‘Arnavutköy’ olarak etiketlenmiş yazılar

Abra Cadabra 3. kez

Cumartesi, 03 Temmuz 2010

Çemkirmelerim bitmedi, ne yazık ki bu sefer çok da sevdiğim bir yer için yazıyorum. Arnavutköy’deki Abra Cadabra’ya açıldığı yıldan beri kimbilir kaç kere gitmişimdir, daha önce hiç bir yer için yapmadığım şekilde, iki defa da haklarında yazdım burada. Bu üçüncü olacak. Yemeklerine bayılıyorum, midyeli pilavları için can veririm, ortamını da seviyorum (her ne kadar bu sene bir yenilik yapmaları gerektiğini düşünsem de, yolun tozu toprağından baya eskimiş koltukları, masaları) fakat iş servise gelince, orada çuvallıyorlar. Hem de çok fena.

Öyle kötü bir servisleri var ki, yemeklerini de sileceğim, ortamını da. Üstelik bir defa da değil, her seferinde başımıza aynı şey geliyor. Kime sorsam kötü bir anısı var Abra Cadabra’nın servisiyle. İş yalnızca gecikme olsa, o kadar laf etmeyeceğim. Yoğunlardır, mutfakta sorun çıkmıştır, türlü türlü hali var. Ama hayatımda görmediğim kadar kabalar da. En son hafta içi bir akşam yaklaşık 10 kişilik bir grupla bir şeyler içmeye gittik. Oldukça boş oldukları düşünülürse, bir mekanın arayıp da bulamadığı nimet olmamız gerekir değil mi? Yok değil. Abra Cadabra’da size baya baya başlarına açılan iş muamelesi yapılıyor.

Gittik oturduk, abartmıyorum yarım saat boyunca, garson namına birini göremedik bile. En sonunda ben içeri gidip, durumu açıkladım, birinin gelip bizimle ilgilenip ilgilenemeyeceğini sordum. Özür dilemek yerine, bahaneler sıralamaya başladılar. Bizim grubun tamamlanmadığını, arkadaşlarımızı beklediğimizi düşündüklerini söylediler. Halbuki biz böyle bir şey söylememiştik bile. Ekip de tamdı. Dayanamayıp “bu ilk defa olmuyor” dediğimde ise, saklamaya bile gerek duymadan göz devirip, öflediler. Söylemeye gerek yok, böyle bir gerginlikten sonra, gecenin geri kalanında da pek iyi bir servis alamadık. İçkilerin içine tükürdüklerinden şüpheleniyorum.

İnsan düşünmeden edemiyor, bir özür dileyip müşterinin gönlünü almak o kadar kolay ki, ters davranarak bir şey kaybetmeyeceklerini düşünüyorlarsa çok yanılıyorlar. Güzel yemeği evimde de yaparım, iyi vakit geçirmeye dışarı çıkıyorsam ve böyle bir muamele görüyorsam, bir daha da gelmem Abra Cadabra’ya.

İzz Cafe

Pazartesi, 06 Temmuz 2009

İzz Cafe

“Yaz geldi, hafif bir şeyler yiyelim” dedik ve dün mezelerinin namını duyduğumuz Arnavutköy İzz Cafe’nin yolunu tuttuk ama oturduğumuz süre içerisinde “Hadi şunu da deneyelim”, “Bu zaten küçük bir şey” derken, toplamda ne az, ne de hafif yemiş olduk sanırım. Neyse ki Küçük Gurme var da, her şey sevgili okuyucularım için diyerek, gönlümü ferahlatabiliyorum.

İzz Cafe, Arnavutköy İskelesi’ne gelmeden, yolun sol tarafında yeni bir restoran. Bu mevsimde oturulmaz ya, içerisi oldukça şık ve modern döşenmiş, hatta Arnavutköy sahildeki bir restoran için biraz fazla modern olduğunu bile düşündük. Dışarıda ise, bol bol söyleyeceğimiz mezelerin rahat rahat sığabileceği kocaman mermer masalar var. Tek problem yol kenarından vızır vızır geçen arabaların gürültüsü, fakat buna da yapacak bir şey yok sanırım.

