‘Asmalımescit’ olarak etiketlenmiş yazılar

Akbabalı Meyhane

Perşembe, 27 Mayıs 2010

Bir kaç gün önce, prensip olarak rezervasyon sevmeyen bir grup İzmirliyle birlikte, Asmalımescit’te meyhane arayışına girdik. Çoktan kabul etmemiz gerekirdi ki, artık o eski, güzel rezervasyonsuz günler sona ermiş. Haftaiçi de olsa, saat henüz akşam yemeği için erken de olsa, açlıktan ölüyorum desen, ilaç için oturacak bir yer bulamıyorsun artık o civarlarda. Resmen saatlerimizi ayarlayıp, iki ayrı gruba bölündük yer bulabilmek için, operasyonumuz ise Tünel’de, hani şu parmaklıklı kapıdan girilen pasaj var ya, hah, işte oradaki Akbabalı Meyhane’de son buldu.

Geçen yaz, Büşra’nın doğumgünü kutlamalarının ilk ayağı için gitmiştik, memnun da kalmıştık. Bu sefer de baya memnun kaldık açıkçası. Haftasonları fiks fiyat 70 çekiyorlarmış. Biz 7 kişi 2 büyük Yeşil Efe, yaklaşık 10-12 çeşit soğuk meze, 2 sıcak meze, tatlısı, meyvası, kahvesi kişi başı 45 TL’ye kalktık.

Mezeler içinde buğdaylı süzme yoğurtla dolu, pazı sarma, dereotlu ahtapotlar, şahane beyaz peynir ve fava güzeldi. Deniz börülcesi biraz kılçıklıydı. Patlıcan salatası da benim ağız tadıma pek uymadı, azıcık malzemeden çalmışlar. Sıcaklardan ciğer ve karides güveç aldık. Ciğer sevmememe rağmen, böyle yaprak olunca dayanamıyorum. Karidesler de çimdik, büyük bir şey beklemeyin.

Canlı ve ilginç şekilde ısrarcı olmayan ud, sakin ortam, açık hava, uygun fiyatlar, eli yüzü düzgün mezeler, iyi servis… Baya memnun ayrıldık sonuçta.

Not: Fotoğraf makinamın şarj aleti kayıp, en yakın zamanda bulacağım. O zamana kadar sarı piksellerimden ben sorumluyum.

Adres: Tünel Geçidi, No: 11 Beyoğlu / İstanbul

Tel: 0212 251 43 38

Lokal

Pazartesi, 06 Temmuz 2009

img_0964

Küreselleşme neydi, ne oldu diye tartışırken hep Lokal aklıma geliyor. Daha bundan çok kısa zaman önce kültürel emperyalizm karşısında, yerel değerlere sahip çıkalım tartışması yapılırken, işin bu noktaya geleceğini pek tahmin etmiyordu sanırım kimse. Bence İstanbul’da bir restoranda Tayland’lı iki kadın şef, Lübnan, Meksika, Hint, Vietnam ve Thai mutfaklarını birleştiriyorsa, biz de senelerdir bayıla bayıla yiyorsak, hakikaten değişik bir zamanda yaşıyoruz demektir. Kim buna baskın bir kültürün diğerlerini domine etmesi olarak yaklaşabilir ki artık?

Bakınız yukarıda Falafel’ler (7.5 TL)ve Samosa’lar (9 TL) var. Biri Hint, biri Lübnan yemeği olarak biliniyor. Ama biz seviyorsak, istediğimiz gibi yorumluyorsak, giderek yaygın bir şekilde tüketiyorsak, pekala bizim kültürümüzün de bir parçası olabilir bu yemekler.

chicken tikka

Kırmızı tavuklar (17.5 TL) yabancı mı geliyor? Düşünelim ki geleneksel olarak adlandırdığımız Türk yemeklerinde yaygın olarak kullanılan, domates, yeşil biber, fasulye, patates ve kabak ancak 19. yüzyılda Amerika’dan getirildiğinde yaygınlaşmışlar Anadolu’da. Hünkar Beğendi’lerimizin, musakkalarımızın baş aktörü patlıcan ise, ancak Bağdat Halifeliği zamanında, Hindistan’dan getirildiğinde tanınmıştı. Kim bu yemeklere yabancı gözüyle bakıyor şu anda?

