‘Et Lokantası’ Kategorisi için Arşiv

Mr Kasap Steak House

Pazartesi, 24 Mayıs 2010

Steak House’lar da, burgerciler gibi, şehrin her köşesini istila eden bir başka model. Dükkan’la başlayan Dry Aged et modası, Günaydın, Etçii derken, Ataşehir’e de sıçramış, ismi konusunda kararsız, nur topu gibi bir adet de Mr Kasap, Kassap ya da Bay Kasap’ımız olmuş. Son kararları ne bilmiyorum. Spor sonrası protein ihtiyacını bahane ederek uğradık bir kaç hafta önce.

Başlangıç olarak, Akdeniz yeşillikleri, dana füme ve isli peynirden oluşan bir set (kişi başı 12 TL) aldık. Akdeniz yeşillikleri ferah ferah çok hoşuma gitti, tazeliğinin doruğundaydı hem yeşillikler, hem domatesler.

Füme etler de aynı şekilde çok lezzetliydi, bir tek peynirlerin hastası olmadık. Zaten çoğu kaldı masada. Etlere gelince Can, Dana Bonfile (26 TL) aldı. Artık açıklamaya gerek yok, her köşede yazıla yazıla sağır sultan bile biliyor, ama Dry Aged etler, dana etinin 14 ila 28 gün boyunca kemik üzerinde dinlendirilmesi suretiyle yumuşatılan, sonra da ideal olarak orta-az pişmiş kıvamda yenmesi tavsiye edilen etler. Ve fakat, ben bu az pişmiş et naziliğine gelemediğimden, hiç bulaşmıyorum kendilerine. Ayrıca ne yazık ki, etimiz de hiç de olması gerektiği gibi yumuşak filan değildi. Tadına bakıp da, kan tutmasından bayılmaya meraklı olmadığımdan denemedim, ama gördüğüm kadarıyla Can yemekten alacağı iki kuruş kaloriyi, eti kesmeye çalışırken harcadı.

Öte yandan, o etini yemek için debelenirken, ben yumuş kuzu pirzolalarımla (28 TL) çok mes’uddum. Odun ateşinde yapıyorlarmış pirzolaları. Hakikaten lezzetliydi. Şahsi zevkim daha bile küçük ölçekli pirzolalardan yana, ama onları da Nişantaşı Atlas Kasap haricinde bulması zor. Bunlar dışarıda yediklerim içinde sıralamaya girerler sanırım.

Ortama gelince, yepyeni bir binada, kocaman bir alanda bulunuyorlar. Bizim gittiğimiz saat biraz acaip olduğundan, boştu, haftasonları daha kalabalık oluyormuş. Garsonlar da boşluktan istifade, azıcık ilgisizlerdi. Hesap ödemek için kasaya kadar gidip, gene de kimseyi bulamadık. En son üst kattaki Doğa Balık’ın çalışanları yardımcı oldu sağolsunlar.

Adres: Barbaros Cd. No:226 Batı Ataşehir / İstanbul

Tel: 0216 470 66 82

Web: baykasap.com

Gourmet Burger Kitchen vs Burger Bar

Pazar, 23 Mayıs 2010

Bu ara bir burger çılgınlığı gelmiş herkese, tam bikini sezonu öncesi bu furyaya kapılmam hoş olmuyor. Sizi de peşimden sürüklemeyi hiç istemem, ama İngiliz yemekleriyle zor bela hayatta kaldığım bir sene sonunda, karnım doysa, gözüm doymaz haldeyim. Çocuk gibi, her şey kokuyor, ne görsem istiyorum. Bütçem de tarumar oldu. İstiyorum ki bir hayırsever Küçük Gurme’ye sponsor olsun da, rahat rahat şişeyim.

