‘İstinye Park’ olarak etiketlenmiş yazılar

Delicatessen

Çarşamba, 27 Ağustos 2008

Sayıklayıp duruyordum zaten “beni Delicatessen’e götürün diye”, geçenlerde filmini tekrar izledim (hani şu Jeunet-Caro ortak yapımı, mükemmel renkleri olan, süper absürd film) iyice rüyalarıma girmeye başladı. Belki duymuşsunuzdur, Bebek Mangerie’nin sahibi Elif Yalın’ın İstinye Park Mudo’nun içinde açtığı yeni mekanın ismi Delicatessen. Nasıl olacağını hayal edemiyordum açıkçası, Mudo’nun içinde bir restoranın. Gittim, yerinde teftiş ettim.

İçeri merakla girdik, pek aramaya lüzum olmadı. Şaşırtıcı derecede iyi bir havalandırma yapmışlar, ama gene de lezzetli bir koku bizi kendine doğru çekti, şıp diye bulduk. Mudo’da satılan mobilyaların bir parçası gibi gözüken, bir büyük beyaz masa, bir kaç da küçük ahşap masa karşıladı bizi. Bir de gördüğüm en açık mutfak ve çeşit çeşit mamaların olduğu bir vitrin, ha bir de bir de, bir masa dolusu tatlı…

İncelemeye vitrinden başladık.

Soldan sağa, ıspanak kökü (8 YTL), keçi peynirli fırında sebze salatası (20 YTL), Blue Cheese’li kuskus (8 YTL), Taze zencefilli patates püresi (8 YTL), kuşkonmaz (8 YTL), ahtapot yahni, morina balığı (32 YTL), fırında patates (8 YTL), cashew’lu brokoli (8 YTL), patlıcanlı pilav (8 YTL), dana kaburga (26 YTL), fırında bonfile (26 YTL), kuzu incik yahni (27 YTL), tavuk göğüs sarma (23 YTL) ve dana pirzola (27 YTL)… Davetleriniz için paket yaptırıp, eve götürebilirsiniz ya da hemencecik orada yiyebilirsiniz. İkisinin fiyatları farklı, ben porsiyon fiyatlarını yazdım.

Vitrinde görünenlerin haricinde, kahvaltı seçenekleri (16 YTL), salatalar (20 YTL) ve açık sandviçler (20 YTL) var. Belli ki hepsinin malzemeleri ince ince seçilmiş. Tezgahın sol tarafında ravioli (20 YTL) ve lazanyalar (20 YTL) duruyor. Raviolilerde seçenekler, Adaçayı ve Levrekli, Porcini mantarlı ve tavuklu, patlıcan ve peynirli, lazanyalarda da, bolognese soslu, pazılı ve ricotta peynirli. Ayrıca peynir ya da şarküteri tabağı da yaptırabiliyorsunuz.

Hepsi birbirinden güzel gözüken, bir sürü yemek olunca, hummalı bir karar aşamasına girdik. En sonunda ben adaçayı ve levrekli ravioli alayım dedim.

Ravioli, biraz tuzsuzdu ve ilk bakışta inanılmaz küçük gözüküyordu. Ben bununla hayatta doymam demiştim ama, tabağın sonuna geldiğimde şaşırtıcı bir şekilde yeterli geldi. Yani karnım doydu ama gözüm doymadı. Tabaklarının güzelliğini de övmeden geçemeyeceğim. Elif Hanım’ın anneannesinin porselenleriymiş, çok hoşuma gittiler.

Çağla devasa bir keçi peynirli fırında sebze salatası (20 YTL) yedi.

Bizim tabaklarımızın yanında onunki küçük bir gökdelen boyutlarındaydı, çok kıskandık. Sayabildiğimiz kadarıyla, patlıcan, kabak, biber ve patatesten oluşuyordu. Yemesi çok zor oldu ve fazlasıyla portakal kabuğu aroması vardı içinde. Portakalın iç bayıcılığını saymazsanız, fena bir yemek değil. Yanında aldığı zencefil ve lemongrass’lı patates püresi çok çok daha başarılıydı bence.

