‘Nişantaşı’ olarak etiketlenmiş yazılar

Cookshop

Salı, 23 Mart 2010

ugly bird

Başka bir yıllanmış İstanbul tavsiyesiyle daha sizlerleyim. Eğer yokluğumda yemekleri bozmadıysa, servis elemanlarını şeytan ikizleriyle değiştirmediyse ya da fiyatlarına %200 zam yapmadıysa, Cookshop İstanbul’un en yemek yenesi yerlerinden bir tanesi olmaya oynuyordu Ağustos ayı civarlarında. Merak içindeyim akıbeti ne oldu, bilen varsa beni de aydınlatırsa sevinirim.

Ben Etiler şubesine gittiğimde, yukarıda fotoğrafını gördüğünüz, Ugly Bird (18 TL) tabir ettikleri, çirkin tavuğa aşık olmuştum resmen. Yanında bebek maması gibi duran köri sosu ve sütlü patatesleriyle uyum içinde gelmişti ne güzel. Ana yemeklerden bir başka favorim de Alternatif İskender’di (22 TL). Tırnak pide üzerine, özel soslu bonfile parçaları, köfte, patlıcan beğendi, yoğurt, közde domates, biber ile hazırladıkları bu yalancı iskender, sahicisinden bile güzel olabilir.

mücver

Çirkin tavuğa altlık olarak, Müco (11 TL) yiyebilirsiniz. Yoğurtlu sosuyla servis ettikleri bildiğiniz, sevdiğiniz mücver kendisi. Pazı dolmaları (14 TL) da fena değil, ama bence başlangıç menülerini biraz daha zenginleştirebilirler.

magnolia

Başlangıçlar öyle aman aman bir özellikte olmamasına rağmen, şu Magnolia (8TL) dedikleri tatlıyı tatmadan masadan kalkmamanızı rica ediyorum. Hatta dilerseniz, bütün yemekleri es geçin, bir kahveyle birlikte Magnolia deneyin. Aslında son derece basit bir şey, hatta neredeyse dandik diyeceğim. Ufalanmış kurabiye üzerine, krema ve çikolata sosu alt tarafı. Üstelik de normalde pek tutmayacağım şekilde, margarin tadı alıyorsunuz. Ama nedense bütün bunlara rağmen, dakikalar içerisinde, “bir kaşık tadına bakarım” diye başladığınız tatlının, yarısını götürebiliyorsunuz.

Cookshop’u Ataşehir Palladium, Nişantaşı City’s ya da Etiler Nispetiye Caddesi’nde bulabilirsiniz.

It’s a Joke!

Salı, 28 Ekim 2008

Bir kaç gün önce, hem bir süredir biriktirdiğim tarifleri, hem de haftasonu mükellef bir ziyefet çektiğimiz It’a Joke’u yazmak için bilgisayar başına oturmuştum ki, Blogger’ın kapatıldığı haberini aldım. Keyifle bir yazı yazma hevesim kaçtı, o sinirle, sansürle ilgili yazacaktım, o da çok ağır oluyordu. Ben de bir parça erteledim. Bugün nihayet Blogger açılmış, ama sansürün etkisi hala internetin özgür ortamına damgasını vurmaya devam ediyor. Kararları alan hakimlerimiz konuyla ilgili biraz bilgi sahibi olmadıkça, yasalarımız revizyondan geçmedikçe, internet kullanıcılarımız, özellikle telif hakları konusunda daha hassas olmadıkça (itiraf edeyim, ben de bazen bu konuyu es geçenlerdenim), ifade özgürlüğünün anlamı tam olarak kavranmadıkça, bu olaylar yaşanmaya devam edecek. Ne yazık ki! Şimdilik hayatımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Evet efendim, sepet efendim, bu haftasonu Nişantaşı City’s deki, It’s a Joke’taydık. Hakikaten şaka gibi bir mekan, It’s a Joke. İçeri girer girmez, çıfıtçı çarşısına girmiş gibi oluyorsunuz. Neler yok ki, lise üniformalı garsonlardan tutun (eskiden ilkokul önlüğüydü), gerçek boyutlarda at şeklinde abajura, Atatürk büstünden, plastik tabak şeklinde porselen tabaklara, mekandaki her şey birbirinden komik ve eğlenceli. Mutfak tabi ki yeni restoranların çoğunda olduğu gibi açık mutfak. Girişte, vitrinde duran çeşit çeşit pasta ve tatlı ise, aç midelere işkence gibi.