Happily Ever After’dan çıktıktan sonra, mutlu bir son umuyordum günün yemek maratonuna, ama çıkar çıkmaz kendimizi Kanyon’daki Gourmet Burger Kitchen’da bulduk. Bulmakla da kalmadık, bir baktık menünün yarısı masamızda duruyor. Pişmanlığıma eşlik eden, mutlu homurtularla, humus ve cacık eşliğinde gelen falafelleri (4.90 TL), olgun ve dolgun patates kızartmalarını (3.90 TL), ardından da çıtır kızarmış kabak dilimlerini (3.90 TL) götürüverdim. Özellikle bol yeşillikli falafellere bayıldım, ama gurme kabak dilimleri de harikaydı, karşılaştırıp da haksızlık etmek istemiyorum.

Şimdiki aklım olsaydı, dozunda bırakır, bu noktada yemeye bir son derdim. Ama “Küçük Gurme severlere, Deniz GBK’a gitmiş de bi burger yemeden dönmüş” dedirtmem diyerek, bir de Chicken, Avokado & Bacon Burger (16.90 TL) söyledim.

Gönül isterdi ki, diğer burgerlerde olduğu gibi, bunda da boyut seçeneğim olsun. Olmayınca büyük boy almak zorunda kaldım. Sayıyorum: Ekmek Mano Burger’le karşılaştırınca çok yavan. Boyutlar elle yemeyi de, keserek yemeyi de imkansızlaştıracak şekilde özel olarak tasarlanmış. Zorlayınca ekmek iyice parça pinçik oluyor, her tarafa avokadoların bulaşması insanı Alien’e çeviriyor. Tavukta da pek bir numara yok. Üstüne bir de büyük zorlukların ardından burgerin ortasına ulaşınca, bir soğan sürpriziyle karşılaşıyorsunuz. Şimdi bunu yaza yaza parmaklarımda tüy bitti. Tamam ben cins olabilirim birazcık soğan konusunda, ama yalnız da olmadığıma inanıyorum. Soğan herkesin seveceği, sevse de kokusu, mide ağrısı bilmemnesi nedeniyle yiyebileceği bir şey değil. Siz seviyorsanız, gene koyun, koymayın demiyorum da, bari menüye yazın. Bu şikayetimi iletince de, “Biz burgerin soğanlı geleceğini varsaydığınızı düşünüyoruz” demeyin ondan sonra.

Kahramanımız soğan katliamı yaparken, masanın soğanla derdi olmayan diğer yarısı, Smokey Sausage (14.40 TL) ve Classic Burgerler’iyle (14.40 TL) mutlu mesut yaşıyordu. Varsa bir hayal kırıklığı Frankfurter Sosislerin domuz olduğunu varsayıp da, danayla karşılaştıkları için olabilir. Varsayımlar pek tutmuyor işte her zaman. Durduk yere sevaba girdiler GBK sayesinde.

Burger’de iyi örneklere gelince, geçen gün yazacağım deyip de, bir türlü yazamadığım Burger Bar’ı da vesileyle araya sıkıştırmak istiyorum. Ben genellikle eve sipariş veriyorum. Servisleri hızlı, sosları, etleri mükemmel. Üstelik de şu mini burgerler (18.50 TL) değişik soslu hamburgerleri birarada denemenizi kolaylaştırırken, bir yandan da ağır da olsa, küçük bir şey yiyor olmanın iç rahatlığını veriyor. Ortalığa dökülüp saçılmaması da bonus puan. Ben genellikle Blue Cheese, Cafe de Paris ve Avokado soslu olanlarından alıyorum. Burgerlerini bu kadar sevmesem bile, sırf kibrit patatesleri için Burger Bar’dan sipariş vermeye devam ederim herhalde. Yerleri Reşitpaşa’da. O civarlarda oturmuyorsanız da, yolunuz düşerse gönül rahatlığıyla uğrayabilirsiniz.