karidesli pad thai

Bunlar kısaca Lokal’in bana düşündürdükleri…

Tel: (0212) 245 57 44
Adres: İstiklal Caddesi Müeyyet Sokak 5, Asmalımescit

Otto Sofyalı

Çarşamba, 04 Mart 2009

Otto Sofyalı

Uzun zamandır yazmadığım için kısaca özür diliyor (uzunca özür dilemeye yüzüm yok) ve hemen bütün bu zaman zarfında biriktirdiğim bütün mükemmel yerleri sıralayarak, sadık okurlarımın beni affetmesini diliyorum. Aslında ilk yazacağım yer, pek de mükemmel bir yer değil. Otto Sofyalı’ya yaklaşık 3 ay önce, henüz yeni bir mekan sayılabileceklerken gittim, umarım şimdi bizim yaşadığımız çeşitli aksaklıklarla ilgili bir şeyler yapmışlardır.

Aslında Otto’nun Bilgi Üniversitesi kampüsü içerisindeki yerlerine bayılıyorduk. Bizim okulda olsa kesin iflas edeceğiz. Ama çok sevgili bir arkadaşımın doğumgününü kutlamak için gittiğimiz Otto Sofyalı bizde aynı hissiyatı yaratmadı ne yazık ki. Öncelikle doğal olarak, Dolapdere’deki şubelerine göre çok daha küçük ve sıkışık döşendiği için, dekorasyonlarındaki bütün güzel ayrıntılar gözden kaçıyor. İkincisi, karanlıktan göz gözü görmüyor, ne yediğinizi seçemiyorsunuz. Ama en önemlisi, fiyat-kalite ilişkisindeki orantısızlık. Fakat haklarını da yemeyelim, müzik ve servis son derece başarılıydı.

İlk hayal kırıklığımızı, Anne Çorbası’nın olmamasıyla yaşadık. Anne Çorbası’nı bilenler bilir, hakikaten Otto’nun en önemli lezzetlerinden biriydi. Ben şahsen o soğuk havada, yoğurtlu naneli, mis gibi bir çorba hayaliyle kapıdan içeri girdiğimi söyleyebilirim. O olamyınca da, Tarhana Çorbası (5 TL) güzel gözükmedi gözüme. Fiyatlıca başlangıçları geçip (12-25 TL), pizzalara yöneldik her beraber.

jambon-mantarlı

Ben Jambon-mantarlı pizza yedim (18 TL). Büyük boy olmasına rağmen, resmen doymadım yahu, üstelik de normalde pizza yeme kapasitem 3 dilimi geçmez, anında tıkanırım. Masaya gelen diğer pizzalarla karşılaştırıldığında en güzel seçenek olmasına rağmen, boyutu nedeniyle puan kaybetti. Lezzetinden de pek etkilendiğimi söyleyemem ama, kıvam açısından pideyle – İtalyan tarzı pizza arası çıtırlık dozu hoşuma gitti.

4 Peynirli

Gelelim, doğumgünü sahibi Burcu’nun pizzasınaaa… Üstte de gördüğünüz 4 Peynirli olduğu iddia edilen bu güzide pizzamızdaki (22 TL) sorunlar saymakla bitmez. Öncelikle üşenmedim saydım, taş çatlasa üç çeşit peynir vardı içerisinde, o da Otto’nun güzel hatrı için biraz kıyak geçersem. Alıştığımız, sevdiğimiz Rokfor kardeşimiz, Gorgonzola abimize rastlayamadık. Üstelik de bu incelikte bir pizzaya, bu kadar peyniri boca ettiğimizde, 5 dakika sonra, pizzanın lastik kıvamına geleceğini de, bu deneyimizde görmüş ve öğrenmiş olduk. Sonuçta sevgili arkadaşım, çift kaşarlı soğumuş büfe tostu kıvamında bir şey yemek zorunda kaldı doğumgününde.

