Fırında Tas Kebabı

28 Mayıs 2010

Bu da Avrupai makarnalarımızın yanına hakiki Türk lezzeti.

Malzemeler:

- 500 gr kuşbaşı dana pirzola

- 5-6 tane arpacık soğan

- 3 adet küçük taze patates

- Bir avuç kurutulmuş domates

- Yarım çorba kaşığı un

- Fırın torbası

- Kimyon, karabiber, tuz, kekik

Yapılışı:

1) Fırın torbasının içine yağları ayıklanmış dana pirzolaları, 8′e bölünmüş patatesleri, kabukları soyulmuş soğanları, domatesleri, yarım kaşık unu ve baharatları koyup, ağzını bağlayın. Fırın torbasının infilak etmemesi için toplu iğne yardımıyla küçük delikler açın.

2) Önceden 200 C ısıtılmış fırında 70 dakika kadar pişirin.

Bu kadar.

Kağıtta Mantarlı Makarna

28 Mayıs 2010

Bir süredir yemek tarifi vermediğimi fark ettim. Aslında bir süredir yemek yapmadığımı da fark ettim. Evde yalnız olunca içimden gelmiyor sanırım. Tek kişilik yemek yapmayı da beceremiyorum, tek başıma yemekten de hoşlanmıyorum. Yemek yapacak birini bulunca da, bu sefer iyice abartıyorum, iki kişi için ordu doyuran miktarda yemek çıkıyor. Neyse, seneye de giyeriz ne yapalım.

Dünkü yemekler fırın kağıdı ve fırın torbalı yemeklerdi. Acayip değiştiriyor yemeklerin tadını bunlar. Hem malzemeler lezzetini koruyor, hem çabuk pişiyor, hem de vitamini içinde kalıyor.

Malzemeler:

- 1 paket Papardella makarna (spagetti ya da linguine de kullanabilirsiniz)

- 1 adet Sebze bulyon

- 1 avuç kurutulmuş domates

- 500 gr mantar

- 2 limon kabuğu rendesi

- 4 yemek kaşığı zeytinyağı

- Taze fesleğen

Yapılışı:

1) Papardella’ları sebze bulyon, yarım çorba kaşığı tuz ve 2 litre kaynar suyla birlikte 7 dakika haşlayın.

2) Makarnalar haşlanırken mantarları dörde bölün. Limon kabuklarını rendeleyin.

3) Makarnayı süzün, ama suyunu saklayın. Mantar ve kurutulmuş domatesleri bu suyun içinde biraz bekletin. Çıkardıktan sonra biraz tuz ve limon kabuğu rendesiyle karıştırın.

4) A3 kağıt boyutlarına yakın 4 tane yağlı kağıt hazırlayın. 2 kağıdın dört kenarından da 2 cm kıvırın.

5) 2 tanesine makarna, mantar, domates, fesleğen, biraz sebze suyu ve zeytinyağının yarısını dökün. Diğer iki kağıdı da üzerlerine örtüp, kenarlarından akide şekeri gibi kıvırın.

6) Önceden 200 C ısıtılmış fırında 20 dakika pişirin.

Akbabalı Meyhane

27 Mayıs 2010

Bir kaç gün önce, prensip olarak rezervasyon sevmeyen bir grup İzmirliyle birlikte, Asmalımescit’te meyhane arayışına girdik. Çoktan kabul etmemiz gerekirdi ki, artık o eski, güzel rezervasyonsuz günler sona ermiş. Haftaiçi de olsa, saat henüz akşam yemeği için erken de olsa, açlıktan ölüyorum desen, ilaç için oturacak bir yer bulamıyorsun artık o civarlarda. Resmen saatlerimizi ayarlayıp, iki ayrı gruba bölündük yer bulabilmek için, operasyonumuz ise Tünel’de, hani şu parmaklıklı kapıdan girilen pasaj var ya, hah, işte oradaki Akbabalı Meyhane’de son buldu.