GBK Adres: Kanyon Alışveriş Merkezi, Levent/İstanbul

GBK Tel: o212 353 03 23

GBK Web: www.gbk.com.tr

Burger Bar Adres: Tuncay Artun Caddesi, 133/A Reşitpaşa, Sarıyer/İstanbul

Burger Bar Tel: 0212 229 60 92

Burger Bar Web: www.burgerbar-tr.com

Filizler Köfte – Tuzla

Perşembe, 13 Mayıs 2010

Belki beş sene boyunca Sabancı Üniversitesi yemekhane yemeklerine mahkum olmamın da etkisi olmuştur ama, bulamaç değil de yemek yiyebileceğim en yakın yer olan Tuzla benim kafamda bir lezzet diyarı olarak kalmış. Mercan ve Adil’in balıklarını zengin zamanlarımıza saklayıp, Filizler’de mi, Kekik’de mi köfte yiyeceğimizin kavgasını yapardık. Şimdi düşünüyorum, aslında ikisinin de birbirinden farkı yok. Yine de benim favorim her zaman Filizler’di sanırım.

Tuzla sahildeki Filizler, esasen köfteci. Ama ününü hak etmiş bütün köfteciler gibi, köfteleri kadar eşlikçilerinin lezzetine de önem veriyorlar. Üzerine hafif zeytinyağı gezdirilmiş, ev yapımı turşularından, ekmeklerine, patates kızartmalarından, köpüklü ayranlarına kadar elinizi attığınız her şey leziz. Zeytinyağlı büfeleri de keza öyle. Patlıcan salatalarından buram buram köz kokusu yükseliyor, şakşukanın süzme yoğurduyla kendinizden geçiyorsunuz.

Köfte seçenekleriniz arasında kaşarlı köfte (9.75 TL), sebzeli köfte (8.25 TL) gibi seçenekler var, ama ben genelde önden yediklerimle tıkanmış olduğum için, 1 porsiyon düz köfteyle (7.75 TL) tıka basa doyuyorum. Gözünüz de doysun isterseniz, 1.5 porsiyon sizi memnun edecektir herhalde.

Yok ben köfte sevmiyorum diyorsanız, pirzola, şiş gibi ızgara etlere de meyledebilirsiniz. Ben köfteye odaklı gittiğim için hiç denemedim. O yüzden bilemiyorum nasıldır lezzetleri.

Havalar güzelleşmişken, azıcık şehir dışına çıkıp, havanızı değiştirmeyi planlıyorsanız, bir uğrayın derim. Fiyatlar uygun, ortam iç açıcı, servis genelde hızlı (bazen köfteler azıcık gecikebiliyor), yanında ücretli otopark da var.

Adres: Cumhuriyet Cad. No: 135, Tuzla/İstanbul

Tel: 0216 395 91 06

Web: www.filizler.com

Gelik

Pazar, 19 Ekim 2008

Gelik yılların klasiğidir, et yemek istediğinizde, Beyti’den sonra gidilecek en önemli adreslerden biridir. Normalde uzak diye pek gitmiyoruz, bu hafta sonu Mamma Mia uğruna kendimizi yollara vurmuşken, dedik bir de Gelik’te yemek yiyelim. Aslında nedense, dışardan bakıldığında, pek bir derme çatma, hatta neredeyse pis izlenimi uyandırıyor Gelik bende. Ama içerisi hiç de derme çatma değil. Fabrika gibi de çalışıyorlar maşallah.

Klasiklerden başlayalım. Mantarlı pilav (6.5 YTL) Gelik’in en önemli spesiyallerinden biri. Masaya oturduğumuzda, açlıktan ölecek haldeydik. Kendimi de bildiğimden, “Aman, yemeden fotoğraf çekmeyi unutturmayın bana” dedim bizimkilere. Ama o kadar güzel gözüküyordu ki pilav, hepimiz fotoğrafı filan unutup saldırdık. Yukarıda temsili bir fotoğrafını görüyorsunuz pilavımızın. İçi, dereotlu, mantarlı, üzeri de patatesli, kaşarlı bu pilav hakikaten pirincin en güzel hallerinden biri. (İleriki günlerde tarifini yazmayı planlıyorum)

