‘Uzakdoğu’ Kategorisi için Arşiv

Udonya Japon Restoranı

Salı, 27 Nisan 2010

Taksim Meydanı’nın arkasında, oteller bölgesi olarak bilinen Talimhane’de acayip bir ortam var. Bir takım Hint restoranları, Karoeke’ciler, Falafelciler, yanlarında halı-kilim-Turkish delight satan küçük dükkanlar, onları da geçince ihraç fazlası kıyafetler vs. Point Hotel’in içindeki Udonya’da sushi yemeyi hedefleyip, saatleri tutturamayınca, uzun uzadıya inceleme şansımız oldu hepsini. İstanbul içinde, Marmaris’te gibi hissedebileceğiniz bir sokağa dönüşmüş burası görmeyeli. Bu vesileyle sonda söylemem gereken şeyi, başta söyleyeyim. Udonya Pazar hariç her gün, 12.30-14.30 ve 18.30-22.30 saatleri arası açık. Bizim gibi aç karna gidip, sonra da inat edip, 3 saat beklemek istemiyorsanız, bir kenara yazın derim.

Peki Udonya’da ne yenir ne içilir? Bir kere Gyoza deneyin, ister vejetaryen (10 TL), ister tavuklu (11.5 TL), hatta haşlama olarak Ebi Gyoza, yani karidesli de var (10 TL).

Patlıcan seven canlarıma değsin diyerek, Yakinasu (6.5 TL), yani Japon soslu közde patlıcan da denedim, ama onu o kadar tavsiye edemiyorum. Yakinasu’yla değirmen dönmüyor, deyip de kendimden nefret etme pahasına etmiyorum işte. Üzerinde ciddi bir balık aroması vardı. Ama balık da değildi, bir garipti. Yedim de gerçi, ama olsun.

Sushi’lere gelince, hepsi güzeldir, hepsi hoştur ama, kızarmış karidesli bir ebiten maki’ler (10.5 TL) var ki, bu çıtır kıtır yavruları denemeden kalkarsanız pişman olursunuz bence.

Udonya’nın Müstakbel Şefi: Ayça Şen’le Röportaj burada.

Adres: Point Hotel, Topçu Cad. No:2 Taksim

Tel: 212 – 256 93 18

South Beauty – Shanghai

Çarşamba, 21 Nisan 2010

Shanghai serisi, favori restoranımla devam ediyor. South Beauty Çin’in değişik bölgelerinde şubesi olan, aslen bir önceki yazımda bahsettiğim, acısı, baharatıyla meşhur Sichuan mutfağının temsilcilerinden olan bir restoran zincirinin halkası. Fakat, Shanghai’ın en şık ve Avrupai bölgesi olan Xintiandi’de nispeten yeni açılmış olan Steam (buharda pişmiş) şubesi, Batı Çin yemeklerinin acısından ağzı yanmış Küçük Gurme için, ferah ve sağlıklı bir seçenek oldu. Anladığım kadarıyla çoğunlukla iş yemekleri için ya da turistler tarafından tercih edilen, yemekleriyle olduğu kadar, beyaz-gri ağırlıklı renkleriyle de içinizi açan bir restorandı South Beauty.

Yemeğe marula sarılı karides’lerle (28 Yuan) başladık. Ansiklopedi kıvamındaki menüden seçim yapmak çok zor olsa da, yediklerimizin hepsinden olduğu gibi karideslerden de çok memnun kaldık. Shanghai’daki diğer restoranların aksine, en azından derdini anlatacak kadar İngilizce bilen garsonlarımız olmasının da yardımı oldu yemekleri seçmemizde.

İkinci sırada kabukları içinde haşlanmış deniz tarakları (8 Yuan/tanesi) vardı. Deniz taraklarını dilerseniz sarmısak, dilerseniz siyah fasulyelerle hazırlanmış siyah sosla birlikte alabiliyorsunuz. Altında da ince pirinç eriştesi vardı. En şaşırtıcı olanı ise, genellikle lüks bir yiyecek olarak görülen deniz taraklarının 1 dolara tekabül eden, uygun fiyatlarıydı.

Ardından, Shanghai yeşillikleri ile beraber haşlanmış gümüş balıklarını (38 Yuan) denedik. Özellikle yeşillikli kısmı çok güzeldi bunun da, ama balıkları yemesi, ince kılçıkları nedeniyle oldukça zor oldu.

