Otto Sofyalı
Çarşamba, 04 Mart 2009
Uzun zamandır yazmadığım için kısaca özür diliyor (uzunca özür dilemeye yüzüm yok) ve hemen bütün bu zaman zarfında biriktirdiğim bütün mükemmel yerleri sıralayarak, sadık okurlarımın beni affetmesini diliyorum. Aslında ilk yazacağım yer, pek de mükemmel bir yer değil. Otto Sofyalı’ya yaklaşık 3 ay önce, henüz yeni bir mekan sayılabileceklerken gittim, umarım şimdi bizim yaşadığımız çeşitli aksaklıklarla ilgili bir şeyler yapmışlardır.
Aslında Otto’nun Bilgi Üniversitesi kampüsü içerisindeki yerlerine bayılıyorduk. Bizim okulda olsa kesin iflas edeceğiz. Ama çok sevgili bir arkadaşımın doğumgününü kutlamak için gittiğimiz Otto Sofyalı bizde aynı hissiyatı yaratmadı ne yazık ki. Öncelikle doğal olarak, Dolapdere’deki şubelerine göre çok daha küçük ve sıkışık döşendiği için, dekorasyonlarındaki bütün güzel ayrıntılar gözden kaçıyor. İkincisi, karanlıktan göz gözü görmüyor, ne yediğinizi seçemiyorsunuz. Ama en önemlisi, fiyat-kalite ilişkisindeki orantısızlık. Fakat haklarını da yemeyelim, müzik ve servis son derece başarılıydı.
İlk hayal kırıklığımızı, Anne Çorbası’nın olmamasıyla yaşadık. Anne Çorbası’nı bilenler bilir, hakikaten Otto’nun en önemli lezzetlerinden biriydi. Ben şahsen o soğuk havada, yoğurtlu naneli, mis gibi bir çorba hayaliyle kapıdan içeri girdiğimi söyleyebilirim. O olamyınca da, Tarhana Çorbası (5 TL) güzel gözükmedi gözüme. Fiyatlıca başlangıçları geçip (12-25 TL), pizzalara yöneldik her beraber.

Ben Jambon-mantarlı pizza yedim (18 TL). Büyük boy olmasına rağmen, resmen doymadım yahu, üstelik de normalde pizza yeme kapasitem 3 dilimi geçmez, anında tıkanırım. Masaya gelen diğer pizzalarla karşılaştırıldığında en güzel seçenek olmasına rağmen, boyutu nedeniyle puan kaybetti. Lezzetinden de pek etkilendiğimi söyleyemem ama, kıvam açısından pideyle – İtalyan tarzı pizza arası çıtırlık dozu hoşuma gitti.

Gelelim, doğumgünü sahibi Burcu’nun pizzasınaaa… Üstte de gördüğünüz 4 Peynirli olduğu iddia edilen bu güzide pizzamızdaki (22 TL) sorunlar saymakla bitmez. Öncelikle üşenmedim saydım, taş çatlasa üç çeşit peynir vardı içerisinde, o da Otto’nun güzel hatrı için biraz kıyak geçersem. Alıştığımız, sevdiğimiz Rokfor kardeşimiz, Gorgonzola abimize rastlayamadık. Üstelik de bu incelikte bir pizzaya, bu kadar peyniri boca ettiğimizde, 5 dakika sonra, pizzanın lastik kıvamına geleceğini de, bu deneyimizde görmüş ve öğrenmiş olduk. Sonuçta sevgili arkadaşım, çift kaşarlı soğumuş büfe tostu kıvamında bir şey yemek zorunda kaldı doğumgününde.

Pomodore Dolce (22 TL) adlı bu pizzamız ise, Superfresh pizzadan hallice bir kıvamdaydı. Daha fazla sövmeden, bari biraz da güzel şeylerden bahsedeyim diyorum, ama tatlıyla ilgili de söylenecek güzel bir şey bulamıyorum.

Çikolatalı Browni’miz kötü değildi tabiki. Ama olağanüstü bir özelliği de yoktu. Belki vıcık krema yerine bir top dondurma, biraz daha ıslak ve seksi bir kıvamda olsa, bütün yemeği kurtarabilirdi ama, herhangi bir kafede, herhangi bir zaman yiyebileceğiniz bir Browni’den farksızdı.
Sonuç: İyi servis, iyi müzik, iyi şarap ve mükemmel arkadaşlar sayesinde güzel bir akşam geçirdik, ama bir parça aç kaldık sevgili Otto.



