Bir diğer klasikleri de kuyu kebabı (21 YTL). Kuzucukları, içinde ateş yanan bir kuyuda saatlerce pişirerek en ağzımıza layık hale getirmeyi amaçlıyor Gelik. Ben kuyu kebabını çok severim. Ama yemeği yiyen arkadaşımız pek beğenmedi, pek de doymadı sanırım. Yanına azıcık pilav, patates filan koysalar, hem kuzunun ağır tadını dengeler, hem de daha doyurucu olurdu diye düşünüyorum.

İskender ise bir buçuk porsiyon (17 YTL) olmasına rağmen, oldukça küçüktü. Ekmekleri de az olduğundan, iskenderin alternatif bir versiyonu gibiydi daha çok. Fakat tabi etlerinin hakkını vermek lazım, döneri oldukça başarılı Gelik’in.

Porsiyon konusunda en büyük hayal kırıklığını da ben yaşadım sanırım. Sonunda karnım doydu ama gözüm doymadı. Karışık ızgara (22 YTL) isteyince, düşünüyordum ki, dağlar tepeler kadar et gelsin önüme, nasıl yiyeceğimi bilemeyeyim. 1 kaşarlı köfte, 1 normal köfte, 1 tavuk köfte, 1 yaprak döner,1 pirzola, 1 parça da tavuk ve billur vardı tabakta. Billura (Koç yumurtası) fikren karşıyım, o zaten kaldı tabakta. Patateslerle de destekleyince, ancak doydum, geri kalanıyla. Lezzetine sözüm yok tabi etlerin. Sunumlar zayıf yalnızca.

Son olarak, künefeyle (7 YTL) yemeğimize noktayı koyduk. Bol tereyağlı, bol peynirli olmasıyla takdirlerimizi topladı künefeler. Hatta yemeğin en güzel kısmıydı diyebilirim.

Yemeğin sonunda, bir daha etoburluğum tuttuğunda, Beyti’ye gitmeye karar verdim. Ama Gelik de nostaljik bir lezzet olarak, Küçük Gurme’ye yazılmayı hak etti. Bir ufak not daha… Levent’teki Gelik’e en son gittiğimde şahane bir zeytinyağlı açık büfesi vardı. Ataköy’dekinde de gözlerimiz aradı böyle bir güzelliği…

Adres: Kennedy Caddesi Ataköy Sahilyolu

Telefon: 0212 444 7 999

Dokuz – Ece Aksoy

Pazartesi, 25 Ağustos 2008

Gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki, Abra Cadabra’dan sonra bu yazın favorileri listeme bir adres daha ekledim: Dokuz Ece Aksoy. Bilen bilir (benim yaşım pek müsait değil, ama abilerim ablalarımdan çok dinledim) Arnavutköy’deki Ece Bar bir zamanların en büyük fenomenlerinden biriymiş. Sadece, dinlediğim Sezen Aksu hikayelerinin çoğunun geçtiği yer olması yüzünden bile, gözümde başka bir yeri var Ece Bar’ın. Fakat Ece Aksoy, burayı ismiyle beraber başkasına devrettiğinden, gidip havasını solumak, mezelerinden tatmak fırsatım olmamıştı. 2 gün önce, nerede yesek diye araştırma yaparken rastladım. Cumartesi akşamı, bir kaç saat öncesinden, 8 kişilik masa bulmak imkansız gibi gelmişti, ama şansımıza sokaktaki en güzel masayı kaptık. Hatta biraz şüphelendim bile ne yalan söyleyeyim, yer varsa bir problem mi var acaba diye. Bütün bu düşüncelerimi afiyetle yedim gecenin sonunda. Fakat siz siz olun işinizi böyle son ana bırakmayın, erkenden rezervasyonunuzu yaptırın.

Biz bu sefer, 8 kişilik bir heyetle gidince bir sürü yemek deneme fırsatımız oldu.

