’lar, mis kokulu kahveler, reçel ve tereyağı bana yeter diyorsanız, istemediğiniz kadar var, hem de her köşe başında. Benim favorim, işyerime çok yakın olan, Avenue de Tervueren’deki Au Temps Passé, türkçe meali, “geçmiş zamanlarda”. Benim gittiğim saatlerde croissant’ları fırından yeni çıkarmış oluyorlar, her lokma ayrı bir zevk oluyor. İstanbul’dan aşina olduğumuz “Le Pain Quotidien” ve “Paul” de Brüksel’lilerin favorilerinden. Özellikle üzümlü, elmalı ve çikolatalı çörekleri, sabah saatlerinde çok güzel oluyor.

Brüksel sokaklarında gezinmenin en heyecan verici taraflarından biri de, her köşeden burnunuza çarpabilecek enfes kokuları, civcivli vitrinleri, şişe takılmış çileklerin üzerine dökmek için, hiç durmadan akan çikolata şelaleleriyle çikolata dükkanları. Gördükçe dayanamayıp, içeri dalıyor, hepsinden bir-iki tane sardırıp, hangisinin en güzel olduğuna karar vermeye çalışıyorum.

Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok aslında, en güzeli yakın zamanda Ülker’in satın aldığı ve korkulanın aksine, ne likörlü çikolataları, ne de ata binmiş, cesur ve güzel Lady Godiva’lı logosu değişmeyen Godiva. Truffle’ları, bisküvileri, praline’lerinin hepsi birbirinden güzel. Tabi fiyatları da çok güzel. Ümit ediyorum ki, Ülker bize bir güzellik yapsın da Türkiye’de daha ucuza satılmaya başlasın Godiva. 100 gr.lık kutuları burada 16-17 Euro civarında. İnsan yemeye kıyamıyor. Çocukluğumdaki gibi, bitmesinler diye, her gün yarım tane yiyorum şimdilik.

Çok daha uygun fiyatlarıyla Leonidas, Brüksel’lilerin en çok uğradığı çikolatacılardan biri. Onların 100 gr.lık kutuları 4-5 Euro civarında. Meyvalı seçenekleri çok cazip gözüküyor, ama çikolatadan çok, krema yiyormuşsunuz izlenimi veriyorlar.

La Corné Toison D’Or, Grand Place’da, Avrupa’nın ilk alışveriş merkezlerinden biri olan Saint-Hubert de Bruxelles’deki butiğinde sergiliyor çikolatalarını.

Bu fotoğraftaki çikolata tabletleri beni benden aldı. Hepsinden birer tane aldık. Özellikle beyaz çikolatalı olan harikaydı. Tanesi 3.45 Euro… İnsanın yemeden, bir vitrinde sergileyesi geliyor.

Yıllık çikolata tüketimi, kişi başı 200 kg.’ın üzerinde olsa da, Belçikalılar yalnızca çikolatayla tatlandırmıyorlar ağızlarını. La Cure Gourmande, içeride her tür oyuncaklı, lolipop, karamel, bisküvi satılan eğlenceli dükkanlardan yalnızca biri. Özellikle güllü karamellerini ve fıstıklı nougat’larını tavsiye ederim.

Tabi Brüksel’in çikolata, şekerleme kadar ünlü bir tatlısı daha var ki, o da gaufre adıyla anılan waffle’ı. Bizim alışık olduğumuzdan daha kalın, Abbas usulü çikolata, karamele de bulamıyorlar. Çoğunlukla krem şanti ve çileklerle servis ediliyor, bazen üzerine bir top da dondurma konduruluyor.

Şehir meydanı, Grand Place’ın arkasındaki Gaufre de Bruxelles en güzeli olmasa da en ünlü waffle’cılardan biri. Burada Bruxelles usulü ya da Liege usulü iki tip waffle servis ediliyor. Liege usulü waffle daha yumuşak, yuvarlak ve şekerli; Bruxelles usulü ise, dikdörtgen, çıtır çıtır ve daha az tatlı oluyor.

Şimdilik bu kadar olsun, bir sonraki yazıda da Brüksel’den en çıtır patates kızartmaları, buz gibi biralar, çeşit çeşit soslu midyeler ve en özel restoranlar sizinle olacak…