Geçen yaz, Büşra’nın doğumgünü kutlamalarının ilk ayağı için gitmiştik, memnun da kalmıştık. Bu sefer de baya memnun kaldık açıkçası. Haftasonları fiks fiyat 70 çekiyorlarmış. Biz 7 kişi 2 büyük Yeşil Efe, yaklaşık 10-12 çeşit soğuk meze, 2 sıcak meze, tatlısı, meyvası, kahvesi kişi başı 45 TL’ye kalktık.

Mezeler içinde buğdaylı süzme yoğurtla dolu, pazı sarma, dereotlu ahtapotlar, şahane beyaz peynir ve fava güzeldi. Deniz börülcesi biraz kılçıklıydı. Patlıcan salatası da benim ağız tadıma pek uymadı, azıcık malzemeden çalmışlar. Sıcaklardan ciğer ve karides güveç aldık. Ciğer sevmememe rağmen, böyle yaprak olunca dayanamıyorum. Karidesler de çimdik, büyük bir şey beklemeyin.

Canlı ve ilginç şekilde ısrarcı olmayan ud, sakin ortam, açık hava, uygun fiyatlar, eli yüzü düzgün mezeler, iyi servis… Baya memnun ayrıldık sonuçta.

Not: Fotoğraf makinamın şarj aleti kayıp, en yakın zamanda bulacağım. O zamana kadar sarı piksellerimden ben sorumluyum.

Adres: Tünel Geçidi, No: 11 Beyoğlu / İstanbul

Tel: 0212 251 43 38

Num Num

27 Mayıs 2010

Bir Blue Cheese perdesi arkasından hatırladığım ilk Amerika seyahatimin ardından o zaman yeni açılan Num Num’a gitme hatasını yapmıştım bir kaç sene önce. Gözüme en sade görünen yemeği ısmarlamama rağmen, henüz aklımdan silinmemiş bir takım Amerikan yemeklerinin hatıralarıyla hamamda kadınlar nasıl bayılır konulu bir filme konu olmak üzere olduğum için de, bir daha uğramamıştım. Ve fakat, ikinci New York seferinde kötü hatıralarımı, leziz olanlarıyla değiştirip, aslında en başta da bu günahın sorumluluğunu haksızca yüklediğim Num Num’a bir şans daha vermeye hazır hale geldim.

Kalabalık bir grupla gittiğimiz için hemen hemen her kategoriden bir yemek görme şansım oldu. Önden bir sürahi Margarita’yla (50 TL) başladık. 5 kişiyi rahat rahat serinletecek miktarda geliyor Margarita. Ardından benim Biberiyeli, Limonlu Piliç’imin (21.25 TL) hazırlanmasının uzun süreceği uyarısıyla, Crunchy Chicken Tenders (14.75 TL) aldık. Ballı-hardallı sosun asrın icadı olduğuyla ilgili bir şeyler mırıldanıyorduk sanırım, aç olduğum zamanlarda bir takım blekaut’lar yaşıyorum, aklımda böyle kalmış da olabilir.

Yaklaşık 20 dakika sonra ana yemeklerimiz de geldi. Biberiyeli, Limonlu Piliç’in görüntüsü oldukça çarpıcıydı. Patates püresi, sosu ve haşlanmış fasulyeleri de süperdi. Yalnız son zamanlarda bir sürü yerde dikkatimi çeken şey, yemeklerin neredeyse sıfır tuzla hazırlanması. Bunun tansiyonu var, selüliti var tamam, ama ben de nedense pişmiş aşa tuz katma konusunda çekimserim. O yüzden patates püresindeki tuzla, tavuğu tatlandırmaya çalıştım. Onun dışında, pişme kıvamı ve lezzeti tatmin ediciydi tavuğumun. Mehmet Gürs’ün ellerinden öperim, arz ederim.

Tavukla birlikte, masanın şampiyonu ilan ettiğim ikinci yemek de Barbekü soslu Dana etiyle yapılmış Pizza’ydı (22.75 TL). Dana etleri lime lime olana kadar pişirilmiş, hafif isli tatlarıyla incecik pizzayı şereflendirmişlerdi. Mehmet Gürs’ün yanaklarından öperim, arz ederim.