İzzet Çapa’nın ismi geçen her yerde olduğu gibi, içerisi tıklım tıkış… Müşterilerin bir kısmı da hayli sosyetik. Yani rezervasyonsuz gitmemenizi tavsiye ederim. Garsonlar da hayli enteresan, 55 yaşında bir ev hanımı, bir sosyolog, bir arkeolog ve bir matematik öğretmenleri var.

Menüye gelirsek, kenarı kırmızı çizgili, ilkokul defteri kılıklı, şirin menülerinde nefis yemekler var. Başlangıçlardan ortaya, hafif acılı çıtır karides (28 YTL) ve ravioli (22 YTL) geldi. İkisi de birbirinden lezzetliydi, yemeye kıyamadık resmen. Başlangıçlarda denemeyi düşündüğümüz bir diğer seçenek, breasolaya sarılı enginardı (25 YTL). Nedir diye sormayın, biz de nasıl birşey  olduğunu merak ettiğimizden alacaktık.

Başlangıç menüsü pek geniş olmasa da, salata menüleri çok yaratıcı ve zengindi. İskender Kebap salatadan (25 YTL), Enginar, avokado ve kerevizli truffle’a (24 YTL), Fattoush salata ve tavuk tandoori’den (23 YTL), benim kişisel favorim olan çıtır karides salatasına (26 YTL) denemek için çıldırdığım çeşit çeşit salata vardı. En son, çıtır karides’te karar kıldım. Fakat uyarayım, biraz fazla acı olabilir bu salata. Mümkünse az soslu söyleyin, hassassanız. Ben ciğerlerime kadar yandım çünkü.

Pizza yiyen olmadı, o yüzden pizza analizlerini bir dahaki sefere bırakıyorum ve hamburgerlerle devam ediyorum. 50 YTL’lik, siyah truffe mantarlı (ve sanırım elmas parçacıklı) hamburgeri cüzdanınız kaldırmıyorsa, daha mütevazi bir New York Burger’den (21 YTL) de memnun kalacaksınızdır diye düşünüyorum. Özellikle açma hamurundan yaptıkları ekmekleri pek lezzetli görünüyordu.

Makarnalara gelince, yazının başında fotoğrafı olan, odun ateşinde pişmiş hamurun içinde gelen, deniz ürünlü spagetti (28 YTL) hepimizin favorilerinden oldu. Fakat ben hamur krizine girmeyeyim derseniz, pappardelle telefone (18 YTL) de mozarella peyniri, kurutulmuş domates ve fesleğenleriyle sade bir seçenek olarak menüde yerini almış.

Risottolardan, is peynirli (çerkez peyniri) ve patlıcanlı risotto (28 YTL), tadına baktığım en güzel risottolardan biriydi. Hem tam kıvamında, hem de malzemeleri çok uyumluydu, hem doyurucu, hem de hafifti. Odun ateşinde pişmesi de lezzetine önemli katkılar yapmıştı sanırım.

Ana yemeklerde de, birbirlerinden ne farkları olduğunu ne yazık ki anlayamadığım bir sürü et dışında, kılıç balığı (38 YTL), şaşlık kebabı (28 YTL), 23 otlu tavuk tandoori (25 YTL), tas kebabı safranlı risotto (29 YTL) gibi seçenekler vardı. Bütün gece tek sinir olduğum şey de, menünün bu sayfasındaydı. “Et dediğin ya az pişmiş, ya orta pişmiş yenir, eti et gibi yiyecekseniz, öyle sipariş edin, benim canımı sıkmayın” yazıyordu. Bu et diktası benim canımı sıkan bir boyuta vardı son günlerde. Belki beni kan tutuyor arkadaşım, illa vejeteryan mı olacağım?

Çok şey yemişiz, gitgide uzuyor yazı, o yüzden tatlı kısmından tek bir ipucu verip, It’s a Joke dosyasına ara verelim. Hem de yemeğin sonu da sürprizli olsun azıcık. İpucunuz: Dağ Meyveli Beze (19 YTL) ve sakızlı martini (24 YTL)…

Ayrıca yeni uygulama, haftasonu 10.00-14.00 arası annenizin kahvaltısından veriyormuş, It’s a Joke. Facebook’un yalancısıyım.

