‘Taksim’ olarak etiketlenmiş yazılar

Akbabalı Meyhane

Perşembe, 27 Mayıs 2010

Bir kaç gün önce, prensip olarak rezervasyon sevmeyen bir grup İzmirliyle birlikte, Asmalımescit’te meyhane arayışına girdik. Çoktan kabul etmemiz gerekirdi ki, artık o eski, güzel rezervasyonsuz günler sona ermiş. Haftaiçi de olsa, saat henüz akşam yemeği için erken de olsa, açlıktan ölüyorum desen, ilaç için oturacak bir yer bulamıyorsun artık o civarlarda. Resmen saatlerimizi ayarlayıp, iki ayrı gruba bölündük yer bulabilmek için, operasyonumuz ise Tünel’de, hani şu parmaklıklı kapıdan girilen pasaj var ya, hah, işte oradaki Akbabalı Meyhane’de son buldu.

Geçen yaz, Büşra’nın doğumgünü kutlamalarının ilk ayağı için gitmiştik, memnun da kalmıştık. Bu sefer de baya memnun kaldık açıkçası. Haftasonları fiks fiyat 70 çekiyorlarmış. Biz 7 kişi 2 büyük Yeşil Efe, yaklaşık 10-12 çeşit soğuk meze, 2 sıcak meze, tatlısı, meyvası, kahvesi kişi başı 45 TL’ye kalktık.

Mezeler içinde buğdaylı süzme yoğurtla dolu, pazı sarma, dereotlu ahtapotlar, şahane beyaz peynir ve fava güzeldi. Deniz börülcesi biraz kılçıklıydı. Patlıcan salatası da benim ağız tadıma pek uymadı, azıcık malzemeden çalmışlar. Sıcaklardan ciğer ve karides güveç aldık. Ciğer sevmememe rağmen, böyle yaprak olunca dayanamıyorum. Karidesler de çimdik, büyük bir şey beklemeyin.

Canlı ve ilginç şekilde ısrarcı olmayan ud, sakin ortam, açık hava, uygun fiyatlar, eli yüzü düzgün mezeler, iyi servis… Baya memnun ayrıldık sonuçta.

Not: Fotoğraf makinamın şarj aleti kayıp, en yakın zamanda bulacağım. O zamana kadar sarı piksellerimden ben sorumluyum.

Adres: Tünel Geçidi, No: 11 Beyoğlu / İstanbul

Tel: 0212 251 43 38

Nihayet Mano Burger

Cumartesi, 15 Mayıs 2010

Mano Burger çoktan aldı başını gidiyor, takip ettiğim bütün yemek blogları yazdı, üstüne İstanbul’a gelir gelmez, yemeksever dostlarımın hepsi anlaşmışlar gibi, beraberce ve solo olarak Mano Burger sayıklamalarına başladılar. En nihayet dün gittik, denedik. Ben gitmeden önce ufak tefek atıştırmalıklarla burgerlere altlık yapma niyetimi biraz (!) abarttığımdan, yalnızca tadına bakmakla yetindim, ama bir fikir edinmeme yardımcı oldu.

Mano Burger Tünel Meydanı’nda, yeni açılan Karınca’nın tam karşısında, sokağa attıkları rengarenk masaları ve neon tabelalarıyla, küçük olmasına rağmen 100 mt.’den seçilebilecek bir dükkan. Tabi önündeki kalabalık da, fark edilmeden geçilmesini imkansız hale getiriyor. Şansımıza, biz vardığımız anda, bir masa kalktı da, fazla beklemeden oturduk. Servis elemanlarının kısıtlı sayısına rağmen, neredeyse ışık hızıyla siparişimiz alındı. Yine saniyede 300.000 km hızla, 200 gr.lık 2 köfte, bacon, cheddar peyniri, domates, marul, karamelize soğan ve zannedersem ketçap-mayonez karışımından oluşan Mano Sosuyla, Mano Burger’imiz ve çıtır patates kızartmalarımız (Menü: 13.90 TL) geldi. O kadar hızlılardı ki, Nestea Şeftali yerine, Nestea Limon söylediğimizi hatırlatmak için ağzımı açtığım anda, arkalarında bir toz bulutu bırakarak uzaklaşmışlardı bile. Güleryüzlü, genç ve tatlı olmaları da +rep.