Bacon ve Blue Cheese Burger’in (18.75 TL) eti uzaktan bakınca biraz fazla pişmiş gibi görünüyordu. Ama yiyen memnun olduktan sonra bana laf söylemek düşmez diye fazla bulaşmıyorum. Ben patates ve coleshaw’ından aşırdım çaktırmadan, onlar güzeldi bakın. Mehmet Gürs’ün aklını seveyim, arz ederim.

Göze, gönle hitap eden bir başka yemek de Lazanya’ydı (19.75 TL). Gelir gelmez çatalım o tarafa doğru engellenemez, ani reflekslere başladı. Ama uzak düşmüştük kendisiyle, tadına bakamadım.

Num Num’ın hoş taraflarından biri, kaslı kargalarla spor öncesi yiyebileceğiniz, yüksek karbonhidratlı ya da proteinli, düşük yağlı yemekleri işaretlemiş olmaları.

Sonuç olarak bu sefer Num Num’dan memnun ayrıldım. Biraz fiyatlı olması ve azıcık beklemek gerekmesi haricinde her şey yolundaydı. Bu arada telefonuma bütçe kontrol uygulaması kurduğumdan beri, yemeğe verdiğim para gözümü korkutmaya başladı. Ama napiim seviyorum!

Mehmet Gürs’ü de çok seviyorum, söylemiş miydim?

Adres: Kanyon Alışveriş Merkezi, Levent-İstanbul

Tel: 0212 353 07 08

Web: www.numnum.com.tr

Mr Kasap Steak House

24 Mayıs 2010

Steak House’lar da, burgerciler gibi, şehrin her köşesini istila eden bir başka model. Dükkan’la başlayan Dry Aged et modası, Günaydın, Etçii derken, Ataşehir’e de sıçramış, ismi konusunda kararsız, nur topu gibi bir adet de Mr Kasap, Kassap ya da Bay Kasap’ımız olmuş. Son kararları ne bilmiyorum. Spor sonrası protein ihtiyacını bahane ederek uğradık bir kaç hafta önce.

Başlangıç olarak, Akdeniz yeşillikleri, dana füme ve isli peynirden oluşan bir set (kişi başı 12 TL) aldık. Akdeniz yeşillikleri ferah ferah çok hoşuma gitti, tazeliğinin doruğundaydı hem yeşillikler, hem domatesler.

Füme etler de aynı şekilde çok lezzetliydi, bir tek peynirlerin hastası olmadık. Zaten çoğu kaldı masada. Etlere gelince Can, Dana Bonfile (26 TL) aldı. Artık açıklamaya gerek yok, her köşede yazıla yazıla sağır sultan bile biliyor, ama Dry Aged etler, dana etinin 14 ila 28 gün boyunca kemik üzerinde dinlendirilmesi suretiyle yumuşatılan, sonra da ideal olarak orta-az pişmiş kıvamda yenmesi tavsiye edilen etler. Ve fakat, ben bu az pişmiş et naziliğine gelemediğimden, hiç bulaşmıyorum kendilerine. Ayrıca ne yazık ki, etimiz de hiç de olması gerektiği gibi yumuşak filan değildi. Tadına bakıp da, kan tutmasından bayılmaya meraklı olmadığımdan denemedim, ama gördüğüm kadarıyla Can yemekten alacağı iki kuruş kaloriyi, eti kesmeye çalışırken harcadı.

Öte yandan, o etini yemek için debelenirken, ben yumuş kuzu pirzolalarımla (28 TL) çok mes’uddum. Odun ateşinde yapıyorlarmış pirzolaları. Hakikaten lezzetliydi. Şahsi zevkim daha bile küçük ölçekli pirzolalardan yana, ama onları da Nişantaşı Atlas Kasap haricinde bulması zor. Bunlar dışarıda yediklerim içinde sıralamaya girerler sanırım.

Ortama gelince, yepyeni bir binada, kocaman bir alanda bulunuyorlar. Bizim gittiğimiz saat biraz acaip olduğundan, boştu, haftasonları daha kalabalık oluyormuş. Garsonlar da boşluktan istifade, azıcık ilgisizlerdi. Hesap ödemek için kasaya kadar gidip, gene de kimseyi bulamadık. En son üst kattaki Doğa Balık’ın çalışanları yardımcı oldu sağolsunlar.