Ana yemeklere gelince tercihimizi İstiridyeli Noodle’dan (25 Yuan) yana kullandık. Çin’de genellikle değişik malzemelerle birlikte kızartılmış ince pirinç erişteleri kullanılırken, daha kalın ve buğdaydan yapılmış bu haşlanmış erişteler Japon mutfağı’na daha yakınlardı sanırım.

Ana yemeklerimizin ikincisi ise Bambu filizleriyle haşlanmış ördekti (32 Yuan). Bambu ağaçları Çin kültürü’nde rüzgarla beraber eğildikleri ama, asla kırılmadıkları için faziletli insanlara benzetiliyorlar ve yaklaşık 1000 yıldır Çin yemeklerinde kullanılıyorlarmış. 7. yüzyılda yaşamış olan gurme-bilgin Li Yu, beraber piştiği etin tadını emmesi, ama kendi özel tadını da koruması nedeniyle, bambu filizlerini bütün sebzelerin kraliçesi olarak adlandırıyor. Aynı zamanda verem gibi hastalıkların tedavisinde de kullanılıyorlarmış.

Yemeğin sonunda, Mango Puding (12 Yuan) ve Kuş Yuvalı tatlı (98 Yuan) vardı. Mango Pudingin kendisi biraz tatsız tuzsuzdu, ama altındaki beyaz kreması çok lezzetliydi. Kuş yuvalı tatlı ise bütün Çin gezisinde yediğimiz en pahalı yiyecekti sanırım. Seçerken henüz kuş yuvasının ne olduğunu bilmiyorduk. Açıkçası fiyatından yola çıkarak çok özel ve lezzetli bir tatlı olduğunu, isminin de şeklinin kuş yuvasına benzemesi nedeniyle konduğunu düşünmüştük. Fakat şekerli su içerisinde gelen, bir tutam kuş yuvasının, neredeyse tatsız olması bir yana, gerçek kuş yuvasından yapıldığını öğrenince şaşkınlığımız arttı. Yerel ismi Yanwo olan kuş yuvaları, Güney Çin Denizi adalarındaki mağaralardan oldukça tehlikeli bir yöntemle toplanıyor. Nadir bulunması ve tıbbi faydaları nedeniyle çok değerli kabul ediliyor. İmparatorlar tarafından gençlik iksiri yapımında kullanılan kuş yuvaları, bugün böbrek ve kan hastalıklarının tedavisi için tüketiliyor.

Adres: Unit 02, No.18, Lane 181 Tai Cang Road, Xintiandi – Shanghai

Tel: 021- 5306 6678/9989

South Memory – Shanghai

Salı, 20 Nisan 2010

Shanghai yemek notlarına Nanjing’deki South Memory’yle devam ediyorum. Koskoca Çin’de herkes bademli tavuk yiyormuşcasına dünyanın her yerinde önümüze itelenen aynı Çin yemeklerine inat, Çin’in bölgesel mutfaklarının birbirlerinden çok farklı olduklarını yerinde incelemelerimle öğrendim.

19. yüzyılın ortalarında uzun yıllar boyunca kapılarını kapattığı dış dünyaya, askeri yenilgilerle açılan Çin İmparatorluğu, 20. yüzyılın başlarında bu yenilgilerin de etkisiyle, derebeyleri ve eşkıyalar tarafından yönetilen parçalanmış bölgeler arasındaki bir federasyona dönüşmüştü. 1949 yılında komünizmle birlikte, milliyetçilik yükselişe geçse, bütün Çin’in etrafında toplanabileceği ortak bir kültür yaratılmaya çalışılsa da, bugün bile 55 civarında etnik grup, 7 farklı dil ailesinden gelen 55 değişik dil ve tabi ki sayısı konusunda tam bir karara varılmamış çeşitli mutfak gelenekleri Çin’in geniş topraklarında varlıklarını sürdürüyorlar.

