‘Balıkçı’ Kategorisi için Arşiv

Küçük Ev – Samatya

Cumartesi, 03 Temmuz 2010

Yaz nedeniyle bir vakit boşluğumuz var, sürekli sokaklarda geziniyoruz bu ara, ama Tarabya-Bebek hattı üzerinde, en fazla Taksim’e kadar gitmekten içime fenalıklar gelmişti ki, Ezgi imdadımıza yetişti. Ona uyup, Samatya’ya kadar gittik geçen hafta, çok da iyi yaptık. Küçük Ev’in Samatya Meydanı’na en hakim masalarından birinde, plastik sandalyelerimize kurulup, kendimizi garsonumuzun ellerine emanet ettik. Küçük Ev’de siparişler formalite icabı alınıyor. Bir şekilde, başta aklınızda olanlar gelmiyor önünüze, ama bu sanki sizin fikrinizmiş gibi hissediyorsunuz.

Koca koca porsiyonlarla midye tavalarımız, 2 porsiyon kalamarımız, bir de tepeleme dolu çıtır hamsilerimiz geldi.

Özellikle hamsiler o kadar lezzetliydi ki, ancak yarısını bitirdikten sonra, fotoğrafını çekmek aklıma geldi. Öğlen sıcağının altında bir tek rakı bile içmeye ikna edildim. Tek dediğime de bakmayın, “senin dişinin kavuğuna gitmez bu” diyerek önüme gelen domuz sıkısı tabir ettiğimiz çifte duble rakıydı aslında. Herşeyin gözüme olduğundan güzel gözükmesi, yanımdaki süper arkadaşlarım haricinde, bu dubleye de bağlanabilir.

Üç kişi baya makul bir hesap ödedik, tam hatırlayamıyorum ama 40 küsür bir şeydi galiba.

Akbabalı Meyhane

Perşembe, 27 Mayıs 2010

Bir kaç gün önce, prensip olarak rezervasyon sevmeyen bir grup İzmirliyle birlikte, Asmalımescit’te meyhane arayışına girdik. Çoktan kabul etmemiz gerekirdi ki, artık o eski, güzel rezervasyonsuz günler sona ermiş. Haftaiçi de olsa, saat henüz akşam yemeği için erken de olsa, açlıktan ölüyorum desen, ilaç için oturacak bir yer bulamıyorsun artık o civarlarda. Resmen saatlerimizi ayarlayıp, iki ayrı gruba bölündük yer bulabilmek için, operasyonumuz ise Tünel’de, hani şu parmaklıklı kapıdan girilen pasaj var ya, hah, işte oradaki Akbabalı Meyhane’de son buldu.

Geçen yaz, Büşra’nın doğumgünü kutlamalarının ilk ayağı için gitmiştik, memnun da kalmıştık. Bu sefer de baya memnun kaldık açıkçası. Haftasonları fiks fiyat 70 çekiyorlarmış. Biz 7 kişi 2 büyük Yeşil Efe, yaklaşık 10-12 çeşit soğuk meze, 2 sıcak meze, tatlısı, meyvası, kahvesi kişi başı 45 TL’ye kalktık.

Mezeler içinde buğdaylı süzme yoğurtla dolu, pazı sarma, dereotlu ahtapotlar, şahane beyaz peynir ve fava güzeldi. Deniz börülcesi biraz kılçıklıydı. Patlıcan salatası da benim ağız tadıma pek uymadı, azıcık malzemeden çalmışlar. Sıcaklardan ciğer ve karides güveç aldık. Ciğer sevmememe rağmen, böyle yaprak olunca dayanamıyorum. Karidesler de çimdik, büyük bir şey beklemeyin.

Canlı ve ilginç şekilde ısrarcı olmayan ud, sakin ortam, açık hava, uygun fiyatlar, eli yüzü düzgün mezeler, iyi servis… Baya memnun ayrıldık sonuçta.

Not: Fotoğraf makinamın şarj aleti kayıp, en yakın zamanda bulacağım. O zamana kadar sarı piksellerimden ben sorumluyum.