Pomodoro Dolce

Pomodore Dolce (22 TL) adlı bu pizzamız ise, Superfresh pizzadan hallice bir kıvamdaydı. Daha fazla sövmeden, bari biraz da güzel şeylerden bahsedeyim diyorum, ama tatlıyla ilgili de söylenecek güzel bir şey bulamıyorum.

çikolatalı brownie

Çikolatalı Browni’miz kötü değildi tabiki. Ama olağanüstü bir özelliği de yoktu. Belki vıcık krema yerine bir top dondurma, biraz daha ıslak ve seksi bir kıvamda olsa, bütün yemeği kurtarabilirdi ama, herhangi bir kafede, herhangi bir zaman yiyebileceğiniz bir Browni’den farksızdı.

Sonuç: İyi servis, iyi müzik, iyi şarap ve mükemmel arkadaşlar sayesinde güzel bir akşam geçirdik, ama bir parça aç kaldık sevgili Otto.

Dokuz – Ece Aksoy

Pazartesi, 25 Ağustos 2008

Gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki, Abra Cadabra’dan sonra bu yazın favorileri listeme bir adres daha ekledim: Dokuz Ece Aksoy. Bilen bilir (benim yaşım pek müsait değil, ama abilerim ablalarımdan çok dinledim) Arnavutköy’deki Ece Bar bir zamanların en büyük fenomenlerinden biriymiş. Sadece, dinlediğim Sezen Aksu hikayelerinin çoğunun geçtiği yer olması yüzünden bile, gözümde başka bir yeri var Ece Bar’ın. Fakat Ece Aksoy, burayı ismiyle beraber başkasına devrettiğinden, gidip havasını solumak, mezelerinden tatmak fırsatım olmamıştı. 2 gün önce, nerede yesek diye araştırma yaparken rastladım. Cumartesi akşamı, bir kaç saat öncesinden, 8 kişilik masa bulmak imkansız gibi gelmişti, ama şansımıza sokaktaki en güzel masayı kaptık. Hatta biraz şüphelendim bile ne yalan söyleyeyim, yer varsa bir problem mi var acaba diye. Bütün bu düşüncelerimi afiyetle yedim gecenin sonunda. Fakat siz siz olun işinizi böyle son ana bırakmayın, erkenden rezervasyonunuzu yaptırın.

Biz bu sefer, 8 kişilik bir heyetle gidince bir sürü yemek deneme fırsatımız oldu.

Dokuz’un esas klasiği Karışık Ot Salatası, mevsim itibariyla ellerinde olmadığından yemyeşil salatayla (10 YTL) onu kompanse ederiz diye düşündük. Sırf marul gibi durduğuna bakmayın, içinde tere, nane, roka, fesleğen, maydanoz gibi yeşilliklerden oluşan bir karışım var, ama küçük diyince, bu kadar küçük geleceğini düşünmemiştik.

Vatan hasretiyle yanıp tutuşan İzmir’lilerimiz, isminin cazibesine kapıldı, Ege Lokumu’yla devam ettik. Ege Lokumu (18 YTL), bol bol, çok bol sarmısaklı, kıymalı cevizli yufka esasen. Bana göre fazla sarmısaklıydı, ben yalnızca tadına baktım, ama sarmısak sevenler, ayıla bayıla yediler.

Onno patates (10 YTL), Onno Tunç’a adanacak kadar güzel, hatta bence masaya gelenlerin en güzeliydi. İncecik, cips gibi kesilmiş patatesler, çok ince bir sarmısak aroması ve taze kekikle geliyor. Neyse ki, hemen yanımda oturan Ayşe Nur ısmarlamıştı da, bütün yemek boyunca otlanıp durdum. İnce bir vicdan azabım da var, kızcağızı aç bıraktım diye, ama hakkaten dayanılmazdı.