Kabaca bir ayrıma gidersek, Doğu-Batı-Güney ve Kuzey mutfakları arasındaki farklardan bahsedebiliriz, ki en çarpıcı farklılıklar Yangzi Nehri’yle birbirinden ayrılan Kuzey ve Güney mutfakları arasında görülebilir. Güney ve Doğu bölgelerinde pirinç daha sık kullanılırken, Kuzey’de buğdayla yapılan yemeklere daha çok rastlanabilir. Bazı araştırmacılar bu mutfakların karakteristik özelliklerini, güneyde tatlı, kuzeyde tuzlu, doğuda acı ve batıda da ekşi tatların daha yoğun hissedilmesiyle açıklamışlar, fakat Çin’deki pek çok yemekte bu tatların hepsinin birden kullanıldığı düşünülürse, bu biraz zorlama bir ayrımmış gibi görünüyor.

Shanghai’ın Nanjing Caddesi’nde bulunan South Memory her ne kadar ismiyle, Güney mutfağından inciler sunuyormuş izlenimi verse de, aslında Batı’da bulunan Hunan Mutfağı’nı temsil ediyor. Mao’nun doğum yeri olan Hunan, Sichuan mutfağı’na benzeyen yemekleriyle, özellikle son yıllarda dünyada daha fazla tanınan Sichuan yemeklerinden daha popüler hale gelmiş. Her iki mutfak da bol acılı yemekleri ve tarımın diğer bölgelere göre daha gelişmiş olması sayesinde kullanabildikleri çeşitli malzemelerle tanınıyorlar. Fakat Hunan mutfağı, Sichuan’a göre daha az yağlı ve baharatlı.

South Memory’de yaklaşık yarım saat sıra bekleyip de, karnımız zil çalarken sofraya oturduğumuzda, bu kadar acı yemeklerle karşılaşacağımızı düşünmüyorduk ama. Geniş, fotoğraflı menülerinden yemeklerimizi seçerken, kırmızı biberlerle acılık seviyeleri gösterilmiş olan yemeklerden kaçmayı akıl edemedik o yüzden. Yemeğe tatlı Lotus tohumları ve Ördek diliyle başladık.

Lotus tohumları harikaydı da, ördek dilini hangi akla hizmet aldım bilmiyorum. Merak işte… Neredeyse tamamı kıkırdaktan oluşuyordu, eğer benim bilmediğim bir yeme şekli varsa da keşfedemediysem üzgünüm, ama ayıp olmasın diye tattığımız birer parça haricinde gerisi sofrada kaldı.

Yazının başında fotoğrafını görebileceğiniz şişte tavşanlar (48 Yuan) ve Hot Pot kestaneli tavuklar (58 Yuan) ise, şaheserdi. Ama üzerlerindeki bir kilo biber yüzünden gözlerimden yaşlar akmaya başlayınca durmak zorunda kaldım. Bir Diyarbakırlı olarak, acıya toleranssızlığım beni utandırıyor bazen, ama bunlar sonradan öğrendiğime göre Çin’in en acı biberleriymiş.

Son olarak Papaya Çorbası (42 Yuan) neymiş diye merak ettik, ama üzeri kokteyl şemsiyesiyle, ısıtılmış papayadan başka bir şey değilmiş. Bu arada menüde kaplumbağa da var, kabuğuyla filan duruyor öyle. Ne desem bilemedim.

Garsonların hiç biri İngilizce bilmiyor, kaç gözle anlaşabiliyorsunuz.

Adres: 6F, Hongyi Plaza, No. 299, East Nanjing Road, Huangpu District, Shanghai

Tel: 6161-9787

Shanghai Özelinde Çin Mutfağı

Pazartesi, 19 Nisan 2010

Pek muhterem Küçük Gurmeciler, bir önceki yazımda verdiğim ipucundan, dört gündür Shanghai’da olduğumu hatırlayacaklardır. Bu sabah bavulumda çeşit çeşit çay, fotoğraf makinamda bir sürü yemek fotoğrafı ve en güzeli “çok okuyan mı bilir, çok gezen mi” felsefesinden hareketle edindiğim yeni yeni bilgilerle birlikte vatana döndüm. Gitmeden önce “Yanında bol bol bisküvi götür” tavsiyesi verenlere inat, etik bulduğum herşeyi yedim. Ne kadar açık fikirli olmaya çalışsam da beğenmeyi başaramadığım bir kaç istisna haricinde, uzun zamandır bu kadar güzel yemeği birarada görmemiştim. Senelerdir, İstanbul da dahil olmak üzere dünya metropollerinde önümüze getirilen, hepsi birbirinin aynısı bulamaç kıvamında Çin yemeklerini unutun. İki restoran menüsünde aynı yemeği göremedim bile, o kadar çeşitli, o kadar zengin bir mutfak kültürleri vardı.

