‘Fast-food’ Kategorisi için Arşiv

Gourmet Burger Kitchen vs Burger Bar

Pazar, 23 Mayıs 2010

Bu ara bir burger çılgınlığı gelmiş herkese, tam bikini sezonu öncesi bu furyaya kapılmam hoş olmuyor. Sizi de peşimden sürüklemeyi hiç istemem, ama İngiliz yemekleriyle zor bela hayatta kaldığım bir sene sonunda, karnım doysa, gözüm doymaz haldeyim. Çocuk gibi, her şey kokuyor, ne görsem istiyorum. Bütçem de tarumar oldu. İstiyorum ki bir hayırsever Küçük Gurme’ye sponsor olsun da, rahat rahat şişeyim.

Happily Ever After’dan çıktıktan sonra, mutlu bir son umuyordum günün yemek maratonuna, ama çıkar çıkmaz kendimizi Kanyon’daki Gourmet Burger Kitchen’da bulduk. Bulmakla da kalmadık, bir baktık menünün yarısı masamızda duruyor. Pişmanlığıma eşlik eden, mutlu homurtularla, humus ve cacık eşliğinde gelen falafelleri (4.90 TL), olgun ve dolgun patates kızartmalarını (3.90 TL), ardından da çıtır kızarmış kabak dilimlerini (3.90 TL) götürüverdim. Özellikle bol yeşillikli falafellere bayıldım, ama gurme kabak dilimleri de harikaydı, karşılaştırıp da haksızlık etmek istemiyorum.

Şimdiki aklım olsaydı, dozunda bırakır, bu noktada yemeye bir son derdim. Ama “Küçük Gurme severlere, Deniz GBK’a gitmiş de bi burger yemeden dönmüş” dedirtmem diyerek, bir de Chicken, Avokado & Bacon Burger (16.90 TL) söyledim.

Gönül isterdi ki, diğer burgerlerde olduğu gibi, bunda da boyut seçeneğim olsun. Olmayınca büyük boy almak zorunda kaldım. Sayıyorum: Ekmek Mano Burger’le karşılaştırınca çok yavan. Boyutlar elle yemeyi de, keserek yemeyi de imkansızlaştıracak şekilde özel olarak tasarlanmış. Zorlayınca ekmek iyice parça pinçik oluyor, her tarafa avokadoların bulaşması insanı Alien’e çeviriyor. Tavukta da pek bir numara yok. Üstüne bir de büyük zorlukların ardından burgerin ortasına ulaşınca, bir soğan sürpriziyle karşılaşıyorsunuz. Şimdi bunu yaza yaza parmaklarımda tüy bitti. Tamam ben cins olabilirim birazcık soğan konusunda, ama yalnız da olmadığıma inanıyorum. Soğan herkesin seveceği, sevse de kokusu, mide ağrısı bilmemnesi nedeniyle yiyebileceği bir şey değil. Siz seviyorsanız, gene koyun, koymayın demiyorum da, bari menüye yazın. Bu şikayetimi iletince de, “Biz burgerin soğanlı geleceğini varsaydığınızı düşünüyoruz” demeyin ondan sonra.

Kahramanımız soğan katliamı yaparken, masanın soğanla derdi olmayan diğer yarısı, Smokey Sausage (14.40 TL) ve Classic Burgerler’iyle (14.40 TL) mutlu mesut yaşıyordu. Varsa bir hayal kırıklığı Frankfurter Sosislerin domuz olduğunu varsayıp da, danayla karşılaştıkları için olabilir. Varsayımlar pek tutmuyor işte her zaman. Durduk yere sevaba girdiler GBK sayesinde.