İzz Cafe-2

Yediklerimize gelirsek, nereden başlasam, nasıl anlatsam bilemiyorum. İlk turda, biraz kuru kabak çiçeği dolmaları (11 TL), falafeller (2.5 TL) , üzerinde tatlı soğanlar, kuş üzümleri ve dolmalık fıstıklar olan humuslu ekmekler (2.5 TL), buharda pişmiş midyeler (3 TL)ve İspanyol usülü kızarmış küp patateslerle (6 TL) başladık. Bu turda en beğendiğimiz meze ise, karidesli, jambonlu patates dolmalarıydı (5 TL).

İkinci turda ise, patlıcan salatası (7.5 TL), deniz börülcesi (7.5 TL), ikram olarak gelen domates soslu turşu ve cennetten çıkma lezzetiyle baharatlı, antep fıstıklı, ezine peyniri ezmesi vardı.

Domates soslu turşu ve üzerine mayonez sıkılmış gibi duran patlıcan salatası pek gözümüze hitap etmedi aslında, ama lezzetleri kıvamındaydı.

sufle

Tatlıya gelince en büyük şaşkınlığımızı burada yaşadık. Kızarmış çikolatalı sufle (12 TL) istediğimizde, kızarmış kısmından çok sufle kısmına odaklanıp, haliyle daha çok sufleye benzeyen bir tatlı bekliyorduk. Önümüze gelen ise, kızarmış dondurmaya benzeyen, yanında soğuk marshmallow’lar ve vanilyalı dondurmayla gelen bir tatlıydı. Fena değildi, ama bir daha gitsem başka bir şey  deneyebilirim.

Adres: 1. Cadde No: 4 Arnavutköy İstanbul

Tel: 0212 257 05 25

Girandolo Dondurma

Pazartesi, 18 Ağustos 2008

Eski bir Arnavutköy’lü olarak ağlamak üzereyim. Ben taşındım, şehrin en çok konuşulan cafeleri, restoranları, dondurmacıları Arnavutköy’de açılmaya başladı. Son örneği Girandolo… Abra Cadabra’da yedik, içtik, üstünüze afiyet, kendimizi tutup tatlıyı es geçtik ki, Girandolo’nun dondurmalarını deneyelim. Hemen Bahar Pastanesi’nin yanında, Arnavutköy Belediye Tesisleri’nin arkasında minicik bir dükkan açmış Aslı Eraltan. Ne yazık ki biraz fazla minik. Arnavutköy’ün bütün yollarını kazmışlar, dondurmamızı alır yürürüz diyorduk ama, yolların halini görünce oturmaya karar verdik. Tabi yer bulabilseydik, bu planımızı uygulamaya koymaktan memnuniyet duyardık. Yer mer yok, Çinlisi, Japonu, Türk’ü, çoluklu, çocuklusu, sevgilisi minicik dükkanda çeşit çeşit insan vardı.

Bense, bu kültür mozaiğine fazla takılamadım, çünkü dondurma çeşitlerine kilitlenmiş vaziyetteydim. Manzara süper, sakızlısı, güllüsü, after eight aromalısı, kavunlusu, vişne-yeşil elma karışığı ve en güzeli mojitolusu çeşit çeşit dondurma… Hepsi İtalyan tarzı yapılmış. Ben şeftali, gül, sakız; Can ise, mojito, kavun, nane (after 8) yedi. Ne yazık ki, benimkilerin hiçbiri bir şeye benzemiyordu. Bir tek gül fena değildi. Şeftalide bir gıdım şeftali tadı almadım. Sakızlıda ise neredeyse bir kazaya kurban gidiyordum. Benden önceki grubun tamamına sakızlı yerine kaymaklı vermişlerdi, sıra bana geldiğinde fark ettiler neyse. Can ise çok isabetli seçimler yapmıştı. Mojitolu dondurması orgazmatronikti… Nane ve limonlu, hafif de alkollüymüş. Şimdi düşününce bile ağzımın suları akıyor, o kadar güzeldi.

Öğrendim ki, Girandolo’nun bütün çeşitleri de bunlar değilmiş. Kuskuslu, domatesli, fesleğenli, her türlü dondurma yapıyorlarmış. Özellikle kuskuslu baya ilginç (!)… Gene de ben bu ilginç keşfi bir kenara bırakıp, koşa koşa Bostancı’ya Yaşar Usta‘ya gitmek istiyorum. Kilo kilo çilekli dondurma yemek istiyorum.