Neredeyse 4000 yıl geriye uzanan ve dünyanın en eski kültürlerinden biri olarak görülen Çin kültürünü anlamak için yeme-içme işlerine özel bir ilgiyle yaklaşmak gerekli diye düşünüyorum. Her yerde olduğu gibi, Çin’de de insanların ne yedikleri, tarihleri ve yaşayış şekilleriyle ilgili önemli ipuçları veriyor çünkü. Örneğin bugün menülerde görünce hayretle karşıladığımız, bana Macbeth’in cadılarından birinin iksir tarifini okuyormuşum izlenimini veren, yılan, köpek, kertenkele, kaplumbağa, ördek dili, domuz kulağı gibi malzemeler, Çin’in bir türlü çözülemeyen tarım problemleri ve kuraklık dönemlerinin etkisiyle, biraz da zorunluluktan mutfaklara girmiş. Şu anda bile inek, dana ve kuzu etlerinden daha yaygın olarak tüketiliyorlar.

Özellikle Mao’nun tarım politikalarıyla bu alan geliştirilmeye çalışılsa ve milyonlarca insan halen tarımla uğraşıyor olsa da, iklim problemleri sebze ve meyve yetiştirilmesini zorlaştırıyor. Güney’deki şehirlerde nispeten daha fazla çeşitlilik var, bambu kamışları, lotus kökleri, değişik yosun ve mantar çeşitleri, lychee, papaya, mango gibi egzotik meyvalar çoğunlukla güney bölgelerinde yetiştiriliyor.

Aylık ortalama 1000 yuan, yani yaklaşık 145 dolar’la yaşayan Çin nüfusu, uzun süre dayanmaları için bir çok besini kurutulmuş olarak satın alıyor. Özellikle deniz ürünlerindeki çeşitlilik inanılmaz.

Bu deniz ürünlerinin en ilginç, en nadir ve dolayısıyla en değerli olanları ise, yukarıda kilit altında gördüğünüz deniz hıyarları, köpek balığı yüzgeçleri ve kuş yuvaları. Kuş yuvasının, benzetme yöntemiyle konulmuş bir isim olduğunu düşünmüştüm önce, fakat kuşların topladığı ve ağızlarında öğüterek birleştirdikleri, yosun, karides ve küçük balıklardan oluşan, gerçek kuş yuvalarıymış bunlar. Genellikle, Güney Çin’deki mağaralardan oldukça tehlikeli yöntemlerle toplandıkları için fiyatları oldukça pahalı. Köpek balığı yüzgeçlerini ise, nesli tükenmekte olan hayvanları yemekle ilgili sorunu olmayanlarınıza bırakıyorum. Duyduğum kadarıyla pek bir tadı, tuzu da olmayan bu son derece pahalı yiyecekler, tıbbi faydaları olduğuna inanıldığı için ve yemeklere kattığı ilginç doku nedeniyle, Song Hanedanı’ndan beri tüketiliyorlarmuş. Deniz hıyarları ise, kendileri tatsız olsalar da, beraber pişirildikleri yemeğin tadını emerek, değişik dokularıyla yemeklere farklılık katıyorlar.

Tek bir malzemeyle yapılan Çin yemeği yok gibi bir şey. Taoizm’in etkisi olarak görülebilecek, bir denge, doğayla uyum, yin-yang dengesi takıntısı, meyvelerin, sebzelerin, tatlının, tuzlunun, ekşinin, baharatların vs. aynı yemeğin içinde bulunmasının hiç de garip karşılanmadığı durumlar yaratıyor.

Klasik bir akşam yemeği 6-13 çeşit yemekten oluşuyor. Özellikle ritüellerine önem veren Çinlilerle beraber yemek yiyorsanız, dikkatli olmanız gereken bazı noktaları hatırlatmakta fayda var. Her ne kadar çoğunlukla yabancıların gaflarına karşı hoşgörülü olsalar da, mianzi yani yüz denen kavram, bazı davranışlarınızın ayıp karşılanmasına ve kırılmalarına neden olabiliyor. Örneğin herhangi bir yemekten tatmazsanız ya da alçakgönüllü görünmek için kendi yemeklerini sert bir şekilde eleştirmelerine ısrarlı iltifatlarla karşılık vermezseniz toplum içinde utanmalarına neden olabilirsiniz. Bu da size ömür boyu kin tutan Çinlilerle birlikte yaşamanıza neden olabilir.

