‘Bebek’ olarak etiketlenmiş yazılar

Mangerie

Cumartesi, 03 Temmuz 2010

Bebek’teki Mangerie’ye gideli neredeyse bir ay oldu, bir türlü elim varmadı yazmaya. Neden? Çünkü yiye yiye bir tost yedik. Neden? Çünkü fiyatlar uçmuş. Delirmişler mi nedir? Yasin halinden memnundu, “Böyle güzel manzara, mis gibi ev ortamı için çok da abartılı değil” diyordu. Ben bir daha karnım açken gitmemeye yemin ettim ama. Çay içerek hovardalık yapmak gelirse içimden belki o zaman. Ya da belki kırk yılda bir kahvaltı için. Şöyle ki, çok lüks bir yere gitmediğimiz sürece, her menüde, iyi kötü kesemize uyacak bir kaç yemek bulabiliyoruz. Her yerde gidip de bonfile yemiyoruz da, bazı yerlerde makarna alıyoruz, efendime söyleyeyim, bir salata alıyoruz. Hem hoş bir ortamı varsa, keyfini çıkarıyoruz, hem karnımız doyuyor, hem de cepleri boşaltmıyoruz. Mangerie’de böyle bir seçenek yok.

Menüdeki en uygun fiyatlı bölüm tostlar. Onlar bile 15 TL’den başlıyor. Onun dışında bildiğiniz ızgara sebzeli sandviç bile 25 TL’nin üzerinde, ana yemekler, noodle’lar, burger’ler ise iyice cep yakıyor, 35 TL civarında hepsi.

Senelerdir orada olduğuna göre, alıcısı var demektir. Sahibi Delicatessen’in sahibiyle aynı kişi olduğundan yemeklerin çok güzel olduğunu da tahmin edebiliyorum, ama gene de biraz daha insaflı bir fiyat politikası bekliyorum Mangerie’den.

Bir de yağmurda derme çatma merdivenleri çok kayıyor, haberiniz olsun. Morarmış popom ve hala ağrıyan belim Mangerie’ye sempatiyle yaklaşmamı iyice zorlaştırıyor. Ya gözüm çıksaydı Mangerie, ha?

Adres: Cevdet Paşa Cad. No. 69 Küçük Bebek / İstanbul

Tel: 0212 263 5199

Web: www.mangeriebebek.com (Tarifler var sitede, kaçırmayın derim)

Happily Ever After

Pazar, 23 Mayıs 2010

Bebek’teki Happily Ever After senelerdir orada, senelerdir bir defa da “Burada da ne yapıyorlarmış” diye merak etmedim ne yalan söyleyeyim. İsminden midir, önünden geçip giderken içeride pek bir kalabalık görmememden midir, o kadar zamandır orada olmasına rağmen, kimseden duymamamdan mıdır, artık bilemiyorum, hep biraz uyduruk ama pahalı bir yermiş izlenimi verdi bana. Geçenlerde Time Out’un en iyi şef ödülünü, Happily Ever After’ın şefi Burcu Esin’in aldığını okuduktan sonra, haksızlık yaptığıma karar verdim ve Cumartesi kahvaltımız için Bebek’in yolunu tuttuk.

Sigara içen zavallılar olarak, deniz yerine yola bakan, soğuk havaya rağmen sobaları açılmamış ön bahçeye mahkum edilmiştik. Bir süre sonra, zangır zangır titremektense, içeride oturup, sigara içmemenin daha katlanılabilir bir işkence olduğuna karar verdik. İyi de yapmışız, sıcak sıcak oturup, bir yandan da pencereden Bosphorus Cup’ı izlemek pek keyifliydi.

Kahvaltılarımız geldiğinde ise keyfimiz ikiye katlandı. Croissant’ın içine scrambled eggs, bacon ve cheddar peyniri oturtmasından oluşan, California Croissant (19 TL) bir kahvaltıdan beklediğim her şeyi elle yenebilir kıvama getirmişti. Ama elle yemesi de, keserek yemesi de zordu, taş kıvamına gelmiş bacon’ları yüzünden. Biraz daha az pişirselermiş, iyi olacakmış. Keza, devasa domatesler de, hem tatsızlardı, hem zeytinyağı, limon, kekik namına hiçbir şey eklenmemişti, hem de bir zahmet edip de kese kağıdı kalınlığındaki kabuklarını soymadıkları için iştah uyandırmıyorlardı. Yine de kahvaltı tabağım, croissant’ların çıtırlığıyla kalbimi kazandı.