En isabetli seçimi ise Yasin yaptı. Mevsim sebzeleriyle doldurulmuş tavuk sarmayı, o aman aman beğenmese de, ben masanın en lezzetli yemeği seçtim kendisini. Çaktırmadan tabakları değiştirmeyi bile düşündüm. Bluecheeseli kuskusu da oldukça başarılıydı. O da azıcık tuzsuzdu ama. Tansiyon hastaları gönül rahatlığıyla gidebilir Delicatessen’e yani.

Yemeğin sonunda bir parça hayal kırıklığım vardı, belki tatlı moralimi düzeltir diye düşünüyordum. Son derece şeker ve muhabbetli garsonumuz beni tatlı masasına götürdü.

Şirinlerden fırlamış gibi duran (İslami versiyonu değil ama) elmalı tartlardan, vişneli bezelere, şarapta pişirilmiş armutlardan, böğürtlenli crumble’lara aklınıza gelebilecek en güzel tatlı mamüller bu masada. Gözüm döndü tabi, hangisinden alacağımı şaşırdım. Şeker garsonumuz, “Bakın beyaz çikolatalı brownie var” dedi ve “Bir defa deneyin, sırf onun için bir daha gelirsiniz ” diye de fısıldadı. Eh, ben de dayanamadım.

Hafifçe fırında ısıtılıp, yanında da vanilyalı dondurmayla gelince, garsonumuza hak vermemek imkansızdı. Sırf bu brownie (8.50 YTL) için bir daha Delicatessen’e gitmeye değer. Kendisini cennetten çıkma lezzetler kategorisine aldım.

Kemerburgaz ve Sarıyer’de de şubeleri açılmış, belki Mudo’nun içinde yemekten daha keyifli olabilir bu şubeler. Bir de değişik okazyonlar için, farklı hazır sepetler satıyorlar. Teknede başbaşa, Kilyos Sepeti, Mutfaksever, Kahvesever gibi paketleri var. Tuzlu ama eğlenceli bir fikir. E tekneniz varsa, tekne sepetine 250 YTL bayılırsınız artık.

Tel: (0212) 345 62 56

Adres: Mudo City, İstinye Park

Web: www.delicatessenistanbul.com

Kitchenette

Pazar, 10 Ağustos 2008

Kitchenette, Address İstanbul, Kanyon, İstinye Park, Taksim, Bebek derken, bütün İstanbul’luların bildiği ve sevdiği yerler listesine girdi. House Cafe’yle beraber, neredeyse Starbucks’la yarışacak kadar çok şube açtılar. Nereye gidersek gidelim, karşımıza çıkıyor, çoğunlukla da masadan memnun ayrılmamızı sağlıyorlar. Fakat ikisinin de kalitesi, şube sayılarını arttırdıkça düşüyor sanki.

Kitchenette, İstanbul’un en hoş mağaza ve restoranlarını yapan Autoban Mimarlık tarafından tasarlanmış dekorasyonu, akıllıca mekan seçimleri, lezzetli yemekleri ve görece uygun fiyatlarıyla popülerliğini haketmişti aslında. Grissinili şinitzelleri, creme brule’leri, çorbaları, macaronları ve pizzaları gönüllerde taht kurmuştu. Fakat ilk açıldıklarından beri çözemedikleri bir problemleri var ki, son günlerde iyice ayyuka çıkmış durumda. O da servislerinin yavaşlığı.

En başta, yeni açıldılar, toparlarlar diyorduk, şimdi ise bir yemeği 45 dakika beklememize neden olmaları, onlara bu hoşgörüyü göstermemizi zorlaştırıyor. Üstelik yalnızca yemek de değil, buzdolabında hazır bekleyen, turtayı bile getirmeleri için minimum 10 dakika geçiyor. Çalışanları son derece güleryüzlü ve sempatik oldukları için bu satırları yazdığıma üzülüyorum ama bu probleme acilen bir çözüm bulmaları gerektiği de aşikar. Özellikle de Taksim şubeleri için…

grisinili tavuk şinitzel

Yıllar sonra gelen edit: Servislerinin yavaşlığı bir nebze olsun çözüldü allahtan. Üstüne bir de menülerini de geliştirdiler. Artık ördek var Kitchenette’te. Tek problem 3. sınıf lokallerde bile kullanılmayan iğrenç şarap bardakları… Yine de Grisinili Tavuk Şinitzel’lerinin tadı hiçbir yerde yok…

Go Mongo!