Eğer bir yemeğe davet edildiyseniz, mutlaka siz de onları davet etmelisiniz. Hesap ödeme konusunda restoranla önceden anlaşmanızda fayda var, yoksa koşarak hesaba atlayabiliyorlar. Doyduğunuza ikna etmek için, tabağınızda bir parça yemek bırakmak, ev sahibiniz yemeğe başlamadan başlamamak, akşam yemeklerinde pilav ısmarlamamak gibi püf noktaları da var.

Shanghai izlenimlerim favori restoranlarımla devam edecek. O zamana kadar Küçük Gurme Facebook sayfasından fotoğraflara bakabilirsiniz.

Bozu – New York

Cuma, 12 Mart 2010

bozu

Yaz sonunda, gözlerimiz yaşlı, Yasin’i New York’a gönderirken dayanamayıp, iki haftalığına peşine takılmıştım. Bütün gün ev aramaktan arta kalan vakitlerimizde de çılgın gibi yemek yemiştik. Niyeyse bütün mükemmel keşiflerimizi kendime saklamışım bu kadar zaman. Ağır bir sushi krizinde olduğum şu dakikalarda, Williamsburg Bozu’yu sizinle paylaşmamın vaktinin geldiğini hissettim. New York’a yolu düşecek, oralarda yaşayan tüm Küçük Gurmecilere selam eder, henüz keşfetmedilerse, acil tarafından Williamsburg’a doğru seyirtmelerini tavsiye ederim.

Williamsburg, hip yaşama gönül vermiş bütün dünya halklarının yakından bildiği gibi, Brooklyn’in bohem, artistik ve kemik gözlüklü popülasyonunun tavan yaptığı şirin bir beldemiz. Sokaklarda dolanırken Agyness Deyn’e filan rast gelip “Hii, Aggy!” deyip, cool bir şekilde yolunuza devam edebiliyorsunuz. Vermeye çalıştığı fakir sanatçı dostu imaja rağmen, ev kiraları çok pahalı, ama Bozu’da dünyaları yiyip, bir sürü kokteyl yuvarlayıp, azıcık bir paraya masadan kalkabileceğinizin garantisi benden.

bozu_2

Öncelikle servis harikaydı biz gittiğimizde. Anladığım kadarıyla Amerika’da her yerde, garsonların halinizi hatrınızı sorması, gelip sizinle muhabbet etmeleri normal. Ama bunu rahatsız edici ve yapmacık olmadan, oraya onlarla değil, karşınızda oturan arkadaşınızla muhabbet etmeye gittiğinizi anlıyormuş gibi görünerek yapan kişi sayısı oldukça az. Cheeseburger istedikten sonra yarım saat, cheeseburger’ın nasıl da erkek kardeşinin en sevdiği yemek olduğunu (sanki Amerika’nın yarısının değilmiş gibi) anlatan garsonlarımız oldu, çok kötü şeyler gördük inanın. Neyse, Bozu’nun çalışanlarıyla seviyeli bir birlikteliğimiz oldu. Gayet sempatiklerdi. Zaten bize bu kadar güzel yemekler ve kokteyller getiren insanları sevmemem çok zor, bana yemek veren insanlara karşı engelleyemediğim bir sempatim var.

Öncelikle 12 parçalık bir party bomb seti (19 dolares) aldık, kendisi yazının başında duruyor, tanışabilirsiniz. İçinde Pink Bomb, Mc. Iow Bomb, Spicy Mc Bomb ve Una Bomb tabir edilen 4 çeşit ayrı bomb vardı. Sushi demiyorlar, hakikaten sushi’den çok, küçük lezzet bombaları bunlar çünkü. İlginç ama içlerinde mayonez vardı ve çok yakışmıştı. Yosun kullanmıyor oluşlarını da şahsen takdir ettim.