Burger’de iyi örneklere gelince, geçen gün yazacağım deyip de, bir türlü yazamadığım Burger Bar’ı da vesileyle araya sıkıştırmak istiyorum. Ben genellikle eve sipariş veriyorum. Servisleri hızlı, sosları, etleri mükemmel. Üstelik de şu mini burgerler (18.50 TL) değişik soslu hamburgerleri birarada denemenizi kolaylaştırırken, bir yandan da ağır da olsa, küçük bir şey yiyor olmanın iç rahatlığını veriyor. Ortalığa dökülüp saçılmaması da bonus puan. Ben genellikle Blue Cheese, Cafe de Paris ve Avokado soslu olanlarından alıyorum. Burgerlerini bu kadar sevmesem bile, sırf kibrit patatesleri için Burger Bar’dan sipariş vermeye devam ederim herhalde. Yerleri Reşitpaşa’da. O civarlarda oturmuyorsanız da, yolunuz düşerse gönül rahatlığıyla uğrayabilirsiniz.

GBK Adres: Kanyon Alışveriş Merkezi, Levent/İstanbul

GBK Tel: o212 353 03 23

GBK Web: www.gbk.com.tr

Burger Bar Adres: Tuncay Artun Caddesi, 133/A Reşitpaşa, Sarıyer/İstanbul

Burger Bar Tel: 0212 229 60 92

Burger Bar Web: www.burgerbar-tr.com

Nihayet Mano Burger

Cumartesi, 15 Mayıs 2010

Mano Burger çoktan aldı başını gidiyor, takip ettiğim bütün yemek blogları yazdı, üstüne İstanbul’a gelir gelmez, yemeksever dostlarımın hepsi anlaşmışlar gibi, beraberce ve solo olarak Mano Burger sayıklamalarına başladılar. En nihayet dün gittik, denedik. Ben gitmeden önce ufak tefek atıştırmalıklarla burgerlere altlık yapma niyetimi biraz (!) abarttığımdan, yalnızca tadına bakmakla yetindim, ama bir fikir edinmeme yardımcı oldu.

Mano Burger Tünel Meydanı’nda, yeni açılan Karınca’nın tam karşısında, sokağa attıkları rengarenk masaları ve neon tabelalarıyla, küçük olmasına rağmen 100 mt.’den seçilebilecek bir dükkan. Tabi önündeki kalabalık da, fark edilmeden geçilmesini imkansız hale getiriyor. Şansımıza, biz vardığımız anda, bir masa kalktı da, fazla beklemeden oturduk. Servis elemanlarının kısıtlı sayısına rağmen, neredeyse ışık hızıyla siparişimiz alındı. Yine saniyede 300.000 km hızla, 200 gr.lık 2 köfte, bacon, cheddar peyniri, domates, marul, karamelize soğan ve zannedersem ketçap-mayonez karışımından oluşan Mano Sosuyla, Mano Burger’imiz ve çıtır patates kızartmalarımız (Menü: 13.90 TL) geldi. O kadar hızlılardı ki, Nestea Şeftali yerine, Nestea Limon söylediğimizi hatırlatmak için ağzımı açtığım anda, arkalarında bir toz bulutu bırakarak uzaklaşmışlardı bile. Güleryüzlü, genç ve tatlı olmaları da +rep.

Hamburgerlerine gelince, kendi yaptıkları, pastane ekmeği kıvamında ekmekleri göz kamaştırıcıydı, resmen parlıyorlardı ve baya da lezzetliydi. Köfteler de, özellikle fiyat-lezzet eğrisi üzerinde değerlendirirsek tatmin ediciydi, kömür ateşinde yapıyorlarmış. Azıcık aç olsam, beğendili, hellimli Ottoman Burger’e (9.75 TL) de bayılacağım yönünde bir his var içimde.

Kırmızı et taraftarı olmayanlar için, mezgitli Fish Burger (8 TL), tavuk göğüslü Chicken Burger (7.75 TL), vejetaryenler için de sebzeli-peynirli köfteleriyle Miss Burger (7.75 TL) seçenekleri var. Tatlı olarak, Emek Sineması’nın kapanmasının acısını bir nebze de olsun azaltabilecek olan Alaska Frigo benzeri, Mano Frigo’yu deneyebilirsiniz.