Son bir not: Yaşar Usta‘nın dondurmaları için ta Bostancı’ya gitmeye gerek yokmuş, Ara Cafe’de bulabilirmişiz.

Tekrar Abra Cadabra!

Pazar, 17 Ağustos 2008

Bu yaz, şahsi favorim kesinlikle Arnavutköy Abra Cadabra’ydı. Hatırlarsanız yaz başında keşfetmiş, ballandıra ballandıra da anlatmıştım. O zamandan beri, 4-5 defa daha gittim, neredeyse bütün menüyü denedim, günün farklı saatlerinde neler oluyor, hangi katın servis elemanları şeker, hangisi sinir hepsini teftiş ettim.

Bu yazıyı yazmamın ise iki nedeni var. Birincisi, menüde çok beğendiğim başka lezzetler oldu, onları sizinle paylaşmak istedim. İkincisi ise, teras katına bakan servis elemanı gerçekten çok antipatik, giderseniz alt kata oturun, yemeğiniz rezil olmasın diyerek, adamcağızı afişe etmeden duramadım. Adamcağız diyorum da, biraz yumuşatmak için… Yoksa hakkındaki şok gerçekleri Türk halkıyla paylaştığımda, işinden mişinden olur, durduk yere vicdan azabı çekerim. Çok uzatmayayım, terasın manzarası güzel, püfür püfür de esiyor, fakat bu amcanın her sorunuza küçümseyen bakışlarla verdiği cevapları, top patlatsan bakmayacak derecede ilgisizliği ve ve ve en güzeli geliyor, siparişimizi yanlış getirmesine rağmen, neredeyse rica minnet değiştirmesi takdire şayan oldu. Yanlış anlaşılmasın, rica minnet eden taraf bizdik, yoksa ısmarlamadığımız şeyleri zorla içiriyordu bize… Sanki yanlış yapan taraf bizmişiz gibi “Aaa yanlış mı olmuş, olur o kadar artık, napalım…” demesine (hoşgörü timsali), değiştirmesini rica ettiğimizde de surat asmasına gülsek mi ağlasak mı bilemedik… Oysa bakınız, alt katın garsonları ne kadar semmpatik, siz beni dinleyin, alt katlarda takılın…

Şimdi de yemeklere dönelim. Bir defa öğrendim ki, günün yemeklerine ilgi, sevgi ve şefkatle yanaşmak, onları koruyup, kollamak lazım. Nadide lezzetler keşfedebiliyorsunuz bu kısımda… Menünün sabit lezzetlerden ise, karidesli mantı (17 YTL) tuzlu ama çok lezzetli, yanında bol bol içecek almanızı tavsiye ederim. En son gittiğimde “Gerçek Köy Tavuğu” (20 YTL) yedim. “Hangi köy bu? Beni o köyün yağmurlarında yıkasınlar…” diyecektim. Tavuk mu desem, ördek mi, kuzu mu, farklı bir lezzet… Tavuğumuz üzerinde hardallı ve ballı olduğunu tahmin ettiğim şahane sosu, gerçek köy tavuğunun içinde haşlandığı sudan, gerçek tavuk suyu çorba ve karpuz frozen görünümünde pespembe, pancarlı patates püresiyle paket program olarak geliyor. Çorba çok çok ağırdı, pek beğenemedim ama, tavuk mükemmel, püre ise sırf rengi için bile takdir edilesi (Girly Püre). Ördeği (22 YTL) zaten geçen sefer yazmıştım. Kuşburnu sosuyla pek uyumlu, tam kıvamında pişmişti. Köpek balığı yahni (18 YTL), daha doğrusu Jaws Yahnisi (rın rın rın rın..) diyetteyseniz tavsiye edebileceğim bir yemek, yağsız, çok hafif, ama haliyle içinde kilo yapan bir şey olmayınca, o kadar da lezzetli değil. Denemek istediğim son bir şey kaldı, o da “Zeytinyağında yavaş pişmiş kuzu kafes” (25 YTL)… Bikini sezonu kapanır kapanmaz Abra Cadabra’nın kapısındayım kuzu kafes için…