Afiyet olsun…

Adres: Teşvikiye Cad. No:162 City’s Alışveriş Merkezi Kat:5 Nişantaşı

Tel: (212) 373 23 00

Lluvia Cafe

Pazartesi, 04 Ağustos 2008


Ne zamandır şöyle açık havada, keyifle kahvaltı yapabileceğim bir yer arıyordum. Hem yeşillikler içinde, doğayla içiçe, hem lezzetli, bir kahvaltıyı uzaklara gitmeden bulmak bu kadar zor olmasa gerek diye düşünürken, Lluvia’yı keşfettim. Maçka Parkı’nın Abdi İpekçi girişinde, Avea Genel Müdürlüğü’nün karşısındaki Lluvia cennet gibi bir yer, kahvaltı için oturup, öğle ve akşam yemeklerini de yiyip, sonra kalkmak istiyor insan.

Mekanın şefi, Tariq James, uzun yıllar Asya, Amerika ve Avrupa mutfaklarında çalışmış, Hint, Çin, Endonezya, Thailand yemekleri konusunda uzman bir isim. 2006 yılında Türk Aşçılar Birliği tarafından “en iyi füzyon şefi” ünvanıyla ödüllendirilmiş. Daha önce Q Jazz’da çalışan ve Whirlpool Mutfak Sanatları Akademisi’nde de dersler veren James, “baharat kullanımı konusunda gerçek bir sihirbaz” olarak anılıyor.

Serpme Kahvaltı Tabağı (10.50 YTL) oldukça sade, 2 çeşit peynir, tereyağ, reçel, zeytin, söğüş domates-salatalık var. Lluvia kahvaltı Tabağı (21 YTL) seçerseniz, peynirler çeşitleniyor, pastırmalar, jambonlar, kruasanlar havalarda uçuşmaya başlıyor. Kahvaltıya ek olarak, çeşit çeşit omletler, ızgara hellim peynirleri, bal-kaymak vs. alabiliyorsunuz. Haftasonları kahvaltı saat 17.00′e kadar sürdüğünden, akşamdan kalmaların erken kalkma stresi yaşamalarına gerek yok. Hafta içi ise, 12.00′ye kadar kahvaltı yapabilirsiniz.

Öğle ya da akşam yemeği için gidenler de güzel yemeklerle karşılaşabilirler Lluvia’da. Başlangıçlardan göze çarpanlar, soğuk servis edilen Buğdaylı Cacık Çorba (7.50 YTL), Peynir Soslu Cajun Baharatlı Tavuk (9.50 YTL), Mango Caprice (11.50 YTL) olabilir. Fiyatları 14.50-19.50 YTL arası değişen ızgara sandviçleri, Wrap&Eat Yourself konseptiyle sundukları wey’leri var. Makarnalarda çok ilginç bir şey göremedim, ama salatalar oldukça yaratıcı. Yeşil elmalısından, tropik meyvalısına, narenciye turşulusundan, havyarlı somon salatasına (12.50-19.50) her menüde rastlayamayacağınız salatalar çıkıyor karşınıza. Et yemeden doyamayan, karnivorlara, köfteler, tavuklar, etler var. Espresso Soslu Bonfile (25.50 YTL) ‘yle ilgili harika yorumlar duydum yan masalardan, garsonumuzun da en çok tavsiye ettiği yemeklerden biriydi bu, yanında cevizli patates püresiyle geliyor ve oldukça lezzetli görünüyordu.

Tatlılara (8.50 YTL) gelince, Tariq James, yine baharatlardan vazgeçememiş gibi görünüyordu. Karabiberli Kanyaklı Brownie merak uyandırıcıydı, ama biz kahvaltının üzerine kahveli ve sade İkiz Brule tercih ettik. Sunumu ve lezzeti gayet başarılıydı.

Sonuç olarak fiyatlar biraz tuzluydu, ama biz çok keyifli bir yemek yedik. Bir de akşam yemeğinde denemeyi planlıyorum, sonra daha ayrıntılı yorumlarla karşınızda olacağım.
Adres : Abdi İpekçi Caddesi Maçka Demokrasi Parkı No: 3 (Avea Genel Müdürlüğü karşısında)

Tel : 212 240 40 04
Fax : 212 240 40 73
Web : www.lluvia.com.tr