Bu arada Mano Burger, yeri ve fiyatları itibarıyla gönlümü kazansa da, çocukluk aşkım Levent Kral Burger ve komşu kızı Reşitpaşa Burger Bar’ın yerini kaptı mı emin değilim. Ben bir ara ikisini de ziyaret edeyim de yazayım bari, gönül koymasınlar sonra.

Adres: Galipdede Cad. No: 5, Beyoğlu/İstanbul
Telefon: 0212 292 75 40

Chipotle – ABD

Cuma, 12 Mart 2010

chipotle_1

Çok sevgili girişimci Küçük Gurme’ciler,

Bugün cennet vatanımızı yeni lezzetlerle tanıştırmak isteyen, Türk damak tadına uygun, değişik restoran zinciri arayışında olan franchising meraklılarına harika bir tavsiyeyle geliyorum. Kendim için söylüyorsam namerdim. Derdim, meselem: hem sizin, hem de memleket ekonomisinin kazanması…

Chipotle, ABD’nin dört bir yanına yayılmış şubeleriyle, gurme burrito ve taco yapan orgazmatronik bir Meksika restoranı. Ben New York’ta, “Nee, burrito’nun içine pilav mı konurmuş, ne midesiz adamlar var şu dünyada?” nidalarıyla içeri girip, sonra Yasin yerken, “E hadi ver bir ısırık” diyerek çocukcağızın rızkına göz diken hain arkadaş oldum galiba. Fakat, Orhan Pamuk’un kulaklarını çınlatıyorum “Bir ısırık aldım, hayatım değişti”. Koşa koşa gidip devasa burritoma gömülmem saniyelerimi aldı sonrasında.

chipotle_2

İlk gidişinizse size de burrito yemenizi öneririm. İçine istediğinizi koydurabiliyorsunuz, böyle de yüce gönüllü, cömert insanlar. Tavuk, et, barbacoa (lime lime olana kadar baharatlarla pişirilmiş dana eti), carnitas (gene baharatlı domuz eti), meksika fasulyesi, fajita sebzeleri, limonlu pilav (ki benim gibi tutuculuk yapmayın, mutlaka koyun, acaip hafif, çok güzel bir şey oluyor), taze domatesli salsa, acılı salsa, sour cream, mısırlı salsa, peynir, guacamole (avokadolu, soğanlı, biberli bir sos) gibi seçenekleriniz var.

chipotle_3

Dilerseniz, aynı malzemeleri tortilla’nın içine koymak yerine tabakta da alabilirsiniz ki, o zaman burrito bowl diyorlar. Başka bir seçeneğiniz de çıtır ya da yumuşak taco’ların içinde yemek.

Çok rejimdeyseniz, salata da yiyebilirsiniz, ama gözünüzü seveyim yapmayın kendinize böyle şeyler. Gelmişsiniz Chipotle’a kadar, güzel güzel tadını çıkarın…

Web: http://www.chipotle.com/

Gelik

Pazar, 19 Ekim 2008

Gelik yılların klasiğidir, et yemek istediğinizde, Beyti’den sonra gidilecek en önemli adreslerden biridir. Normalde uzak diye pek gitmiyoruz, bu hafta sonu Mamma Mia uğruna kendimizi yollara vurmuşken, dedik bir de Gelik’te yemek yiyelim. Aslında nedense, dışardan bakıldığında, pek bir derme çatma, hatta neredeyse pis izlenimi uyandırıyor Gelik bende. Ama içerisi hiç de derme çatma değil. Fabrika gibi de çalışıyorlar maşallah.