Başlangıçlardan da ekşili kabak çiçeği dolması (7 YTL) bol şekerli, bol ekşili, bütün başlangıçlar gibi miniminnacık, ama çok güzel. Deniz börülcesi (8 YTL), daha önce hiç yemediğiniz tarzda, asyalı sosu ve soya fasülyeleriyle beraber geliyor. Başlangıçların en güzeli ise, Rumeli Kavağı midyeli pilav (7 YTL)… Her gün güzel olmuyor, ama iyi olmadığı günler sizi uyarıyorlar zaten, korkmaya gerek yok. Bir de, Demirhindi şerbeti için, pişman olmayacaksınız…

Sonuçta ben Abra Cadabra’yı öpmek istiyorum, üst kattaki amca hariç…

Abra Cadabra’yla ilgili ilk yazım için tıklayın.

Adres : Arnavutköy Cad. No: 50/1 (Arnavutköy İskelesi karşısı)
Tel : 0212 – 263 76 19
Websitesi : www.abracadabra-ist.com

Abra Cadabra

Cumartesi, 28 Haziran 2008


Küçük Gurme uzun bir aradan sonra bloguna geri döndü. Bu süre içinde yemekten içmekten, armudun sapı, üzümün çöpü diye ukalalık yaparak yemeklerle ilgili arkadaşlarımın başını şişirmekten vazgeçmedim. Fakat bir türlü bana gerekli ilhamı verip, bilgisayarın başına oturtacak o büyülü mekanı bulamadım. Ta ki dün akşam Arnavutköy’de Abra Cadabra’yla tanışana kadar. O kadar güzel bir yer ki, herkes duysun, herkes bilsin istedim, sarıldım klavyeme…

Zaman zaman Arnavutköy İskelesi’nin karşısındaki bordo binanın önünden geçiyorsunuzdur. Bir kaç ay önceye kadar “Garga” isimli cafeye ev sahipliği yapan bu bina, 2 aydır Dilara Erbay’ın sihirli ellerinde “Abra Cadabra” olmuş. Dilara Erbay’ı belki Cezayir’den, belki Fransız Sokağı’ndaki Dilara’s Abra Cadabra’dan tanıyorsunuzdur. Ben daha önce yemeklerinin methini duymuş olmakla beraber, Fransız Sokağı’nın sürreel-postmodern Moulin Rouge havası gözümü korkuttuğundan gidip de denemeye niyetlenmemiştim. Hata etmişim.

Dün akşam saat 19.30 sularında, kurt gibi aç vaziyette kapılarına dayandığımızda, uzaktan püfür püfür estiği belli olan, güzel teraslarında bir masa vardı hayallerimizde. Ne yazık ki yer yoktu ama şöyle bir turladık Abra Cadabra’nın dört katını da. İlk kat, beyaz tahta masaları, minderli tahta koltuklarıyla Bodrum atmosferini yakalamış, tabi vahşi kükremelerle yanından geçip, sizi bir toz bulutunun içine hapseden belediye otobüslerini görmezden gelirseniz… İkinci kat, favorim, açık mutfakta Dilara Erbay’ı iş başında izleyebiliyorsunuz, hatta kendinize güveniyorsanız girip siz de yemek yapabilirsiniz, kelimenin tam anlamıyla “açık mutfak” yani. Bu kat haliyle dumansız hava sahası olmuş. Üçüncü kat, biraz daha ağır – oturaklı, dördüncü katta ise harika manzaralı terasları var. Yazları klostrofobikleşen insanlar olarak, terasta yer bulamayınca, araba gürültülerine rağmen, ilk kata kurulmayı tercih ettik.

Abra Cadabra’yı en güzel kendi mottoları tanımlıyor herhalde: “en taze, yerel, hormonsuz, katkısız, deneysel, sağlıklı, mevsimsel, yeni tatlar”. İnanılmaz lezzetli dememelerini alçakgönüllülüklerine verin, ben gönül rahatlığıyla bu sıfatı da eklerim tanımlarına. Menülerine şöyle bir göz atmanız ya da herhangi bir yemeklerinden bir çatal almanız, bu yemeklerin arkasındaki birikimi farketmenize yetiyor. Duyduğum kadarıyla Dilara Hanım ve eşi, 80 civarında ülkeyi ve Türkiye’nin çeşitli köy ve kasabalarını gezerek farklı lezzetleri keşfetmeye meraklılarmış (Dear Universe, Küçük Gurme’ye de böyle bir eş lütfen, amin amin!). Ayrıca bütün malzemelerini Türkiye’nin değişik köşelerinden özel olarak seçip getiriyorlarmış.