Adres: Barbaros Cd. No:226 Batı Ataşehir / İstanbul

Tel: 0216 470 66 82

Web: baykasap.com

Gourmet Burger Kitchen vs Burger Bar

23 Mayıs 2010

Bu ara bir burger çılgınlığı gelmiş herkese, tam bikini sezonu öncesi bu furyaya kapılmam hoş olmuyor. Sizi de peşimden sürüklemeyi hiç istemem, ama İngiliz yemekleriyle zor bela hayatta kaldığım bir sene sonunda, karnım doysa, gözüm doymaz haldeyim. Çocuk gibi, her şey kokuyor, ne görsem istiyorum. Bütçem de tarumar oldu. İstiyorum ki bir hayırsever Küçük Gurme’ye sponsor olsun da, rahat rahat şişeyim.

Happily Ever After’dan çıktıktan sonra, mutlu bir son umuyordum günün yemek maratonuna, ama çıkar çıkmaz kendimizi Kanyon’daki Gourmet Burger Kitchen’da bulduk. Bulmakla da kalmadık, bir baktık menünün yarısı masamızda duruyor. Pişmanlığıma eşlik eden, mutlu homurtularla, humus ve cacık eşliğinde gelen falafelleri (4.90 TL), olgun ve dolgun patates kızartmalarını (3.90 TL), ardından da çıtır kızarmış kabak dilimlerini (3.90 TL) götürüverdim. Özellikle bol yeşillikli falafellere bayıldım, ama gurme kabak dilimleri de harikaydı, karşılaştırıp da haksızlık etmek istemiyorum.

Şimdiki aklım olsaydı, dozunda bırakır, bu noktada yemeye bir son derdim. Ama “Küçük Gurme severlere, Deniz GBK’a gitmiş de bi burger yemeden dönmüş” dedirtmem diyerek, bir de Chicken, Avokado & Bacon Burger (16.90 TL) söyledim.

Gönül isterdi ki, diğer burgerlerde olduğu gibi, bunda da boyut seçeneğim olsun. Olmayınca büyük boy almak zorunda kaldım. Sayıyorum: Ekmek Mano Burger’le karşılaştırınca çok yavan. Boyutlar elle yemeyi de, keserek yemeyi de imkansızlaştıracak şekilde özel olarak tasarlanmış. Zorlayınca ekmek iyice parça pinçik oluyor, her tarafa avokadoların bulaşması insanı Alien’e çeviriyor. Tavukta da pek bir numara yok. Üstüne bir de büyük zorlukların ardından burgerin ortasına ulaşınca, bir soğan sürpriziyle karşılaşıyorsunuz. Şimdi bunu yaza yaza parmaklarımda tüy bitti. Tamam ben cins olabilirim birazcık soğan konusunda, ama yalnız da olmadığıma inanıyorum. Soğan herkesin seveceği, sevse de kokusu, mide ağrısı bilmemnesi nedeniyle yiyebileceği bir şey değil. Siz seviyorsanız, gene koyun, koymayın demiyorum da, bari menüye yazın. Bu şikayetimi iletince de, “Biz burgerin soğanlı geleceğini varsaydığınızı düşünüyoruz” demeyin ondan sonra.

Kahramanımız soğan katliamı yaparken, masanın soğanla derdi olmayan diğer yarısı, Smokey Sausage (14.40 TL) ve Classic Burgerler’iyle (14.40 TL) mutlu mesut yaşıyordu. Varsa bir hayal kırıklığı Frankfurter Sosislerin domuz olduğunu varsayıp da, danayla karşılaştıkları için olabilir. Varsayımlar pek tutmuyor işte her zaman. Durduk yere sevaba girdiler GBK sayesinde.

Burger’de iyi örneklere gelince, geçen gün yazacağım deyip de, bir türlü yazamadığım Burger Bar’ı da vesileyle araya sıkıştırmak istiyorum. Ben genellikle eve sipariş veriyorum. Servisleri hızlı, sosları, etleri mükemmel. Üstelik de şu mini burgerler (18.50 TL) değişik soslu hamburgerleri birarada denemenizi kolaylaştırırken, bir yandan da ağır da olsa, küçük bir şey yiyor olmanın iç rahatlığını veriyor. Ortalığa dökülüp saçılmaması da bonus puan. Ben genellikle Blue Cheese, Cafe de Paris ve Avokado soslu olanlarından alıyorum. Burgerlerini bu kadar sevmesem bile, sırf kibrit patatesleri için Burger Bar’dan sipariş vermeye devam ederim herhalde. Yerleri Reşitpaşa’da. O civarlarda oturmuyorsanız da, yolunuz düşerse gönül rahatlığıyla uğrayabilirsiniz.