Sonracığıma 7 parçalık Fried Tako Ball (5.5 dolar) deneyelim dedik. Bunlar da içi patates ve ahtapotla doldurulmuş, sonra kızartılmış cennet partikülleriydi. Yine mayonez ve tanımlayamadım otlarla beraber geldiler.

shrimpkataifi

Ardından da Osmanlı saray mutfağının da gözdelerinden olan Shrimp Kataifi (8 dolar) ile yemeğimizi noktaladık. Bir ara edamame (4 dolar) de gelmişti sanırım masaya, orayı tam hatırlamıyorum.

Kıssadan hisse, yolunuz düşerse deneyiniz Bozu’yu. Benim için de yiyiniz, kokteyllerle çakır keyif olunuz, yüzünüz gülerek ayrılınız.

Adres: 296 Grand st. Brooklyn, NY

Telefon: 718-384-7770

Web: http://www.oibozu.com/

Lokal

Pazartesi, 06 Temmuz 2009

img_0964

Küreselleşme neydi, ne oldu diye tartışırken hep Lokal aklıma geliyor. Daha bundan çok kısa zaman önce kültürel emperyalizm karşısında, yerel değerlere sahip çıkalım tartışması yapılırken, işin bu noktaya geleceğini pek tahmin etmiyordu sanırım kimse. Bence İstanbul’da bir restoranda Tayland’lı iki kadın şef, Lübnan, Meksika, Hint, Vietnam ve Thai mutfaklarını birleştiriyorsa, biz de senelerdir bayıla bayıla yiyorsak, hakikaten değişik bir zamanda yaşıyoruz demektir. Kim buna baskın bir kültürün diğerlerini domine etmesi olarak yaklaşabilir ki artık?

Bakınız yukarıda Falafel’ler (7.5 TL)ve Samosa’lar (9 TL) var. Biri Hint, biri Lübnan yemeği olarak biliniyor. Ama biz seviyorsak, istediğimiz gibi yorumluyorsak, giderek yaygın bir şekilde tüketiyorsak, pekala bizim kültürümüzün de bir parçası olabilir bu yemekler.

chicken tikka

Kırmızı tavuklar (17.5 TL) yabancı mı geliyor? Düşünelim ki geleneksel olarak adlandırdığımız Türk yemeklerinde yaygın olarak kullanılan, domates, yeşil biber, fasulye, patates ve kabak ancak 19. yüzyılda Amerika’dan getirildiğinde yaygınlaşmışlar Anadolu’da. Hünkar Beğendi’lerimizin, musakkalarımızın baş aktörü patlıcan ise, ancak Bağdat Halifeliği zamanında, Hindistan’dan getirildiğinde tanınmıştı. Kim bu yemeklere yabancı gözüyle bakıyor şu anda?

karidesli pad thai

Bunlar kısaca Lokal’in bana düşündürdükleri…

Tel: (0212) 245 57 44
Adres: İstiklal Caddesi Müeyyet Sokak 5, Asmalımescit

Spice Market

Salı, 21 Nisan 2009

picture-1

Akaretler’deki değişim, gelip geçerken fark edilemeyecek gibi değildi, fakat ne bir dükkanına girmişliğim vardı, ne de oralarda yemek yemişliğim. Spice Market denemesi, benim için hoş bir tecrübe oldu bu açıdan, hem Akaretler’in yeni imajını yakından görmüş oldum, hem de çok lezzetli bir yemek yedim.

Spice Market, dünyaca ünlü oteller zincirinin Türkiye ayağı, W İstanbul’un içerisinde. “Ne zaman, ne isterseniz emrinizdeyiz” anlayışıyla çalışan, oldukça lüks bir otelmiş, ama ne yalan söyleyeyim, kapısından içeri girer girmez beni gülme tuttu. Modern Osmanlı bir tarz yakalayacağız diye, Playboy Mansion gibi bir şey olmuş otel. Bir tarafta hilalli dev vazolar üzerinize üzerinize gelirken, duvar süsleri, tavana doğru tırmanıyor, çardaklar, aynalar, tüller derken karman çorman bir şey haline geliyor. Biz de minimalizmin kitabını yazmadık ama, azıcık sadelik de göz çıkarmaz yani.