Klasiklerden başlayalım. Mantarlı pilav (6.5 YTL) Gelik’in en önemli spesiyallerinden biri. Masaya oturduğumuzda, açlıktan ölecek haldeydik. Kendimi de bildiğimden, “Aman, yemeden fotoğraf çekmeyi unutturmayın bana” dedim bizimkilere. Ama o kadar güzel gözüküyordu ki pilav, hepimiz fotoğrafı filan unutup saldırdık. Yukarıda temsili bir fotoğrafını görüyorsunuz pilavımızın. İçi, dereotlu, mantarlı, üzeri de patatesli, kaşarlı bu pilav hakikaten pirincin en güzel hallerinden biri. (İleriki günlerde tarifini yazmayı planlıyorum)

Bir diğer klasikleri de kuyu kebabı (21 YTL). Kuzucukları, içinde ateş yanan bir kuyuda saatlerce pişirerek en ağzımıza layık hale getirmeyi amaçlıyor Gelik. Ben kuyu kebabını çok severim. Ama yemeği yiyen arkadaşımız pek beğenmedi, pek de doymadı sanırım. Yanına azıcık pilav, patates filan koysalar, hem kuzunun ağır tadını dengeler, hem de daha doyurucu olurdu diye düşünüyorum.

İskender ise bir buçuk porsiyon (17 YTL) olmasına rağmen, oldukça küçüktü. Ekmekleri de az olduğundan, iskenderin alternatif bir versiyonu gibiydi daha çok. Fakat tabi etlerinin hakkını vermek lazım, döneri oldukça başarılı Gelik’in.

Porsiyon konusunda en büyük hayal kırıklığını da ben yaşadım sanırım. Sonunda karnım doydu ama gözüm doymadı. Karışık ızgara (22 YTL) isteyince, düşünüyordum ki, dağlar tepeler kadar et gelsin önüme, nasıl yiyeceğimi bilemeyeyim. 1 kaşarlı köfte, 1 normal köfte, 1 tavuk köfte, 1 yaprak döner,1 pirzola, 1 parça da tavuk ve billur vardı tabakta. Billura (Koç yumurtası) fikren karşıyım, o zaten kaldı tabakta. Patateslerle de destekleyince, ancak doydum, geri kalanıyla. Lezzetine sözüm yok tabi etlerin. Sunumlar zayıf yalnızca.

Son olarak, künefeyle (7 YTL) yemeğimize noktayı koyduk. Bol tereyağlı, bol peynirli olmasıyla takdirlerimizi topladı künefeler. Hatta yemeğin en güzel kısmıydı diyebilirim.

Yemeğin sonunda, bir daha etoburluğum tuttuğunda, Beyti’ye gitmeye karar verdim. Ama Gelik de nostaljik bir lezzet olarak, Küçük Gurme’ye yazılmayı hak etti. Bir ufak not daha… Levent’teki Gelik’e en son gittiğimde şahane bir zeytinyağlı açık büfesi vardı. Ataköy’dekinde de gözlerimiz aradı böyle bir güzelliği…

Adres: Kennedy Caddesi Ataköy Sahilyolu

Telefon: 0212 444 7 999

Ekvator Cafe

Çarşamba, 13 Ağustos 2008

Geçen gün, iş çıkış saatinde, Beyoğlu’nda nerede yesek diyorduk ki, Küçükparmakkapı Sokak’ın (Mc Donalds’ın sokağı) yanından geçerken beynimde şimşekler çaktı. Bir arkadaşımdan, Pazartesi günleri Ekvator Cafe’de yemek yiyene, içebileceği kadar biranın bedava olduğunu duyduğum aklıma geldi. Ben bu promosyonu sömürecek kadar bira meraklısı değilim, gene de ilgimi çekmişti. Doğru olduğundan pek emin olmasam da, sokağa sapmış bulunduk. Şüphelerimizin doğrulanması pek vaktimizi almadı, Ekvator’un sokağa taşıdığı masalar tıklım tıkış insan doluydu ve bazıları daha iki yudum aldıkları biralarını, “ısındı bu” diyerek, yenisiyle değiştirmeye çalışıyorlardı. Garson değiştirmeye yanaşmayınca da, adamın yüzüne karşı “Ver yere dökeyim ben buradan” diyordu arkadaşları. Bedava diye bu kadar da yüzsüzlük yapılmaz diye düşünerek yerimize oturduk.