Adres: Tünel Geçidi, No: 11 Beyoğlu / İstanbul

Tel: 0212 251 43 38

Tarihi Ali Baba Balık Lokantası- Kireçburnu

Salı, 18 Mayıs 2010

Bir kaç gün önce ani bastıran bir rakı-balık krizi esnasında, her zamanki gibi Set Balık’a gitmeye çalışıp, her zamanki gibi yer bulamamızın ardından, Kireçburnu’ndaki Ali Baba Balıkçısı’na bir şans vermeye karar verdik. Her gün bir yerlerin kapanıp, yerlerine yenilerinin açıldığı bir şehirde 1920′den beri müşteri bulabiliyorlarsa, vardır bir hikmeti dedik. Ortam hemen bitişiğindeki Set’e benziyor, deniz kenarında ama deniz görmüyorsunuz, açık havada sığdığı kadar masa yanyana yığılmış, Cumartesi akşamı olmasının da etkisiyle baya kalabalık. Nostaljik tahta sandalyeler var farklı olarak, uzun süre oturunca popo acıtıyor azıcık. Kenarda bir masaya ilişiveriyoruz.

Bayadır orada çalıştıkları her hallerinden belli olan garsonlarımız, meze tepsisini getiriyorlar. Aklımda kalanlar içinde, ahtapot, karides söğüş, jumbo barbunyalar, acılı ezme, haydari vs. var. Karides söğüşlerin görüntüsü baya iç açıcı, diğerleri idare eder. Balık da yemeye niyetli olduğumuzdan, önden yalnız salata ve karides söğüş söylüyoruz.

Karidesler oldukça dolgun ve tazeler, zeytinyağı biraz dandik ama. Salata da biraz daha roka ağırlıklı ve turşusuz olsa iyiymiş, ama yine de lezzetli. Şimdiki balıkçılarda pek göremediğim incecik, kıtır kızarmış ekmekler kalbimi kazanıyor yine de.

Hala balık için baya yerimiz olduğunu da göz önüne alarak, kalamar da söylemeye karar veriyoruz. Minik bacaklar lezzetli, gerisi idare eder. Karbonat tadı almıyorsunuz en azından, ama öyle ağızda eriyen, yumuşacık kalamarlar da beklemeyin.

Balıklardan dil tava ve tekir tava alıyoruz. Balık vitrininden gördüğüm kadarıyla tekirler barbun boyutunda, barbunlar ise lüfere yaklaşmış. Barbunların kilosu 120 TL olunca tekire yöneliyoruz. Ama pek lezzetli değil. Dil ise bütün akşam yediklerimiz içerisinde en güzel şey. Hem taze, hem bol etli, hem iyi pişirilmiş.

Bir küçük rakıyla birlikte, iki kişi 140 TL ödedik. Genel yorumum “Eh işte!”

Adres: Kireçburnu Cad. No: 20-22 Sarıyer / İstanbul

Tel: 212 223 25 25

Web: www.tarihialibaba.com

Fıstık Ahmet

Salı, 23 Mart 2010

fıstık ahmet

Yazın yediklerimiz yaz yaz bitmiyor, hepsine de tekrar bakarken, inceden hüzünleniyorum İstanbul’u hatırlayıp, ama Büyükada Fıstık Ahmet’in fotoğrafını bulunca resmen gözlerim doldu artık. Bütün gün, güneşin altında, Büyükada’nın yokuşlarını arşınladıktan, Avrupa’nın en büyük ahşap binası olan Büyükada Rum Yetimhanesi’nde Yasin’in mimari meraklarını tatmin ettikten sonra, Ezgi nihayet halime acıdı da, bizi Fıstık Ahmet’e götürdü.

Fıstık Ahmet, rakının ve adanın kitabını, hatta kitaplarını yazmış, lakabını fıstık yeşili gözlerinden almış şeker gibi bir insan. Çalışanları ayrı güzel, neredeyse ayaklarınıza gelecek deniz kenarı masaları ayrı… Minicik gelen çeşit çeşit mezelerin birine doyamadan, diğeri geliyor, yanında da mis gibi Yeşil Efe’nizi içiyorsunuz. Sakın porsiyonların küçüklüğünden şikayet etmeye kalkmayın, Fıstık Ahmet büyük porsiyonlarda servis edilen mezelerin açgözlülük ve görgüsüzlük olduğunu ima edip sizi bozum edebilir. En güzeli bütün sorumluluğu ona bırakıp, muhabettin, batan güneşin ve rakınızın keyfini çıkarın.