Pazar, 21 Ekim 2007


Go Mongo, Suadiye ve Beylikdüzü’nden sonra üçüncü şubesini İstinye Park’ta açtı. Moğol yemeği hasretiyle yanıp tutuşan biz Avrupa yakası sakinleri için bulunmaz nimet. Cengiz Han’ın av partilerinden esinlenerek açılmış, Go Mongo, oldukça ilginç bir yer. Açık büfesinde, çiğ halde, et, tavuk, balık, karides, çeşitli sebzeler, soslar ve baharatlar duruyor. Üzerinde isminiz yazan, küçük kırmızı bayraklı, kaseler alıyor ve yemeğinizde bulunmasını istediğiniz herşeyi bu kaselere dolduruyorsunuz. Sonra bunlar, arkadaki açık mutfakta pişiyor ve ağzınıza layık bir hale geliyorlar. Eğer hangi malzemelerin ya da sosların birbirine yakışabileceği konusunda fikriniz yoksa, Go Mongo’nun uzman kadrosu, tavsiyeleriyle size yardımcı oluyorlar. Benim kombinasyonum, kuzu eti, istiridye sosu, baby corn, mantar, soya filizi, noodle ve kekikten oluşuyordu, sonuç oldukça başarılı oldu. Üstelik de, çıkan güzel sonuçta, sizin de parmağınızın olması, mükemmel bir aşçı olduğunuz hissini veriyor.

Menüde Moğol barbeküsü diye geçen bu seçenek, eğer bir kase yiyecekseniz 23 YTL. Fakat ne yazık ki bir kase yemekle masadan aç kalkmanız çok mümkün. Limitsiz yemek istiyorsanız, ödemeniz gereken miktar 36.00 YTL. Bu fiyat, kendi yaptığımız bir yemek için biraz (aslında baya) fazla olsa da, Go Mongo’nun malzemelerinin oldukça kaliteli olduğunu göz ardı etmemek gerek. İncecik kuzu etleri, kocaman jumbo karidesler pek lezzetli görünüyordu. Ayrıca yemeğinizi başlangıç ve tatlılarla da tamamlayabilirsiniz. Endonezya usulü dana ve tavuk satay, tatlı ekşi karışımından hoşlanıyorsanız denemeye değer. Tatlılardan da kızarmış dondurma, biraz kalın hamurlu olsa da oldukça lezzetliydi.

Yemekleri lezzetli, konsepti orijinal olsa da, İstinye Park’taki Go Mongo’nun en ciddi problemlerinden biri, masaların birbirine aşırı yakın olması. Garsonların, yan masalara servis yapabilmesi için, neredeyse yerinizden kalkmak zorunda kalabiliyorsunuz. Ayrıca, konuşulanların ve sigara dumanınızın diğer masalara gitmemesi için ciddi bir efor sarf etmeniz gerekiyor. Go Mongo’nun oldukça popüler ve kalabalık olduğu doğru, fakat bu sorun, keşke toplu konut mantığıyla masaları üstüste dizerek çözülmeseymiş. Suadiye’deki restoranda, rezervasyonunuz yoksa saatlerce beklemek zorunda kalabiliyorsunuz, ama en azından geniş bir alana yayılmış masaları sayesinde, oturduktan sonra keyifli bir yemek yeme şansınız var. Bu arada neredeyse 5 gün önceden rezervasyon yapmanızı gerektirecek kadar yoğun olduklarını da ekleyeyim. Suadiye şubesindeki bir diğer problem ise, ışıklandırmayla ilgili. Ne yazık ki, yetersiz aydınlatmadan dolayı, yediğiniz yemeği görmeniz imkansız hale geliyor.

Sonuç olarak, Go Mongo’nun değişik bir seçenek olduğu kesin. Ama eksilerini değerlendirmek size kalmış.

www.gomongo.com.tr

Suadiye Şubesi: 0216 410 32 23, Suadiye Plaj Yolu Sokak, Suadiye Park
İstinye Şubesi: 0212 345 58 88, İstinye Park, İstinye

Küçük Gurme