GBK Adres: Kanyon Alışveriş Merkezi, Levent/İstanbul

GBK Tel: o212 353 03 23

GBK Web: www.gbk.com.tr

Burger Bar Adres: Tuncay Artun Caddesi, 133/A Reşitpaşa, Sarıyer/İstanbul

Burger Bar Tel: 0212 229 60 92

Burger Bar Web: www.burgerbar-tr.com

Happily Ever After

23 Mayıs 2010

Bebek’teki Happily Ever After senelerdir orada, senelerdir bir defa da “Burada da ne yapıyorlarmış” diye merak etmedim ne yalan söyleyeyim. İsminden midir, önünden geçip giderken içeride pek bir kalabalık görmememden midir, o kadar zamandır orada olmasına rağmen, kimseden duymamamdan mıdır, artık bilemiyorum, hep biraz uyduruk ama pahalı bir yermiş izlenimi verdi bana. Geçenlerde Time Out’un en iyi şef ödülünü, Happily Ever After’ın şefi Burcu Esin’in aldığını okuduktan sonra, haksızlık yaptığıma karar verdim ve Cumartesi kahvaltımız için Bebek’in yolunu tuttuk.

Sigara içen zavallılar olarak, deniz yerine yola bakan, soğuk havaya rağmen sobaları açılmamış ön bahçeye mahkum edilmiştik. Bir süre sonra, zangır zangır titremektense, içeride oturup, sigara içmemenin daha katlanılabilir bir işkence olduğuna karar verdik. İyi de yapmışız, sıcak sıcak oturup, bir yandan da pencereden Bosphorus Cup’ı izlemek pek keyifliydi.

Kahvaltılarımız geldiğinde ise keyfimiz ikiye katlandı. Croissant’ın içine scrambled eggs, bacon ve cheddar peyniri oturtmasından oluşan, California Croissant (19 TL) bir kahvaltıdan beklediğim her şeyi elle yenebilir kıvama getirmişti. Ama elle yemesi de, keserek yemesi de zordu, taş kıvamına gelmiş bacon’ları yüzünden. Biraz daha az pişirselermiş, iyi olacakmış. Keza, devasa domatesler de, hem tatsızlardı, hem zeytinyağı, limon, kekik namına hiçbir şey eklenmemişti, hem de bir zahmet edip de kese kağıdı kalınlığındaki kabuklarını soymadıkları için iştah uyandırmıyorlardı. Yine de kahvaltı tabağım, croissant’ların çıtırlığıyla kalbimi kazandı.

Pancake’ler ise kahvaltının orgazmatronik kısmıydı. Hem Chocolate Chip Pancake (13 TL), hem Chunky Banana Pancake (14 TL) alıp, gerek Nutella’ya banarak, gerek akçaağaç şurubu dökerek paylaştık. Bir süre sonra tatlı komasına girecek gibi olsak da, çok güzellerdi.

Bu arada gözümüz öğle ve akşam menülerine de takıldı da, kahvaltı fiyatları daha makul olmasına rağmen, ana yemekler oldukça tuzlu. Fakat İtalyan-Amerikan esintili ilginç seçenekler vardı. Bilmiyorum dener miyim ilerde?