Sahanda kuzu (22 YTL) benim tercihimdi. Çok güzel pişmişti, tam kıvamında yağlıydı, ne olduğunu tam çözemediğim hoş bir ot aroması da vardı. Tek eksiği, insan o kadar etin yanında, ağzının tadını değiştirecek bir garnitür arıyor. Azıcık patates ya da pilavla gelse çok memnun olurdum.

Izgara kırmızı biber püreli sosuyla gelen, pembe soslu bonfile (25 YTL), çok güzel gözüküyordu. Can Berk ve Fuat, etlerin bir parça daha az pişmiş olmasını tercih edeceklerini söylediler, ama bence çiğ et yemeye devam edersek, hepimiz kurtlanıcaz. Sosyetik kasabımız Dükkan bana kızarsa kızsın ama, ben etlerden kan akmayan eski güzel günleri özlüyorum. Ayrıca tırtıkladığım kadarıyla, etin yanındaki soğanlı patates püresi harikaydı.

Sokak köftesi (13 YTL) yine menünün klasiklerinden… Bildiğiniz maç çıkışı tükrük köftesi tadında, yanında yağına bandırılmış ekmek ve arpacık soğanlarıyla geliyor.

Bir de dağdaki kümeslerden gelen tavuk kanatları (10 YTL) vardı ki, onların çok pişmiş olduğuna ben de katılıyorum.

Bu kadar yemeğin üstüne hala aklımda kalan yemekler olmadı mı, oldu… Mesela 10 defa alsak mı almasak mı dedik, en sonunda almadık ama, bir daha rakımı açıcam, yanına da zeytinyağlı tabağı (18 YTL) alacağım. Mevsimi gelince kesin ot salatası (10 YTL) yiyeceğim. Sarmısaklı köfteden (13 YTL) en azından tadacağım.

Tatlılara gelince, en büyük kararsızlık orada yaşandı. “Doğrusu şık kadındır, Şık Latife…” diyip, krema, meyve püresi, kakao, brendy ve pandispanya karışımından oluşan Şık Latife (12 YTL) yedim. Beklediğim kadar özel bir lezzetle karşılaşamadım. Ama sıcak çikolata soslu Adisababa (12 YTL), gelincik reçelli sakızlı muhallebi (10 YTL) ve kuşburnu soslu meyveli irmik (10 YTL) çok feci içimde kaldı. Bir daha gidildiğinde yenecekler listesinde yer almaya hak kazandılar.

Dokuz’un şu an itibariyla tek kusuru, daracık bir sokakta yer alması. Sokağa masa atmaları pek güzel, ama dana gibi cipleriyle, hatta ve hatta kamyonları, tanklarıyla o sokaktan geçmek için debelenen güzide şöförlerimiz oldukça, sokakta oturmak, Jungle Safari yapmakla eşdeğer. Yol kenarında oturan arkadaşlarımız, her saniye sandalyelerinden yuvarlanma tehlikesiyle burun buruna yediler yemeklerini. Dokuz ve arkadaşları, sokaktan araba geçmemesi için imza toplamışlar, ama henüz etkili olmamış.

Bu kusuru rahatlıkla göz ardı etmenize yarayacak en güzel tarafı ise, iki yandan örgülü saçlarıyla Ece Aksoy’un sürekli orada olması, masa masa gezip, herkesle sohbet etmesi (hatta bir ara hemen karşıdaki La Brise’in müşterilerini çalacaktı) ve çalışanların had safhada iş bilir ve profesyonel olmasıydı.

Bu arada, başta yapmam gerekeni, sona bıraktım ama, Dokuz’un yerini de tarif edeyim. Tepebaşı The Marmara’nın yanındaki sokak, ismi gibi dokuz numara. Karadeniz Pidecisi ve La Brise’in tam karşısı…

Yesek.com da yazmış burayı.

Adres: Asmalımescit Oteller Sokak no:9-B Tepebaşı / Beyoğlu / İstanbul

Tel: 0212 245 76 28-41

Web: http://www.dokuzeceaksoy.com