Neyse ki, asansörle yukarı Spice Market’e çıktığınızda, gene oryantal ama azıcık daha az göz yoran bir dekorla karşılaşabiliyorsunuz. Burada da tek problem, ortamın karanlığı… Neyse ki menüyü okumakta zorlananlar için fener bile getirmeyi düşünecek kadar kibarlar.

elmalı salata

Gelelim, dünyanın en iyi şeflerinden biri olarak gösterilen Jean-Georges Vongerichten’in bizim için hazırladığı mamalara. Biz ilk olarak, hafif bir başlangıç yaparak, Yeşil Papaya Salatası (19 TL) aldık. E, koca şef tabi, mutfağından kötü bir şey çıkaracak hali yok, ama açıkçası soya filizleriyle, papayaları karıştırıp, üzerine de limonu sıkarım, 19 TL’m de cebimde kalır. Ama Somon Sashimi’ler öyle mi ya?

somon sashimi

Somon Sashimi’ler (24 TL), sarmısaklı, acılı, limonlu kıtır baharatlarıyla, bir lezzet fırtınası yaratmayı başardılar. Bu arada şu aşamada söylemek lazım, bireysel takılmayı seviyorsanız, Spice Market pek size göre olmayabilir. Yemeklerin hepsi ortaya 2 kişilik porsiyonlar halinde geliyor çünkü, şirket politikasıymış.

spring roll

Son başlangıcımız da Vietnam Usulü Spring Roll’lardı (18TL). Kişniş hiç sevmememe rağmen, sosuyla çok uyumluydu.

kumquatlı tavuk

Ana yemek olarak da, Kumkat ve Limonotuyla, kömür ateşinde pişirilmiş tavuk (29 TL) aldım. En nihayetinde tavuktur diyeceksiniz ama, hakikaten ağızda dağılacak kadar yumuşak, ekşisini, tatlısını, herşeyini kendisine yakıştırmış harika bir yavrucaktı bu.

tatlı

Son olarak, tatlı menüsü insanı kararsızlıktan çıldırtacak kadar iyiydi Spice Market’ın. Ne yazık ki, bir salaklık eseri, ne kendi yediğimi, ne diğer tatlıları hatırlayamıyorum. Yalnızca yukarıdaki tatlının yediğim en güzel şeylerden biri olduğu kalmış aklımda ve yemeğin de en nadide parçası. Biriniz gider de, tesadüf eseri, karanlıkta doğru düzgün çekemediğim şu fotoğraftakine benzer bir şey yerse, beni de bilgilendirsin lütfen.

Adres: Spice Market Istanbul (W Istanbul)
Suleyman Seba Cad No: 22 ·
Akaretler, Beşiktaş ·
Istanbul 34357 · Turkey

Telefon: (90)(212) 381 2121

Bento Forever

Salı, 19 Ağustos 2008

Staj yaptığım dönemde fark ettim ki, her öğlen dışarıda yemek fazlasıyla masraflı, sağlıksız ve vakit alıcı. Tam bu noktada acaba sefer tasımı kapıp öyle mi gitsem işe diye düşünüyordum ki, bentoyu keşfettim. İsminin alengirli durduğuna bakmayın (aslında pek de alengirli değil ama…), bildiğiniz plastik sefer tasının Japon versiyonu. Fakat internetteki örneklere bakarsanız, bunları yemek yerine, müzeye koyup sergilemek lazım. Flickr’da özellikle Sakurako Kitsa nickli bayanın hazırladıklarını sizinle paylaşmadan edemedim…

Spa bento’nun gözleri salatalıktan, havlusu peynirden, dudakları ve kulakları jambondan, arkadaki mavi fon ise pirinçten yapılmış. Yüzü hindi füme üzerine mayonez… Tam bir sanat eseri değil mi?

Romantik Eiffel Kulesi bentoda, güneş için kumquat, bulutlar için cheddar peyniri, kule için colby-jack peyniri, yeşillikler için brokoli ve pirinç taneleri, toprak içinse fındık kullanılmış.

Akvaryum Bento’nun üst katı, portakal dilimi, kavunlu şeker, Thai usulü fıstıklı tavuk; alt katı ise sushi pirinci, balık krakeri, kabak ve balık şekerlemeleriyle yapılmış.

Starbucks Bento’da ise, soldan sağa tavuk salatası, mandalina dilimleri, salatalık, kraker, karnabahar ve pirinç, arka fonda da patates püresi kullanılmış.