Dokuz’un esas klasiği Karışık Ot Salatası, mevsim itibariyla ellerinde olmadığından yemyeşil salatayla (10 YTL) onu kompanse ederiz diye düşündük. Sırf marul gibi durduğuna bakmayın, içinde tere, nane, roka, fesleğen, maydanoz gibi yeşilliklerden oluşan bir karışım var, ama küçük diyince, bu kadar küçük geleceğini düşünmemiştik.

Vatan hasretiyle yanıp tutuşan İzmir’lilerimiz, isminin cazibesine kapıldı, Ege Lokumu’yla devam ettik. Ege Lokumu (18 YTL), bol bol, çok bol sarmısaklı, kıymalı cevizli yufka esasen. Bana göre fazla sarmısaklıydı, ben yalnızca tadına baktım, ama sarmısak sevenler, ayıla bayıla yediler.

Onno patates (10 YTL), Onno Tunç’a adanacak kadar güzel, hatta bence masaya gelenlerin en güzeliydi. İncecik, cips gibi kesilmiş patatesler, çok ince bir sarmısak aroması ve taze kekikle geliyor. Neyse ki, hemen yanımda oturan Ayşe Nur ısmarlamıştı da, bütün yemek boyunca otlanıp durdum. İnce bir vicdan azabım da var, kızcağızı aç bıraktım diye, ama hakkaten dayanılmazdı.

Sahanda kuzu (22 YTL) benim tercihimdi. Çok güzel pişmişti, tam kıvamında yağlıydı, ne olduğunu tam çözemediğim hoş bir ot aroması da vardı. Tek eksiği, insan o kadar etin yanında, ağzının tadını değiştirecek bir garnitür arıyor. Azıcık patates ya da pilavla gelse çok memnun olurdum.

Izgara kırmızı biber püreli sosuyla gelen, pembe soslu bonfile (25 YTL), çok güzel gözüküyordu. Can Berk ve Fuat, etlerin bir parça daha az pişmiş olmasını tercih edeceklerini söylediler, ama bence çiğ et yemeye devam edersek, hepimiz kurtlanıcaz. Sosyetik kasabımız Dükkan bana kızarsa kızsın ama, ben etlerden kan akmayan eski güzel günleri özlüyorum. Ayrıca tırtıkladığım kadarıyla, etin yanındaki soğanlı patates püresi harikaydı.

Sokak köftesi (13 YTL) yine menünün klasiklerinden… Bildiğiniz maç çıkışı tükrük köftesi tadında, yanında yağına bandırılmış ekmek ve arpacık soğanlarıyla geliyor.

Bir de dağdaki kümeslerden gelen tavuk kanatları (10 YTL) vardı ki, onların çok pişmiş olduğuna ben de katılıyorum.

Bu kadar yemeğin üstüne hala aklımda kalan yemekler olmadı mı, oldu… Mesela 10 defa alsak mı almasak mı dedik, en sonunda almadık ama, bir daha rakımı açıcam, yanına da zeytinyağlı tabağı (18 YTL) alacağım. Mevsimi gelince kesin ot salatası (10 YTL) yiyeceğim. Sarmısaklı köfteden (13 YTL) en azından tadacağım.

Tatlılara gelince, en büyük kararsızlık orada yaşandı. “Doğrusu şık kadındır, Şık Latife…” diyip, krema, meyve püresi, kakao, brendy ve pandispanya karışımından oluşan Şık Latife (12 YTL) yedim. Beklediğim kadar özel bir lezzetle karşılaşamadım. Ama sıcak çikolata soslu Adisababa (12 YTL), gelincik reçelli sakızlı muhallebi (10 YTL) ve kuşburnu soslu meyveli irmik (10 YTL) çok feci içimde kaldı. Bir daha gidildiğinde yenecekler listesinde yer almaya hak kazandılar.