Pancake’ler ise kahvaltının orgazmatronik kısmıydı. Hem Chocolate Chip Pancake (13 TL), hem Chunky Banana Pancake (14 TL) alıp, gerek Nutella’ya banarak, gerek akçaağaç şurubu dökerek paylaştık. Bir süre sonra tatlı komasına girecek gibi olsak da, çok güzellerdi.

Bu arada gözümüz öğle ve akşam menülerine de takıldı da, kahvaltı fiyatları daha makul olmasına rağmen, ana yemekler oldukça tuzlu. Fakat İtalyan-Amerikan esintili ilginç seçenekler vardı. Bilmiyorum dener miyim ilerde?

Adres: Cevdetpaşa Caddesi 24/A, Bebek

Tel: (0212) 263 41 38

Midpoint

Cuma, 29 Ağustos 2008

Midpoint’in nesini yazayım, zaten herkes biliyordur diye düşünüyordum, ama bu akşam yemeklerin fotoğraflarını çekmiş bulundum, kısaca bir-iki şey söyleyeyim dedim.

Biliyorsunuzdur belki, Kitchenette, House Cafe gibi, Starbucks’a özenip her köşe başına dükkan açan, İstanbul’un en güzel noktalarını resmen istila eden, fakat buna mukabil, hizmet ve yemek kalitesini gitgide düşüren mekanlara garezim var. Biri gider, biri gelir anlayışıyla müşterilerine kaba davranan bu kafeler, herhalde İstanbul’da dışarıda yiyip-içen kitleyi hiç tanımıyorlar. Çünkü benim bildiğim, bir kişiden çıkan kötü haber, ışık hızıyla yayılır ve bir daha kimse oraya uğramaz İstanbul’da. Benim arkadaş çevremde böyle en azından… Neyse sözüm meclisten dışarı (House Cafe’ye doğruuu…) demek istediğim şuydu ki, Midpoint böyle değil!

Onlar da şaka maka, 6 şube açmışlar. Beyoğlu ve Palladium şubeleri de yoldaymış. Yemekler biraz yağlı, menü her telden, her daim çok kalabalık ve gürültülü, ama gene de adamlar ilk gün neyse, bugün de o. O kadar şube açtılar, hiç harika bir anım olmadı ama hiç kötü bir anım da olmadı. Şaşırtıcı tarafları da var, mesela servis o kalabalıkta nasıl o kadar hızlı benim aklım almıyor. Ya da nasıl her seferinde, kalan son masaya oturmayı başarıyoruz? Her zaman yalnızca bir masa boş bırakmak gibi bir adetleri mi var acaba?

Neyse efendime söyleyeyim, MidPoint iyi bir yer, hoş bir yer, yemekler de hoştu. Ben gayet sade bir Louisiana Tavuk (17.50 YTL) yedim.

Bildiğiniz kemiksiz tavuk budu (biraz yediklerime dikkat etmeye çalışıyorum da), biraz da baharat… Yanındaki közlenmiş patatesler pek hoş. Yediklerime dikkat etmem haşlanmış brokoli yemeye ikna edemedi tabi beni o ayrı. Onlar kaldı tabakta.

Can Berk ise, Etli Quesedilla (15 YTL) aldı. Bu yemekler başkası söyleyince çok güzel görünüyor, ama ben menüye bakarken, ısmarlamak aklımın ucundan bile geçmiyor… Baya da güzeldi, belki bir dahaki sefere yerim.

Ve tatlı olarak, favori tatlılarımdan créme brulée (9 YTL) ile yemeğimizi noktaladık. Bu yemekte de en güzel şey tatlıydı bence.

Yalnız biraz daha ılık olabilirdi. Bir de tek kişi söylerken dikkatli olun, biz iki kişi bile bitiremiyorduk neredeyse. Baya cömert bir porsiyonu var.