Yakamoz – Söğüt (Marmaris)

Cuma, 12 Mart 2010

yakamoz

Yahu ilk defa bir yeri yazıp yazmamakla ilgili Nur Çintay’vari kaygıları içerisindeyim. Ama bana mı kaldı, Söğüt’ü Türkbükü olmaktan kurtarmak. Küçükgurmeperverlere tek söyleyeceğim, yolunuz düşer de giderseniz, ızgara ahtapotları yerken, beni de anınız, bir de bulduğunuz gibi bırakınız.

img_0066

Yelkenciyseniz filan, belki çoktan keşfetmişsinizdir. Söğüt, Marmaris Bozburun civarında, Selimiye’ye gelmeden burunu döner dönmez küçücük bir köy. Karadan da ulaşabilirsiniz, ama yollar kötüymüş duyduğum kadarıyla. Selimiye zaten çoktan reiki’cilerin akınına uğramış, Ertuğrul Özkök’le yanyana bioenerji masajı yaptırabiliyorsunuz da, Söğüt hala “küçük bir pansiyonda, sessiz sakin kafamı dinler, yüzerim” fantezilerinizi gerçekleştirebilecek durumda. Ne yalan söyleyeyim beni daha çok “o ahtapotun nasıl böyle pamuk kıvamında olduğu” gibi sorular ilgilendiriyor.

lokum lokum

Kalınabilecek ya da yemek yenebilecek yerler içinde, Deniz Kızı ve Yakamoz başta geliyor. İkisi de temiz pak pansiyonlar, ikisinin de yemekleri efsanevi, ama ben bir tek Yakamoz’da fotoğraf çekmişim. Ne yiyoruz derseniz, en temizi, tavsiyelerini sormak, ama ızgara ahtapot yemeden kalkarsanız hakkımı helal etmiyorum.

patlıcan - börülce

Onun dışında biz tekirler yedik, deniz börülceleri, patlıcan kızartmaları… Hepsi birbirinden güzeldi. Yaz gelsin, bahar gelsin de gene gidelim.

Adres: Cumhuriyet Mah. Söğüt Köyü, Söğüt, Marmaris, Muğla

Telefon: +90 252 4965185

Kosinitza

Cuma, 10 Temmuz 2009

img_8081

Son zamanlarda etrafımdakilere en çok tavsiye ettiğim restoranların başında Kuzguncuk’taki Kosinitza geliyor. Aslında uzun zamandır gitmek istediğim bir yer olmasına rağmen, Kuzguncuk pek yol üstü bir semtimiz olmadığından, benimle gelecek insan bulmak için, doğumgünü nazı kozumu kullanmak zorunda kaldım. Biraz psikopatça ama, nasıl olsa doğumgünümde beni kıramazlar diye, ta Tarabya’dan Kuzguncuk’a kadar taşıdım arkadaşlarımı. Gıklarını da çıkaramadılar zavallıcıklarım, paşa paşa geldiler. Fakat sonunda, o kadar yola rağmen pişman olmadıklarını söyleyebilirim.

İsmini Kuzguncuk’un eski isminden alan Kosinitza’yı hangi kategoriye koyabileceğimi bilmiyorum. Menüsü ağırlıklı olarak deniz ürünlerinden oluşuyor, ama balık lokantası denmez buraya. Dünya lezzetleri desem, o da değil, misler gibi halis muhlis Türk mezeleri var. Hasılı, burası tamamen kendine özgü bir yer. Kuzguncuk’ta Dilim Pastanesi’nin sokağına girdiğinizde sağda, miniminicik bir mahalle lokantası görünümünde.

img_8086

Sunumları, yemeklerinin yaratıcılığı, servisinin ve ortamın mükemmelliğiyle Kosinitza’ya hayran olmamak çok zor.

açık büfe

Restoranın ortasında bulunan açık büfe meze masasından istediğimiz mezeleri seçerek yemeğimize başlıyoruz. Karidesli patlıcan salatası ve Jumbo barbunyalar harika…

roka salatası

Bu kadar sade bir salatada yazacak ne var diyebilirsiniz ama, parmesanlı roka salatası (14 TL) bile kapış kapış bitirildi masada.

dil balığı güveç

Ana yemeklere gelince, benim yediğim milföy kaplı, porçini mantarlı dil balığı güveç (35 TL), yemek değil sanattı.

parmesanlı dil balığı

Fırında parmesanlı dil balığı (25 TL) ise ikinci favorim oldu.

Tatlıya ne yazık ki yer kalmamıştı.

Adres: İcadiye Cad. Bereketli Sok. No: 2/A Kuzguncuk

Tel: 216 334 04 00 (Çok küçük bir yer, mutlaka erken rezervasyon yapmakta fayda var)

Web: http://www.kosinitzarest.com/

Set Balık

Pazartesi, 04 Ağustos 2008



Bu akşam Gurme Tanrıları bana çalıştılar. İstesem, ayarlasam böyle keyifli yemek yiyemezdim. Oysa ben hiç bir çaba göstermeden Dear Universe, benim için bütün gerekli koşulları sağladı. Kireçburnu’ndaki Set Balık’ı biliyorsunuzdur belki. İstanbul’da uygun fiyata pek güzel balık yenebilecek bir yerdir. Fakat ben ne zaman gitsem, ya toktum, ya acelem vardı, bir türlü keyfini çıkaramamıştım.