Dokuz’un şu an itibariyla tek kusuru, daracık bir sokakta yer alması. Sokağa masa atmaları pek güzel, ama dana gibi cipleriyle, hatta ve hatta kamyonları, tanklarıyla o sokaktan geçmek için debelenen güzide şöförlerimiz oldukça, sokakta oturmak, Jungle Safari yapmakla eşdeğer. Yol kenarında oturan arkadaşlarımız, her saniye sandalyelerinden yuvarlanma tehlikesiyle burun buruna yediler yemeklerini. Dokuz ve arkadaşları, sokaktan araba geçmemesi için imza toplamışlar, ama henüz etkili olmamış.

Bu kusuru rahatlıkla göz ardı etmenize yarayacak en güzel tarafı ise, iki yandan örgülü saçlarıyla Ece Aksoy’un sürekli orada olması, masa masa gezip, herkesle sohbet etmesi (hatta bir ara hemen karşıdaki La Brise’in müşterilerini çalacaktı) ve çalışanların had safhada iş bilir ve profesyonel olmasıydı.

Bu arada, başta yapmam gerekeni, sona bıraktım ama, Dokuz’un yerini de tarif edeyim. Tepebaşı The Marmara’nın yanındaki sokak, ismi gibi dokuz numara. Karadeniz Pidecisi ve La Brise’in tam karşısı…

Yesek.com da yazmış burayı.

Adres: Asmalımescit Oteller Sokak no:9-B Tepebaşı / Beyoğlu / İstanbul

Tel: 0212 245 76 28-41

Web: http://www.dokuzeceaksoy.com

Dükkan

Cuma, 18 Ocak 2008

Yemek yemek için gitmeye alıştığınız yerleri unutun. Size bugün tavsiye edeceğim yer, ne Boğaz’da, ne de Nişantaşı’nda. Gecekondu yıkımları sırasında çıkan olaylarla tanıdığımız Armutlu’da, ancak engebeli yolları aşıp, çamurlara bata çıka, yılmadan lezzetin izini sürdüğünüzde, bulabileceğiniz bir yerde. Kendisi de, ismi gibi sade olan Dükkan, aslında bir kasap dükkanı. İlk açıldığında, etleri sattıkları dükkanın içinde, bir-iki küçük masada servis veriyorlardı. Talep arttıkça, yandaki dükkanı da alıp, orayı bir restorana dönüştürdüler.

Gene çok büyük bir yer değil, 6 kişilik 4-5 tane tahta masa ve başkalarıyla paylaşarak da olsa, oturabilecekleri bir masa için bekleyen, şık şıkıdım beyler ve hanımlar var. Bu kadar insanı, bu şartlarda, Armutlu’ya getirenin ne olduğunu tahmin etmişsinizdir: ET! Hem de çok lezzetli, çok özel şartlarda işlenmiş ve pişirilmiş etler. Sahipleri Dükkan’da sattıkları süt danalarını kendi çiftliklerinde yetiştiriyorlar. İçinde Paper Moon, Anjelique, Cahide, Lucca gibi restoranların ve Swiss Otel, Ritz, Hilton, Four Seasons gibi otellerin de yer aldığı çok şık bir referans listeleri var.