Hamburgerlerine gelince, kendi yaptıkları, pastane ekmeği kıvamında ekmekleri göz kamaştırıcıydı, resmen parlıyorlardı ve baya da lezzetliydi. Köfteler de, özellikle fiyat-lezzet eğrisi üzerinde değerlendirirsek tatmin ediciydi, kömür ateşinde yapıyorlarmış. Azıcık aç olsam, beğendili, hellimli Ottoman Burger’e (9.75 TL) de bayılacağım yönünde bir his var içimde.

Kırmızı et taraftarı olmayanlar için, mezgitli Fish Burger (8 TL), tavuk göğüslü Chicken Burger (7.75 TL), vejetaryenler için de sebzeli-peynirli köfteleriyle Miss Burger (7.75 TL) seçenekleri var. Tatlı olarak, Emek Sineması’nın kapanmasının acısını bir nebze de olsun azaltabilecek olan Alaska Frigo benzeri, Mano Frigo’yu deneyebilirsiniz.

Bu arada Mano Burger, yeri ve fiyatları itibarıyla gönlümü kazansa da, çocukluk aşkım Levent Kral Burger ve komşu kızı Reşitpaşa Burger Bar’ın yerini kaptı mı emin değilim. Ben bir ara ikisini de ziyaret edeyim de yazayım bari, gönül koymasınlar sonra.

Adres: Galipdede Cad. No: 5, Beyoğlu/İstanbul
Telefon: 0212 292 75 40

Gölge’de Kahve

Perşembe, 29 Nisan 2010

Çağla ve Emrah günlerdir Gölge’de Kahve’yi öve öve bitiremiyorlardı. Özellikle de bir şeyler okumak için sessiz sakin köşe avında olduğum bugünlerde, çıkmaz bir sokakta olduğundan geleni geçeni az olan, Gölge’de Kahve keşfi son derece hayırlı oldu. Aslında geçen sene Rejans’a giderken önünden geçmiş, burası da neymiş diye merak etmiştim, ama sonradan unutmuşum. Gittiğimde jeton düştü. Kocaman mermer masalarına oturup, keyifli keyifli yedik, içtik.

Çağla’yla sabahtan öğlene kadar, Cihangirhane’de kahvaltı maratonunda olduğumuzdan karnımız çok aç değildi. Gene de Fırında Mücver (15 TL) fikrine karşı koyamadık. Biraz karabiberi fazlaydı, ama süzme yoğurtla dengelenemeyecek bir fazlalık değil…

Derya’nın tavuklu dürüm’ünde (16 TL) közlenmiş biber sosu, marul, domates ve kırmızı soğan vardı. Yanında da bol yağlı patates kızartmaları geldi.

Emrah’ın keşli cevizli eriştesi (13 TL) ise, tam bir köy lezzeti, burcu burcu Anadolu’ydu.

Gölge’de Kahve Yeşilaycı bir mekan, içki yok. Ama gece geç saate kadar açık.

Adres: Olivia Geçidi 21 Galatasaray / İstanbul (Barcelona’nın sokağından girip, sola kıvrılın)

Tel: 0212 2924053

Deep

Salı, 27 Nisan 2010

İtiraf etmem gerekli ki, sakin sessiz kitabımı okuyup, menengiç kahvesi içmek için Zencefil’in yolunu tutuyordum bir kaç gün önce. Tadilattaymış. O yüzden hemen yanındaki Deep’te oturdum. Tarçınlı, Melisalı, Böğürtlenli bir çay aldım ama çayla oyalanma sürem belli, bir süre sonra ne yesem acaba diye bakınmaya başladım. Deep, menüsünde etobur yemekleri bulundursa da, vejetaryen restoranı diye hatırlıyordum, benim de canım bahar nedeniyle, doğayla bütünleşmiş olduğumdan pek et çekmiyor bu aralar.

Susamlı patates köftesiyle (10 TL), Çiftlik Salatası (10 TL) aldım. Patates köftelerinde pek bir numara yok. Susama kapladıkları patates pürelerini, kızartmışlar işte. Ama bu yazıyı yalnız ve yalnız salatanın hatırına yazıyorum. Vejetaryen olmanın son derece zevkli bir deneyim olabileceğini düşündürdü bana. Zaten bu ara sürekli olarak, kendimi ikna etmeye çalışıyorum. Hangi noktada başarılı olup, tamamen et yemekten vazgeçeceğim bilmiyorum.