Bu akşam aklımıza esti gidelim dedik. Pazartesi akşam saat 21.00′e yaklaşırken, bir restoran böyle tıklım tıkış dolu oluyorsa, orada bir ekstraordinerlik vardır diye düşünüyorum. Hakikaten gittiğimizde yalnızca iki ya da üç masa boştu, o da şansımıza. Her masadan keyifli bir muhabbet ve kahkahalar yükseliyordu üstelik. Hemen güzel bir masa ayarlandı, oturduk. Rakı içeceksem, nerede olsa Yeşil Efe arıyorum, Set’te ne yazık ki Yeşil Efe yoktu, onun yerine Tekirdağ’ın yeşil üzüm rakısını doldurdular hemen, o da fena değildi.

Ardından sıra sıra mezeler gelmeye başladı. Zaten açlıktan gözümüz dönmüş haldeydi, soğuk meze tepsisine saldırdık neredeyse. Eğer yazıları takip ediyorsanız, orijinal lezzetlere zaafımı biliyorsunuzdur. Farklı olsun da ne olursa olsun diye yaklaşabiliyorum bazen yediklerime. Bazen hayal kırıklığıyla da sonuçlanabiliyor, ama Set’teki seçimlerimiz çok şükür öyle olmadı. Soğuk mezelerden, zencefilli lagos, levrek marine beklentilerimizi sonuna kadar karşıladı. Lagos biraz sert gibiydi, ama Sezen Aksu şarkısı gibi, bir-iki lokmadan sonra çok sevdik. Levrek Marine zaten efsane bir lezzet, her balıkçının menüsünde olmalı bence. Onun dışında, Patlıcan Salatası gayet başarılı, deniz börülcesini ise yoğurtla getirdiler ki, ben hiç yakıştıramadım. Bence yalnız bir parça limon ve zeytinyağıyla güzel olan bir meze deniz börülcesi. Bir de yazın sulu sulu mis gibi limonlarımız varken, şişede satılan, limon sularını sevmiyorum ki, ondan da vardı ne yazık ki masamızda.

Daha biz hangi mezeden yiyeceğimizi şaşırmış haldeyken, tabaklara balık börek geldi. Dışı çok sert, ama içinde yumuşacık, karidesler, ahtapotlar, bayıldım… Ardından çin soslu karides, yaprak dolması gibi yapılmış, dışı pane edilmiş, balık sarma, susamlı levrek, balık köfte ve balık kokoreç geldi. Bunlardan da favorim, susamlı levrekti. Evde de yapsam nasıl olur diye düşünmeye başladım hatta. Balık kokoreç benim damak tadıma göre biraz fazla acıydı. Gene kalamar ve midye tava klasik lezzetler, ama Küçük Gurme İzmir şubesi bile beğenerek yedi kalamarları ki, ona İstanbul’da kalamar yedirmek zor iştir.

Bu arada Set’in servisi son derece başarılı, güleryüzlü ve hızlı. Her yemeklerinin içinde ne var, nasıl yapılıyor, hangisi güzel, hangisi değil, biliyorlar ve sıkılmadan yardımcı oluyorlar. Bunu da belirtmekte ve kendilerine teşekkür etmekte fayda var.

Neyse, efendime söyleyeyim, bu kadar meze üzerine haliyle bizde balık filan yiyecek hal kalmadı. Tam karnımız doymuş, sakin sakin rakımızı yudumlayacakken, yan masayla çok da keyifli bir müzik sohbetine girdik, nasıl olduğunu anlamadan. Müzik ve rakı kesinlikle insanları birbirine bağlayan en önemli zevklerden. Yemeğimizin keyfi böylece ikiye katlandı.