Dükkan’ın ortasında duran geniş kömür ızgarasının etrafındaki masalarda yer bulduğunuz anda oturuyorsunuz. Masada, herkesin ortak yediği, kocaman kaselerdeki yeşillikleri nar ekşisiyle tatlandırarak ilk andaki açlığınızı bastırabilirsiniz. Sonra benim en sevdiğim kısım geliyor, füme etler ve baharatlı küçük sosisler. Füme etler, jambona benziyor, ama o kadar lezzetliler ki, sonsuza kadar onlarla beslenebilirmişsiniz gibi geliyor. Sosisleri ise, oldukça değişik. Farklı tadı yaratanın ne olduğunu anlamak için baya ter döktük, ben anason olduğunu düşünmüştüm, ama işin sırrı rezenedeymiş. Hardalları da kendileri yapıyorlar, etlerin lezzetine çok yakışıyor. Sıra ana yemeğe geldiğinde, vejetaryenler için üzgünüm. Pirzola, T-bone Steak, New York Steak, Bonfile, Osso Bucco, Kontfile ve nefis hamburgerler gibi birbirinden carnivor seçenekler sizi bekliyor. Etlerini bu kadar özel yapan şey ise, çoğunlukla Dry Aged Beef olmaları. Yani bu etler, tam ağzımıza layık, yumuşacık kıvamda olmaları için, 28 gün boyunca, kemik üzerinde dinlendiriliyorlar. Hemen hemen hepsi, kalın kesilmiş ve zaten yumuşacık oldukları için ayrıca dövülmemişler. Eğer az pişmiş etten hoşlanmıyorsanız, bunu mutlaka söylemelisiniz. Gene de kan görmeye biraz dayanabilirseniz, etin en lezzetli olacağı şekilde pişirilip, önünüze geleceğinden emin olabilirsiniz. Etin yanına garnitür olarak, ızgarada pişmiş taze patatesler ve gene ızgarada, kabuklarıyla pişirilmiş ananas geliyor. Ne yalan söyleyeyim, ananasın etle beraber bu kadar güzel olabileceğini bana da söyleseler inanmazdım. En iyisi siz de gidip, kendiniz tadın.

Fiyatlara gelince, pek iyimser olmamak lazım. Tam anlamıyla el yakıyorlar. Etlerin fiyatları porsiyon başına 30-40 milyon civarında. Menüye yeni ekledikleri güzel bir şarap listeleri var. Şili, Arjantin, Fransız şarapları gibi yabancı şarapları kadehle alabiliyorsunuz. Fiyatları mazur gösterebilecek tek şey, porsiyonların gözünüzü de, karnınızı da rahatlıkla doyurabilecek kadar büyük olmaları ve etlere uyguladıkları muamelenin oldukça masraflı olması. Her gün sabah 11.00′den akşam 20.00′ye kadar açıklar, Pazar sabahları brunchları da varmış. Rezervasyon kabul etmiyorlar. Masa bulmak için biraz beklemeyi göze almalısınız. Ayrıca, websitelerinden sipariş de verebiliyorsunuz. Evde pişirmek için aldığınız etlerin yanında, pişirme tüyoları da baya işinize yarayabilir.

Afiyet Olsun!
Küçük Gurme

Adres: Fatih Sultan Mehmet Mah., Atatürk Cad. No:6, Küçükarmutlu – İstanbul
Telefon: 0 212 277 38 48
Web: www.dukkanistanbul.com

Tavacı Recep Usta

Pazartesi, 12 Kasım 2007


Küçük Gurme, şimdiye kadar Moğol restoranı da yazdı, İtalyan fast-food’u da, ama hepsi bir yere kadar… Bir noktadan sonra kan çekiyor, toprak çekiyor. Baba tarafı Diyarbakırlı olan, babaannesinin yöresel Diyarbakır yemeklerini hiçbir şeye değişmeyecek olan Küçük Gurme’nin yolu Tavacı Recep Usta’ya düşüyor.

Aslında Recep Usta’yı yeni duymuş değilim, Suadiye sahil yolundaki şubelerinin önünden her geçişimde iç geçirmekle beraber, Etiler’e gelene dek deneme fırsatı bulamamıştım. Bu kadar yakınıma gelince de denemeden duramadım tabi. Recep Usta’nın kapısından içeri girdiğiniz anda, farklılık gözünüze çarpıyor. Dekorasyonda önemli bir orijinallik olmasa da, ferah, güzel aydınlatılmış bir mekanla karşı karşıyasınız. Asıl farklılığı ise çalışanlarında. Etiler restoranlarının, özellikle de kebapçıların çoğunda karşınıza çıkan, insanı yapmacık ilgileriyle bunaltan garsonlara Recep Usta’da rastlamıyorsunuz. Hepsi son derece güleryüzlü, hoş sohbet, ilgili ama kesinlikle abartıya kaçan bir ilgi değil bu. Her hallerinde bir efendilik var. Bu da yemeklerinin tadını hakkıyla çıkarma fırsatı sunuyor misafirlerine.