Adres: Kanyon Alışveriş Merkezi No:185 Kat:1/164C Levent-İstanbul

Tel: 212 353 07 70

Web: www.midpoint.com.tr

Kitchenette

Pazar, 10 Ağustos 2008

Kitchenette, Address İstanbul, Kanyon, İstinye Park, Taksim, Bebek derken, bütün İstanbul’luların bildiği ve sevdiği yerler listesine girdi. House Cafe’yle beraber, neredeyse Starbucks’la yarışacak kadar çok şube açtılar. Nereye gidersek gidelim, karşımıza çıkıyor, çoğunlukla da masadan memnun ayrılmamızı sağlıyorlar. Fakat ikisinin de kalitesi, şube sayılarını arttırdıkça düşüyor sanki.

Kitchenette, İstanbul’un en hoş mağaza ve restoranlarını yapan Autoban Mimarlık tarafından tasarlanmış dekorasyonu, akıllıca mekan seçimleri, lezzetli yemekleri ve görece uygun fiyatlarıyla popülerliğini haketmişti aslında. Grissinili şinitzelleri, creme brule’leri, çorbaları, macaronları ve pizzaları gönüllerde taht kurmuştu. Fakat ilk açıldıklarından beri çözemedikleri bir problemleri var ki, son günlerde iyice ayyuka çıkmış durumda. O da servislerinin yavaşlığı.

En başta, yeni açıldılar, toparlarlar diyorduk, şimdi ise bir yemeği 45 dakika beklememize neden olmaları, onlara bu hoşgörüyü göstermemizi zorlaştırıyor. Üstelik yalnızca yemek de değil, buzdolabında hazır bekleyen, turtayı bile getirmeleri için minimum 10 dakika geçiyor. Çalışanları son derece güleryüzlü ve sempatik oldukları için bu satırları yazdığıma üzülüyorum ama bu probleme acilen bir çözüm bulmaları gerektiği de aşikar. Özellikle de Taksim şubeleri için…

grisinili tavuk şinitzel

Yıllar sonra gelen edit: Servislerinin yavaşlığı bir nebze olsun çözüldü allahtan. Üstüne bir de menülerini de geliştirdiler. Artık ördek var Kitchenette’te. Tek problem 3. sınıf lokallerde bile kullanılmayan iğrenç şarap bardakları… Yine de Grisinili Tavuk Şinitzel’lerinin tadı hiçbir yerde yok…

Dükkan

Cuma, 18 Ocak 2008

Yemek yemek için gitmeye alıştığınız yerleri unutun. Size bugün tavsiye edeceğim yer, ne Boğaz’da, ne de Nişantaşı’nda. Gecekondu yıkımları sırasında çıkan olaylarla tanıdığımız Armutlu’da, ancak engebeli yolları aşıp, çamurlara bata çıka, yılmadan lezzetin izini sürdüğünüzde, bulabileceğiniz bir yerde. Kendisi de, ismi gibi sade olan Dükkan, aslında bir kasap dükkanı. İlk açıldığında, etleri sattıkları dükkanın içinde, bir-iki küçük masada servis veriyorlardı. Talep arttıkça, yandaki dükkanı da alıp, orayı bir restorana dönüştürdüler.

Gene çok büyük bir yer değil, 6 kişilik 4-5 tane tahta masa ve başkalarıyla paylaşarak da olsa, oturabilecekleri bir masa için bekleyen, şık şıkıdım beyler ve hanımlar var. Bu kadar insanı, bu şartlarda, Armutlu’ya getirenin ne olduğunu tahmin etmişsinizdir: ET! Hem de çok lezzetli, çok özel şartlarda işlenmiş ve pişirilmiş etler. Sahipleri Dükkan’da sattıkları süt danalarını kendi çiftliklerinde yetiştiriyorlar. İçinde Paper Moon, Anjelique, Cahide, Lucca gibi restoranların ve Swiss Otel, Ritz, Hilton, Four Seasons gibi otellerin de yer aldığı çok şık bir referans listeleri var.