Garsonlar o sıkışıklıkta bize dışarıda bir yer ayarladılar. Menüyü karıştırmaya başladık. Hava sıcak olmasa denemeden bırakmayacağım çorbaları var öncelikle. Biri Mexican Tomato Soup (5 YTL) ızgara sebzelerden hazırlanmış bir domates çorbasıymış, yanında da özel avokado sosuyla geliyormuş. Diğeri de, mercimek, mısır, jalapeno biberleriyle hazırlanmış special çorbaları (5 YTL)… İkisinin de Ekvator’un ismine yakışan tropik lezzetler olması hoşuma gitti. Başlangıçlarda, Çıtırlarım Kıtırlarıma (16 YTL) takıldık. İçinde yok yok kocaman bir atıştırma tabağı, ama 3-4 kişi doyurur rahatlıkla. Okyanus lokumları, patates kroketler, onion ringler vs… ne ararsanız vardı bu tabakta. 13-17 YTL arası pizzaları ve 17 YTL’ye fajitaları diğer masalara giderken inceledim, ortalama gözüküyorlardı.

Ben chicken noodle, arkadaşım ise Phily sandviç yedi. Tesadüfen daha bir kaç gün önce Phily sandviçlerinden bahsediyorduk, incecik kesilmiş et ve peynirle yapılan bu sandviç neden Türkiye’de hiç bir yerde yok derken, 2-3 gün sonra karşımıza çıkması hoş bir rastlantı oldu. Tabi Ekvator’un Phily’si arkadaşımın bildiği Phily’den farklıydı ama, gene de memnun kaldı. Benim noodle’ım ise idare ederdi, biraz fazla baharatlıydı diyebilirim. Bir daha gitsem, hiç yemeklere bakmadan çıtırlar kıtırlarla haşır neşir olurum.

Bu arada Ekvator’un tek kampanyası Pazartesi’leri bedava bira değil… http://www.ekvatorcafe.com/ adresinden, oyun oynayarak ya da siteyi arkadaşlarınıza tavsiye ederek puan toplayabilir, biriktirdiğiniz puanlarınızla, bedava yemek ya da bira alabilirsiniz.

Kalabalık ve gürültüden rahatsız olmayacaksanız, bir uğrayabilirsiniz Ekvator’a…

Adres : Küçükparmakkapı Sok. No:17

Telefon: 0212 243 97 42

Web: http://www.ekvatorcafe.com/

Espressamente

Pazartesi, 11 Ağustos 2008

Geçen gün Kanyon’da gezinirken, Häagen-Dazs’ın yanında ufak bir yer dikkatimi çekti, açılalı 2 ay kadar olmuş aslında ama, ben yeni gördüm nedense. Önüne attıkları masayla sevimli bir yere benziyordu. Bahsettiğim yer uluslarası kahve zinciri, Illy’nin sahibi olduğu Espressamente. İsmi gibi, çabucak bir şeyler atıştırıp, kahvenizi içebileceğiniz bir yer olmuş. Diğer kahve zincirlerinden farklı olarak, şarabınızı da yudumlayabilirsiniz.

Sandviç ve tatlılarının sergilendiği vitrin çok eğlenceli gözüküyordu, ben de oturup bir deneyeyim dedim. Kahveleri hiç fena değil, üstelik, gocciato, capo triestino, mugaccino gibi başka kahve zincirlerinde görmediğim ilginç alternatifler de vardı. Gocciato, cappuccino’nun az sütlüsü… Capo triestino, espressoyu, ılık sütle karıştırarak yapılıyor, cam bardaklarda servis ediliyor. Macchiato seviyorsanız bunu deneyebilirsiniz. Mugaccino ise cappuccino’nun biraz büyüğü sanırım. Ben espresso (3,5 YTL) aldım. Çok sert olmamasını beğendim açıkçası, gözlerimi yaşartacak kadar sert espressolardansa, böylesini tercih ediyorum ben. Bir de croissant (4,5 YTL) alıp yoluma devam ettim.