Salata, nohut, buğday, kurutulmuş domates, kuru kayısı ve nar ekşisinden yapılmıştı. Evde de yaparım ben bunu diye düşündüm, ama kimi kandırıyorum. Bir salata için bu kadar uğraşmak hiç benlik değil, nohutları beklet, haşla filan… Yok ilk fırsatta Deep’e gidip, bir daha yerim. Ekonomiye can veririm.

Bu arada, Deep’in ortamı da güzel. Mavili-beyazlı tekne atmosferi yaratmışlar. İçeriye girmedim pek, bahar güneşinin tadını çıkarmak için, ama güzel havalar için dışarıda oturmak pek hoş olabilir.

Adres: Kurabiye Sok. No: 2, Beyoğlu / İstanbul

Tel: 0212 252 45 97

Udonya Japon Restoranı

Salı, 27 Nisan 2010

Taksim Meydanı’nın arkasında, oteller bölgesi olarak bilinen Talimhane’de acayip bir ortam var. Bir takım Hint restoranları, Karoeke’ciler, Falafelciler, yanlarında halı-kilim-Turkish delight satan küçük dükkanlar, onları da geçince ihraç fazlası kıyafetler vs. Point Hotel’in içindeki Udonya’da sushi yemeyi hedefleyip, saatleri tutturamayınca, uzun uzadıya inceleme şansımız oldu hepsini. İstanbul içinde, Marmaris’te gibi hissedebileceğiniz bir sokağa dönüşmüş burası görmeyeli. Bu vesileyle sonda söylemem gereken şeyi, başta söyleyeyim. Udonya Pazar hariç her gün, 12.30-14.30 ve 18.30-22.30 saatleri arası açık. Bizim gibi aç karna gidip, sonra da inat edip, 3 saat beklemek istemiyorsanız, bir kenara yazın derim.

Peki Udonya’da ne yenir ne içilir? Bir kere Gyoza deneyin, ister vejetaryen (10 TL), ister tavuklu (11.5 TL), hatta haşlama olarak Ebi Gyoza, yani karidesli de var (10 TL).

Patlıcan seven canlarıma değsin diyerek, Yakinasu (6.5 TL), yani Japon soslu közde patlıcan da denedim, ama onu o kadar tavsiye edemiyorum. Yakinasu’yla değirmen dönmüyor, deyip de kendimden nefret etme pahasına etmiyorum işte. Üzerinde ciddi bir balık aroması vardı. Ama balık da değildi, bir garipti. Yedim de gerçi, ama olsun.

Sushi’lere gelince, hepsi güzeldir, hepsi hoştur ama, kızarmış karidesli bir ebiten maki’ler (10.5 TL) var ki, bu çıtır kıtır yavruları denemeden kalkarsanız pişman olursunuz bence.

Udonya’nın Müstakbel Şefi: Ayça Şen’le Röportaj burada.

Adres: Point Hotel, Topçu Cad. No:2 Taksim

Tel: 212 – 256 93 18

Cihangirhane

Cuma, 23 Nisan 2010

Dün çok güzel bir şey oldu. Resmen gökten kucağıma düştü. Bir arkadaşım beni arayıp, yeni çıkacak bir yemek dergisi için tadıma gitme fikrine ne diyeceğimi sordu. Allah dedim, ne diyeyim ben de. Gurmelik yapanlara içten içe hep kızsam da, sırf kıskançlık sonuçta. Hem sürekli güzel yemekler yiyip, hem de üstüne para kazanan insanları kıskanmayacağım da kimi kıskanacağım. Tabi Cihangirhane’ye yaklaştıkça, ya beğenmezsem de gene de iyi bir şeyler yazmak zorunda kalırsam diye de düşünüyordum. Sonuçta, “sade vatandaş” olarak gittiğim yerler hakkında, objektif, tam bağımsız haberciliği ilke edinmişim bugüne bugün. Objektifliğime halel gelir diye çok korktum, ama Allahtan, Cihangirhane’ye aşık oldum da böyle bir derdim olmayacak.