Çok eğlenceli değiller mi? Tabi bir de madalyonun öteki yüzü var. Obentolar, Japonya’da kreş ve ilkokul öğretmenleri tarafından notlandırıldığı için, çocuğunun ve kendisinin küçük düşmesini istemeyen anneler bazen günde 5 saate yakın vakitlerini bu kutuları hazırlayarak geçiriyorlarmış. Bu kadarı da biraz fazla geldi bana…

Go Mongo!

Pazar, 21 Ekim 2007


Go Mongo, Suadiye ve Beylikdüzü’nden sonra üçüncü şubesini İstinye Park’ta açtı. Moğol yemeği hasretiyle yanıp tutuşan biz Avrupa yakası sakinleri için bulunmaz nimet. Cengiz Han’ın av partilerinden esinlenerek açılmış, Go Mongo, oldukça ilginç bir yer. Açık büfesinde, çiğ halde, et, tavuk, balık, karides, çeşitli sebzeler, soslar ve baharatlar duruyor. Üzerinde isminiz yazan, küçük kırmızı bayraklı, kaseler alıyor ve yemeğinizde bulunmasını istediğiniz herşeyi bu kaselere dolduruyorsunuz. Sonra bunlar, arkadaki açık mutfakta pişiyor ve ağzınıza layık bir hale geliyorlar. Eğer hangi malzemelerin ya da sosların birbirine yakışabileceği konusunda fikriniz yoksa, Go Mongo’nun uzman kadrosu, tavsiyeleriyle size yardımcı oluyorlar. Benim kombinasyonum, kuzu eti, istiridye sosu, baby corn, mantar, soya filizi, noodle ve kekikten oluşuyordu, sonuç oldukça başarılı oldu. Üstelik de, çıkan güzel sonuçta, sizin de parmağınızın olması, mükemmel bir aşçı olduğunuz hissini veriyor.

Menüde Moğol barbeküsü diye geçen bu seçenek, eğer bir kase yiyecekseniz 23 YTL. Fakat ne yazık ki bir kase yemekle masadan aç kalkmanız çok mümkün. Limitsiz yemek istiyorsanız, ödemeniz gereken miktar 36.00 YTL. Bu fiyat, kendi yaptığımız bir yemek için biraz (aslında baya) fazla olsa da, Go Mongo’nun malzemelerinin oldukça kaliteli olduğunu göz ardı etmemek gerek. İncecik kuzu etleri, kocaman jumbo karidesler pek lezzetli görünüyordu. Ayrıca yemeğinizi başlangıç ve tatlılarla da tamamlayabilirsiniz. Endonezya usulü dana ve tavuk satay, tatlı ekşi karışımından hoşlanıyorsanız denemeye değer. Tatlılardan da kızarmış dondurma, biraz kalın hamurlu olsa da oldukça lezzetliydi.

Yemekleri lezzetli, konsepti orijinal olsa da, İstinye Park’taki Go Mongo’nun en ciddi problemlerinden biri, masaların birbirine aşırı yakın olması. Garsonların, yan masalara servis yapabilmesi için, neredeyse yerinizden kalkmak zorunda kalabiliyorsunuz. Ayrıca, konuşulanların ve sigara dumanınızın diğer masalara gitmemesi için ciddi bir efor sarf etmeniz gerekiyor. Go Mongo’nun oldukça popüler ve kalabalık olduğu doğru, fakat bu sorun, keşke toplu konut mantığıyla masaları üstüste dizerek çözülmeseymiş. Suadiye’deki restoranda, rezervasyonunuz yoksa saatlerce beklemek zorunda kalabiliyorsunuz, ama en azından geniş bir alana yayılmış masaları sayesinde, oturduktan sonra keyifli bir yemek yeme şansınız var. Bu arada neredeyse 5 gün önceden rezervasyon yapmanızı gerektirecek kadar yoğun olduklarını da ekleyeyim. Suadiye şubesindeki bir diğer problem ise, ışıklandırmayla ilgili. Ne yazık ki, yetersiz aydınlatmadan dolayı, yediğiniz yemeği görmeniz imkansız hale geliyor.

Sonuç olarak, Go Mongo’nun değişik bir seçenek olduğu kesin. Ama eksilerini değerlendirmek size kalmış.

www.gomongo.com.tr

Suadiye Şubesi: 0216 410 32 23, Suadiye Plaj Yolu Sokak, Suadiye Park
İstinye Şubesi: 0212 345 58 88, İstinye Park, İstinye

Küçük Gurme