Hoş bir soluklanma köşesi olmuş Kanyon’a…


Vapiano

Pazar, 21 Ekim 2007


Suadiye’de, Vakko’nun sokağındaki Vapiano, pizza ve makarna yemek için son derece eğlenceli ve iç açıcı bir mekan. Beyaz, bordo, cam ve ahşap ağırlıklı dekorasyonu, mekana hem aydınlık, hem de ferah bir hava veriyor. Kocaman, uzun masaları var, ne yazık ki herkes masasını paylaşmaya istekli olmayınca, belki 10 kişinin rahatlıkla oturabileceği masalara yalnızca 2 kişi oturuyor. Dolayısıyla uzun süre oturabilecek bir yer bulmak için bekleyebiliyorsunuz. Üstelik, 1.90 boyundaki arkadaşım, alçak masaları nedeniyle, bacaklarını sığdırmakta ciddi zorluk çekti.

Vapiano’ya girdiğinizde, kredi kartına benzer, manyetik bir kart alıyorsunuz. Yediğiniz ve içtiğiniz herşey bu karta kaydediliyor. Böylece kalabalık bir ekiple gittiğinizde, hesabın karışması, kim ne kadar ödeyecek problemi tarihe karışıyor. Fakat kartınızı kaybetmemeye bakın, çünkü değeri 50 dolar. Menüye baktığınızda ise, değişik kombinasyonlarda bir sürü makarna ve pizza görüyorsunuz. İlk anda bu kombinasyonları zayıf bulabilirsiniz. Ama işin güzel tarafı, yemekleriniz yapılırken vitrinin arkasından sürece müdahale edip, dilediğiniz malzemeyi ekletebilmeniz. Çeşit çeşit şekil ve boylarda makarnaları, steril ortamda, Vapiano tarafından özel olarak yapılmış. Ben jumbo karides, kabak ve domatesli makarnalarından vazgeçemiyorum. Tacino Picante adlı, tavuklu, portakallı, Şili soslu makarnalarını da acı severlere şiddetle tavsiye ediyorlar. Pizza istediyseniz, pizzanız fırından çıktığında sizi ışıklar saçarak uyaran bir alet veriyorlar, böylece başında beklemek yerine, rahat rahat masanızda oturabiliyorsunuz. Hamuru çıtır çıtır, malzemeleri lezzetli, özellikle proschuttolu pizzası çok başarılı. Fakat Domino’s tarzı pizzalara alışmış olanlarınız için, bu klasik İtalyan tarzı, az malzemeli pizzalar, doyurucu olmayabilir. Pizza ve makarna dışında, kavanozlar içinde gelen salataları ve pannacotta, tiramisu gibi tatlıları da var.

Vapiano’nun bir başka hoş yanı da, yalnızca bir kaç şarap markasından değil, bütün şaraplarından kadeh olarak alma seçeneği. Böylece bütün şişeyi içmek zorunda olmadan da dilediğiniz şarabı içme şansınız oluyor. Kokteyllerini denemedim, fakat deneyenler Mojito’sunu çok beğendiklerini söylediler. Çalışanlar çok güler yüzlü ve sempatik. Kasanın yanında duran hayvan şekilli jelibonlar da şirin bir jest olmuş.

Fiyatları benzer restoranlardan biraz daha pahalı, ama değmediğini söyleyemem. Uzun uzun oturmak için değil, ama hızlı ve lezzetli bir yemek için rahatlıkla tercih edebilirsiniz.

Telefon : 0216 464 42 65 Adres : Bağdat Caddesi, Selim Ragıp Emeç Sk. 4, Suadiye / İstanbul

Küçük Gurme