Dükkan’ın ortasında duran geniş kömür ızgarasının etrafındaki masalarda yer bulduğunuz anda oturuyorsunuz. Masada, herkesin ortak yediği, kocaman kaselerdeki yeşillikleri nar ekşisiyle tatlandırarak ilk andaki açlığınızı bastırabilirsiniz. Sonra benim en sevdiğim kısım geliyor, füme etler ve baharatlı küçük sosisler. Füme etler, jambona benziyor, ama o kadar lezzetliler ki, sonsuza kadar onlarla beslenebilirmişsiniz gibi geliyor. Sosisleri ise, oldukça değişik. Farklı tadı yaratanın ne olduğunu anlamak için baya ter döktük, ben anason olduğunu düşünmüştüm, ama işin sırrı rezenedeymiş. Hardalları da kendileri yapıyorlar, etlerin lezzetine çok yakışıyor. Sıra ana yemeğe geldiğinde, vejetaryenler için üzgünüm. Pirzola, T-bone Steak, New York Steak, Bonfile, Osso Bucco, Kontfile ve nefis hamburgerler gibi birbirinden carnivor seçenekler sizi bekliyor. Etlerini bu kadar özel yapan şey ise, çoğunlukla Dry Aged Beef olmaları. Yani bu etler, tam ağzımıza layık, yumuşacık kıvamda olmaları için, 28 gün boyunca, kemik üzerinde dinlendiriliyorlar. Hemen hemen hepsi, kalın kesilmiş ve zaten yumuşacık oldukları için ayrıca dövülmemişler. Eğer az pişmiş etten hoşlanmıyorsanız, bunu mutlaka söylemelisiniz. Gene de kan görmeye biraz dayanabilirseniz, etin en lezzetli olacağı şekilde pişirilip, önünüze geleceğinden emin olabilirsiniz. Etin yanına garnitür olarak, ızgarada pişmiş taze patatesler ve gene ızgarada, kabuklarıyla pişirilmiş ananas geliyor. Ne yalan söyleyeyim, ananasın etle beraber bu kadar güzel olabileceğini bana da söyleseler inanmazdım. En iyisi siz de gidip, kendiniz tadın.

Fiyatlara gelince, pek iyimser olmamak lazım. Tam anlamıyla el yakıyorlar. Etlerin fiyatları porsiyon başına 30-40 milyon civarında. Menüye yeni ekledikleri güzel bir şarap listeleri var. Şili, Arjantin, Fransız şarapları gibi yabancı şarapları kadehle alabiliyorsunuz. Fiyatları mazur gösterebilecek tek şey, porsiyonların gözünüzü de, karnınızı da rahatlıkla doyurabilecek kadar büyük olmaları ve etlere uyguladıkları muamelenin oldukça masraflı olması. Her gün sabah 11.00′den akşam 20.00′ye kadar açıklar, Pazar sabahları brunchları da varmış. Rezervasyon kabul etmiyorlar. Masa bulmak için biraz beklemeyi göze almalısınız. Ayrıca, websitelerinden sipariş de verebiliyorsunuz. Evde pişirmek için aldığınız etlerin yanında, pişirme tüyoları da baya işinize yarayabilir.

Afiyet Olsun!
Küçük Gurme

Adres: Fatih Sultan Mehmet Mah., Atatürk Cad. No:6, Küçükarmutlu – İstanbul
Telefon: 0 212 277 38 48
Web: www.dukkanistanbul.com

Il Porto Bistro

Çarşamba, 12 Aralık 2007


Değişik arkadaşlarla gezmenin en güzel yanlarından biri de, daha önce dikkatinizi çekmeyen yeni yerler keşfetmek. Geçen hafta, uzun zamandır görmediğim bir arkadaşım sayesinde, ara sıra ismini duyduğum, fakat ne yerini, ne de nasıl bir yer olduğunu bilmediğim bir restoranı keşfettim. Bebek, Abbas’ın hemen üst katındaki Il Porto! Arkadaşımın rezervasyon yaptırmak konusunda titiz davranmasına rağmen, ben saat 20.00 civarında gidip de, içeride inler ve cinlerin birdirbir oynadığını gördüğümde, baya şaşırdım. Bir Cumartesi akşamı, Bebek’in ortasında bir restoran bu kadar boşsa, bir bit yeniği vardır diye düşündüm önce. Fakat, Il Porto müdavimleri yemeklerini biraz daha geç saatlerde yemeyi tercih ediyorlarmış. İlerleyen saatlerde tek bir boş masa bile kalmadı.