Adres: Cevdetpaşa Caddesi 24/A, Bebek

Tel: (0212) 263 41 38

Tarihi Ali Baba Balık Lokantası- Kireçburnu

18 Mayıs 2010

Bir kaç gün önce ani bastıran bir rakı-balık krizi esnasında, her zamanki gibi Set Balık’a gitmeye çalışıp, her zamanki gibi yer bulamamızın ardından, Kireçburnu’ndaki Ali Baba Balıkçısı’na bir şans vermeye karar verdik. Her gün bir yerlerin kapanıp, yerlerine yenilerinin açıldığı bir şehirde 1920′den beri müşteri bulabiliyorlarsa, vardır bir hikmeti dedik. Ortam hemen bitişiğindeki Set’e benziyor, deniz kenarında ama deniz görmüyorsunuz, açık havada sığdığı kadar masa yanyana yığılmış, Cumartesi akşamı olmasının da etkisiyle baya kalabalık. Nostaljik tahta sandalyeler var farklı olarak, uzun süre oturunca popo acıtıyor azıcık. Kenarda bir masaya ilişiveriyoruz.

Bayadır orada çalıştıkları her hallerinden belli olan garsonlarımız, meze tepsisini getiriyorlar. Aklımda kalanlar içinde, ahtapot, karides söğüş, jumbo barbunyalar, acılı ezme, haydari vs. var. Karides söğüşlerin görüntüsü baya iç açıcı, diğerleri idare eder. Balık da yemeye niyetli olduğumuzdan, önden yalnız salata ve karides söğüş söylüyoruz.

Karidesler oldukça dolgun ve tazeler, zeytinyağı biraz dandik ama. Salata da biraz daha roka ağırlıklı ve turşusuz olsa iyiymiş, ama yine de lezzetli. Şimdiki balıkçılarda pek göremediğim incecik, kıtır kızarmış ekmekler kalbimi kazanıyor yine de.

Hala balık için baya yerimiz olduğunu da göz önüne alarak, kalamar da söylemeye karar veriyoruz. Minik bacaklar lezzetli, gerisi idare eder. Karbonat tadı almıyorsunuz en azından, ama öyle ağızda eriyen, yumuşacık kalamarlar da beklemeyin.

Balıklardan dil tava ve tekir tava alıyoruz. Balık vitrininden gördüğüm kadarıyla tekirler barbun boyutunda, barbunlar ise lüfere yaklaşmış. Barbunların kilosu 120 TL olunca tekire yöneliyoruz. Ama pek lezzetli değil. Dil ise bütün akşam yediklerimiz içerisinde en güzel şey. Hem taze, hem bol etli, hem iyi pişirilmiş.

Bir küçük rakıyla birlikte, iki kişi 140 TL ödedik. Genel yorumum “Eh işte!”

Adres: Kireçburnu Cad. No: 20-22 Sarıyer / İstanbul

Tel: 212 223 25 25

Web: www.tarihialibaba.com

Nihayet Mano Burger

15 Mayıs 2010

Mano Burger çoktan aldı başını gidiyor, takip ettiğim bütün yemek blogları yazdı, üstüne İstanbul’a gelir gelmez, yemeksever dostlarımın hepsi anlaşmışlar gibi, beraberce ve solo olarak Mano Burger sayıklamalarına başladılar. En nihayet dün gittik, denedik. Ben gitmeden önce ufak tefek atıştırmalıklarla burgerlere altlık yapma niyetimi biraz (!) abarttığımdan, yalnızca tadına bakmakla yetindim, ama bir fikir edinmeme yardımcı oldu.

Mano Burger Tünel Meydanı’nda, yeni açılan Karınca’nın tam karşısında, sokağa attıkları rengarenk masaları ve neon tabelalarıyla, küçük olmasına rağmen 100 mt.’den seçilebilecek bir dükkan. Tabi önündeki kalabalık da, fark edilmeden geçilmesini imkansız hale getiriyor. Şansımıza, biz vardığımız anda, bir masa kalktı da, fazla beklemeden oturduk. Servis elemanlarının kısıtlı sayısına rağmen, neredeyse ışık hızıyla siparişimiz alındı. Yine saniyede 300.000 km hızla, 200 gr.lık 2 köfte, bacon, cheddar peyniri, domates, marul, karamelize soğan ve zannedersem ketçap-mayonez karışımından oluşan Mano Sosuyla, Mano Burger’imiz ve çıtır patates kızartmalarımız (Menü: 13.90 TL) geldi. O kadar hızlılardı ki, Nestea Şeftali yerine, Nestea Limon söylediğimizi hatırlatmak için ağzımı açtığım anda, arkalarında bir toz bulutu bırakarak uzaklaşmışlardı bile. Güleryüzlü, genç ve tatlı olmaları da +rep.