Son olarak, bir-iki tatlı, meyva demişlerdi. Bir baktık, masaya gene çeşit çeşit tatlı dolmuş, sıcak hamurun içinde dondurma, kağıt helva içinde dondurma, baklava, revani, ne ararsanız vardı, hem de kallavi porsiyonlarla. Bekliyorduk ki hesap da aynı kallavilikte olsun. Hiç de öyle olmadı. Daha önce de duymuştum, ama hiç bu şekilde test ettiğim olmamıştı. Bir şehir efsanesine göre Set’te ne yerseniz yiyin, kişi başı 50 YTL’nin üzerine çıkmıyormuş hesap. Bu kadar yemeğin üzerine biz kişi başı 45 YTL ödedik, bilmiyorum başka test eden var mıdır aranızda bu hesap efsanesini. Yalnız bir noktayı akılda tutmakta fayda var. Set kredi kartı kabul etmiyor. Uygun fiyatlarını bu şekilde koruyorlarmış. Eğer bu noktayı unutursanız, üzülmeyin, bir gün sonra hesabı yatırabileceğiniz bir banka hesapları da var. Bir de rezervasyon yaptırmayı unutmayın, her mevsim, her gün dolu oluyorlar.

Adres: Kireçburnu Caddesi, No:18 Tarabya
Tel: 0212 262 04 11 – 262 34 98

Balıkçı Kahraman

Cuma, 23 Kasım 2007


Küçük Gurme, yemek için Fizan’a gitmeye üşenmeyenlerin adresi, bugün size Fizan’a kadar değil, fakat Rumeli Kavağı’na doğru bir yolculuk öneriyor. Siz de, benim gibi, denizden babam çıksa, gözünün yaşına bakmam yerim diyorsanız, zaten sık sık Kavak’a doğru uzanıyorsunuzdur. Fakat belki biraz daha kıyıda köşede kalmış olan Kahraman’ı daha keşfetmemişsinizdir.

Balıkçı Kahraman, ne yazık ki deniz kıyısında olmadığından, ilk başta cazip gelmiyor. Fakat içeri girdiğiniz andan itibaren, ambiyansı sizi sarıyor. “Tavandan sarkan balıkçı ağları, yemeğimizi paylaşan o küçük kedi…” sanki eski bir şarkıdan esinlenip de düzenlenmiş gibi. Eski usül açık mutfak,beyaz örtülü masalar, çengellerden sarkan boy boy kalkanlar, herşey “salaş balıkçı lokantası” mitine uygun.

Balıkçı Kahraman’a giderken, ne yiyeceğimize çoktan karar vermiştik bile. Fakat biz daha sipariş vermeden, salatamız, mis gibi çıtır kızarmış ekmeklerimiz, patlıcan salatamız geldi. Artık açlıktan mıdır, yoksa gerçekten çok mu güzeldi bilmem, ama salataları çok lezzetli geldi bana. Arkasından, kekikli, kırmızı biberli hamsilerimizi, ızgara kalamarlarımızı söyledik. Hamsiyi ben daha çok çıtır çıtır kızarmış haliyle seviyorum, bu buğulama gibiydi, ama kalamarlar yumuşacık ve belli ki çok tazelerdi. Kalamar tava yediğimde, bir çok yerde, kalamardan çok yumuşatmak için koydukları karbonatın tadını alıyorum, ama ızgara hali tam tadını ortaya çıkartıyor bence. Ara sıcaklarda, levrekten yaptıkları balık köfteleriyle ve balık kokoreçleriyle de çok övünüyorlar, aklınızda bulunsun. Tüm bu ıvır zıvırların ardından, nihayet beklediğimiz an geldi. Bütün halinde odun ateşinde pişirilmiş, Kalkan Tandır’ımız masaya bütün haşmetiyle kuruldu. Balıkçı Kahraman’ın sahipleri, başka kimsenin kalkanı bu şekilde pişirmediğini söylüyorlar. Üstelik hizmette de kusur yok. Nasıl yiyeceğiz şimdi biz bu balığı diye düşünmeye başlamışken, şef garson, gelip, hepsini ayıklayıp, tabaklara dağıtıveriyor. Balığın lezzeti de, anlatılmaz yaşanır bir lezzet. Dişlerinizi unutabilirsiniz yerken, o derece yumuşacık.

Son olarak da helvamızı yedik, kahvemizi içtik. Yemekler güzeldi, e kalkan da yiyince, hesabın tuzlu olacağını tahmin etmek güç değildi, ama açıkçası, beklediğimizden de pahalı geldi hesap. İçkisiz kişi başı 70 YTL civarındaydı. Kavak’ın ortasında deniz görmeyen bir yerde, bu kadar hesap ödemeye değer mi, yemekleri çok güzel de olsa, ona da siz karar verin.

Tel: (0212) 242 64 47
Adres: İskele Cad. No:15 Rumeli Kavağı-İstanbul

Küçük Gurme Kavak’tan bildirdi.