Yemeklere gelince, Recep Usta tam bir kolestrol cenneti. Her yemekleri et, et ve yalnızca et üzerine. Fakat benim daha önce hiç bir yerde tatmadığım güzellikte, yumuşacık, lokum kıvamında etlerden bahsediyorum. Kendimizi durduramadık neredeyse herşeyden yedik. Bir o kadar da onlar ikram ettiler, sonuç, çıkışta pantalonlara sığmayan bir göbek oldu. Gördüklerimi bırakır, yediklerimi anlatırsam, masaya oturur oturmaz önünüze gelen bol ekşili roka salatası ve Gavurdağı’nı andıran Bostane’yle başlamam gerekir. Bunlar menüde bulup bulabileceğiniz tek etsiz yiyecekler. Hemen ardından haşlama içli köfteler ve ekşili kuru patlıcan dolması geliyor. İçli köfteler babaanneminkiler kadar olmasa da, dışarıda yediğim en iyi içli köftelerdi. Tek problemi dışının azıcık kalın olmasıydı. Patlıcan dolmaları ise kusursuzdu. Bir de gümüş kaselerde, küçük kepçelerle gelen bol köpüklü yayık ayranı vardı ki Susurluk’ta bile öylesini içmemiştim.

Ana yemeklere gelince, adından da belli olacağı gibi Tavacı Recep Usta’nın en büyük numarası, tava. Geniş saclarda gelen kuzu tava ve pirzola tavalarını denedik. Çiğnemeye harcıyacağımız enerji bize kaldı. O kadar yumuşaktı etler. Yetmedi bir de kaburga şiş söyledik. İki kişilik gelen içi pilavla dolu Kaburga dolmasında da aklımız kaldı. Onu da bir dahaki gidişimizde denemeyi düşünüyoruz.

Tavacı Recep Usta’da ne kadar yerseniz yiyin, tatlıya ufak bir yer ayrımanızı tavsiye ederim. Dondurmalı irmik helvası zaten ikram olarak geliyor, bir de buram buram tereyağı kokularıyla gelen künefeyi deneyin. Son noktayı da, gümüş ibriklerde ikram edilen mırrayla koyarsanız, masadan mutluluktan sarhoş halde kalkacağınıza garanti verebilirim. Ama mırranın ikram edildiği fincanı masaya koymaya kalkmayın sakın. Çünkü bu ağa olduğunuzun işareti sayılırmış. Mırra, soğuması için biraz çalkalandıktan sonra, tek dikişte içilecek.

Bu arada herşeyi yiyip de hesabı istediğimizde ise ayrı bir şaşkınlık bizi bekliyordu. Yerken insanlık sınırlarını aştığımıza göre, Recep Usta da hesapta insaniyeti bir kenara bırakır diye düşünüyordum. Fakat sonuç hiç de beklediğimiz gibi olmadı. Neredeyse bütün menüyü yememize rağmen, kişi başı 40 YTL hesap ödedik. Ki normal şartlarda kişi başı 25 YTL’ye gayet güzel doyup da masadan kalkmak mümkün. Bana özellikle Etiler şartlarında çok makul bir rakam gibi gözüktü. Recep Usta’ya ilk gidişim oldu ama belli ki son gidişim olmayacak.

http://www.tavacirecepusta.com

Suadiye Şubesi: Yazmacı Tahir Sok. No:22 Sahilyolu/Suadiye
Tel: 0216 464 36 71

Etiler Şubesi: Nispetiye Cad. Lavinia Sok. No: 2 Levent
Tel: 0212 280 04 24

Küçük Gurme