Hamburgerlerine gelince, kendi yaptıkları, pastane ekmeği kıvamında ekmekleri göz kamaştırıcıydı, resmen parlıyorlardı ve baya da lezzetliydi. Köfteler de, özellikle fiyat-lezzet eğrisi üzerinde değerlendirirsek tatmin ediciydi, kömür ateşinde yapıyorlarmış. Azıcık aç olsam, beğendili, hellimli Ottoman Burger’e (9.75 TL) de bayılacağım yönünde bir his var içimde.

Kırmızı et taraftarı olmayanlar için, mezgitli Fish Burger (8 TL), tavuk göğüslü Chicken Burger (7.75 TL), vejetaryenler için de sebzeli-peynirli köfteleriyle Miss Burger (7.75 TL) seçenekleri var. Tatlı olarak, Emek Sineması’nın kapanmasının acısını bir nebze de olsun azaltabilecek olan Alaska Frigo benzeri, Mano Frigo’yu deneyebilirsiniz.

Bu arada Mano Burger, yeri ve fiyatları itibarıyla gönlümü kazansa da, çocukluk aşkım Levent Kral Burger ve komşu kızı Reşitpaşa Burger Bar’ın yerini kaptı mı emin değilim. Ben bir ara ikisini de ziyaret edeyim de yazayım bari, gönül koymasınlar sonra.

Adres: Galipdede Cad. No: 5, Beyoğlu/İstanbul
Telefon: 0212 292 75 40

Zeytinyağlı Enginar

14 Mayıs 2010

Ege civarında yaşayan her mahlukat gibi, başından çapkın Zeus’la bir aşk macerası geçen enginar, sonsuza kadar yesem bıkmayacağım yemeklerden biri. Ve fakat Zeus böyle düşünmemiş, Poseidon’a yaptığı ziyaretlerden birinde karşılaşıp, aşık olduğu, sonra da Hera’nın ortalarda olmadığı zamanlarda, yakın olmak için tanrılığa terfi ettirdiği Cynara, annesini özleyip, dünyaya kaçak ziyaretlere başlayınca kendisini enginara çevirmiş. Ne biçim de hisli sebzemiz bu enginar.

Kısa mevsimi geçmeden, tarifini de yazayım, üstümde kalmasın.

Malzemeler:

- 6 adet ayıklanmış enginar

- 1 çay bardağı zeytinyağı

- 2 adet soğan soğan

- 1 büyük patates

- 2 küçük havuç

- 1 su bardağı haşlanmış bezelye (konserve de olur)

- 1 çorba kaşığı toz şeker

- 1 adet limonun suyu

- Tuz

- İsteğe göre dereotu

Yapılışı:


1) Enginarlar çoğunlukla temizlenmiş olarak, limon suyu içinde satılıyor artık, ama olur da temizlenmemiş enginar alırsanız, öncelikle dış yapraklarını ve sapını keserek, daha sonra sert ve kılçıklı kısımlarından kurtulmak için yarısını uçurarak, daha sonra da bir bıçak ve kaşık yardımıyla içini temizleyerek enginarlarınızı kaçınılmaz sona hazırlayabilirsiniz.

2) Temizlenmiş enginarları, tuza batırılmış limon suyuyla ovup, yine limon suyu içerisinde bekletin.

3) Soğan, havuç ve patatesleri zar büyüklüğünde doğrayın. Zeytinyağının yarısıyla geniş bir tencerede, soğanlar ölene kadar kavurun.

4) Enginarları tencereye yerleştirip, üzerlerine sebzeleri (soğan, patates, havuç ve bezelye), tuz, şeker, zeytinyağı, yarım su bardağı su ve limon suyunu ekleyin.

5) Bir taşım kaynattıktan sonra, kısık ateşte yarım saat kadar pişmeye bırakın. Enginarlar yumuşayınca altını kapatıp servis tabağına alın.

6) Oda sıcaklığında ılınmaya bırakın. Soğuduktan sonra dereotuyla süsleyip, afiyetle yiyebilirsiniz.