Il Porto’nun en hoş taraflarından biri, gözlere bayram ettiren, şahane deniz manzarası. İçeri girer girmez, çarpılıyorsunuz. İnsan kendini bir geminin kaptan köşkünde gibi hissediyor. Hele hava kararıp da, karşı sahilin ışıkları yanınca, keyfinize keyif katılıyor. Özellikle yazın, terası açıldığında, çok daha keyifli bir yer olacağını düşündüm. En güzel dekoru arka plana alınca, iç mekanla pek de uğraşmamışlar sanırım. İçerisi, en iyimser yorumumla, vasat diye adlandırabileceğim özgünlükte. İlk oturduğum dakikalarda, bütün çalışanlar birlik olmuş, birbirinin aynısı olan ve hiç bir sanatsal değeri olmayan 2-3 tabloyu nereye asacaklarına karar vermeye çalışıyorlardı. Gülümseyerek izledim aslında, ama neredeyse, “Siz onları en iyisi tuvalete filan asın.” diyiverecektim. Hummalı çalışmaları bittiğinde, menümüzü de getirdiler.

Oldukça geniş bir menüsü var Il Porto’nun. İsminden de anlaşılabileceği gibi, İtalyan mutfağı ağır basıyor. Deniz mahsullerine de cömert bir yer ayırmışlar. Oldukça geniş olan antipasti bölümünde, kalamar-kabak kızartma (23 YTL), ahtapot carpaccio (27 YTL), Jumbo karides ve avokado (36 YTL) gibi seçenekler var. 11 çeşit makarnaları var, ıstakozlu ravioli (38 YTL) değişik bir alternatif gibi göründü. Ana yemeklerde de, Gorgonzola peynirli bonfile (32 YTL), Deniz Mahsulleri Tabağı (60 YTL) gözüme çarptı. Fiyatları 16-32 YTL arası değişen 10 çeşit pizzaları var. Duyduğuma göre, pizzaları, özellikle makarnalarıyla karşılaştırıldığında, çok daha başarılıymış. Ben çok aç değildim, o yüzden Safranlı karidesli bir risottoyla yetindim. Bol ve kaliteli malzeme kullanarak yaptıkları belliydi, üstelik kıvamını da çok güzel tutturmuşlardı. Aç olmamama rağmen, sildim süpürdüm tabağımı. Arkadaşım ise, Patlıcanlı Risotto eşliğinde Osso Buco yedi. O kadar güzel gözüküyordu ki, bir ara, kendimi tutamayıp, sürekli onun tabağından tırtıkladığımı fark ettim. Şarap menüleri de oldukça geniş, fakat kadeh şarap olarak yanlızca yerli marka tercih edebilmemiz kötü. Yediğimiz güzel yemeklerin yanında içtiğimiz şarap, ancak ağzımızın tadını bozdu. Tatlılara gelince, biraz gözümüz döndü, sıcak çikolatalı kek mi, elmalı tart mı derken, kız kıza romantik bir ortam yaratmaya aldırmadan, fondü ısmarladık. Tatlı delisi iki kişiye bile, sonlara doğru fazla geliyor. Ama sırf masadaki görüntüsü için bile denenmeye değer. Ayrıca sabah kuşları için kahvaltı seçenekleri (40 YTL) de unutulmamalı.

Yemekleri bir yana bırakırsak, servis elemanları da son derece güler yüzlü, kibar ve hızlılardı. Serviste de bir problem yaşamadık. Yemekler lezzetli, manzara güzel, servis de idare ederdi, ama gene de Il Porto, insana şık bir restorandan çok, bir cafe havası veriyor. Buna rağmen fiyatların yüksekliği, can acıtıcı düzeyde. Kırk yılda bir özel bir yemek için, tercih edeceğim bir yer olduğunu düşünemedim bir türlü. Dolayısıyla arkadaşlarla yenecek samimi bir yemek için biraz fazla para çıkıyor cüzdandan. Gene de durumunuz müsaitse, masadan memnun kalkacağınızı düşünüyorum.

Tel : 0212 287 95 34
Adres : Cevdetpaşa Cad. No: 58 D: 1 Bebek


Afiyetler olsun!
Küçük Gurme