Menülerini yakın takibe alırsak, ilk incelediğimiz kısım Küçük Tabaklar kısmıydı. Yoğun kararsızlığımızın ardından, ortaya Asyalı Sosu eşliğinde Deniz Börülcesi, Abuganuş, Tatlı-ekşi soslu Aterina (Gümüş Balığı) tava ve Pastırmalı pestilli, kuşburnu soslu bir böreği söyledik. Rumeli Kavağı midyeli pilav, tahinli fava ve ekşili kabak çiçeği dolması da fena halde aklımızda kaldı. Masaya gelenlerden özellikle Gümüş Balıkları pek sempatikti, yemeye kıyamadık nerdeyse. Deniz börülcesi de sosu sayesinde bambaşka bir tad kazanmıştı. Aklınızda bulunsun küçük tabaklar hakikaten küçükler, fiyatları da 6-10 YTL arasında değişiyor. Bu arada beraber gelen küçük ekmekler de inanılmaz.

Salatalar, tostlar ve wrapler öğlen saatlerinde yapılıyormuş (7-15 YTL). Açıkçası pek ayrıntılı incelemeden, ana yemeklere kaydı gözümüz. İstisnasız hepsi merak uyandırıcıydı. Mantarlı bonfileli büyük ev makarnası (18 YTL), löp somonlu taze açılmış uzun erişte (16 YTL) ve kuşburnu soslu ördek (22 YTL) yedik. Favorim ördekti. Bir kere son zamanlarda pek çok menüde ördek göğüs görüyordum ama, asıl lezzetli kısmı butu ilk defa Abra Cadabra’da yeme fırsatı buldum. Sosunun miktarı ve kıvamıyla, pişirme süresiyle, sunuşuyla kusursuz bir yemekti. Bir daha gittiğimde Köpek Balığı yahni (18 YTL) ve kırmızı şarap soslu ahtapot (19 YTL) deneyeceğim onu da şimdiden aklıma koydum. Günlük yemeklerini de sormayı ihmal etmeyin derim, o bölümden de çok orijinal lezzetler çıkabilir gibi duruyor.

Tatlılara gelince, daha gitmeden iran güllü, inek sütlü, su muhallebilerinin (7 YTL) methini duymuştum, yemek bitene kadar zor sabrettim denemek için, güllü sosu pek mayhoştu, güzeldi ama, gene de daha lezzetlisini tattığımı söyleyebilirim (Çeşme Dalyan, Körfez Restoran). Uykusuz her gece adlı tatlıları, cheese cake souffle, keçi boynuzlu semi-fredo, unsuz çikolatalı tatlı teker teker denenecekler listesinde yerlerini aldılar.

İçki menüleri oldukça geniş, şaraplar ağızda bıraktıkları tatlara göre sınıflandırılmış. Demirhindi gibi şerbetleri ve karışık meyveli buzlu çayları var. Guavalı buzlu çaylarının insanın başını ağrıtacak kadar yoğun bir aroması var, ısmarlarken dikkat etmenizi tavsiye ederim. Her ne kadar, büyük incelikle, yüz ifademizden içeceklerimizi çok ağır bulduğumuzu anlayıp, sulandırarak daha içilebilir hale getirseler de limonata daha güvenli bir seçim olabilir.

Son olarak servis son derece güleryüzlü, hızlı ve profesyonel olunca, Abra Cadabra benden tam puan almayı başardı. Hepinize gönül rahatlığıyla denemenizi tavsiye ederim sevgili Küçük Gurme severler…

Adres : Arnavutköy Cad. No: 50/1 (Arnavutköy İskelesi karşısı)
Tel : 0212 – 263 76 19
Websitesi : www.abracadabra-ist.com (Çok sempatik bir websitesi)