Cihangirhane, isminden de anlaşılabileceği gibi, Cihangir’de. Kahvenin oradan düz gidin gidin gidin, gittiniz mi? Yol ikiye ayrılıyor ya, hah tam orada sağ köşede. Tipine baksanız, içeride şahane Antakya mamaları olduğunu düşünmezsiniz. Beyazlar içinde küçük bir bahçe, köşede sarmaşık gülleri, genişçe masalar, ama onlar her yerde var. Asıl olayları mutfakta.

Leb-i Derya’nın kalabalığında nasılsa herkese yer bulmayı başaran insan olarak hatırladığım Deniz Deniz ve Asmalımescit’teki Badehane’nin sahibi Bade Uygun Cihangirhane’yi kendi çocukluklarından hatırladıkları, anne eli değmiş gibi lezzetli Antakya yemeklerini misafirlerine sunmak için açmışlar. Ama Doğu yemekleri deyince akla gelen kebap değil sundukları, aynı şekilde, herhangi bir mezecide bulabileceğiniz klasik yemeklerle de haşır neşir olmuyorlar pek, en azından kebapçı usulü halleriyle. Bunların hepsi kardeş diyerek, bu coğrafya üzerinde varolan kültürleri ve yemeklerini aynılaştırmanın değil, dost-arkadaş diyerek çeşitliliği kutlamanın peşindeler. Cihangirhane’nin en sevdiğim tarafı, yemek gibi çok yönlü bir alanın, hemen hemen her ayrıntısıyla ilgili kafa patlatmaları. Örneğin malzemelerini çoğunlukla yerinden, doğrudan üreticisinden almayı tercih ediyorlar. Komşuları olan bir Ermeni teyze evinde yaptığı likörleri mi satıyor, Antakya’da taşla ezilen kırma zeytinler mi var, Mardin’de Süryani şarabı mı var, bunları keşfetmeye çalışıyorlar. Özellikle kadınların sattığı ürünlere öncelik vermeleri de +rep.

Yemeklere gelmek için sabırsızlanıyorum. Başlangıç, ana yemekler ve tatlı kısımlarındaki bütün yemekleri denedik 3 saat boyunca, bir yandan da tatlı tatlı muhabbet ederken. Başlangıçlardan başlayayım, favorim hiç kuşkusuz muhammara’ydı (7 TL). Ceviz-ekmek içi-közlenmiş biber ve baharatların karışımı muhammara, normalde çok acı yapıldığı için, bir noktadan sonra beni ağlatan bir meze. Ama Cihangirhane’de acı dozajı harika, hassas dil partiküllerim sünmedi sayelerinde. İkinci favorim babagannuç (6 TL) ki patlıcan söz konusuysa gerisi teferruattır felsefesini benimsediğimden, yine Antakya’dan gelen zeytinyağı, köz biber ve az sarmısaklı, soğuk hali, her yerde ayrı şekilde hazırlanan babagannuçun en sevdiğim hali zaten. Sonracığıma Zahter, yani taze kekikli, taze soğanlı ve nar ekşili bir salata (6 TL) ve yine kekikli bir kırma zeytin piyazları (5 TL) vardı. Soğanla mesafeli bir ilişkimiz olduğundan, kekik ihtiyacımı daha çok kırma zeytin piyazıyla giderdim, garantisini verebilirim ki, hazır satılan, şarküterilerde bulunan ya da Ege Bölgeleri’nde yiyebileceğiniz kırma zeytinlerden oldukça farklı bir lezzetle karşılaşacaksınız.  Ilık başlangıçlardan da asma yaprağına sarılı, ızgara hellimler (8 TL) üzerlerinde çam fıstıklarıyla geliyor, bir diğer ılık başlangıç da falafel (7 TL) onu da tatlımsı sosuyla yiyorsunuz. Son olarak Boşnak mutfağının ünlü simalarından iste kurutulmuş et (8 TL) ve Antakya’da sunulduğu şekilde biber ve salatalık turşuları, salatalık ve bol zeytinyağıyla gelen humus (6 TL) da var. İste kurutulmuş etin daha lime lime, ince haline alışığım, ama humus güzel tutturulmuş tahin oranıyla, birazcık sulu kıvamıyla ağzınıza layık.

Gelelim ana yemekler üzerinden, fasulyenin faydalarına. Günlük yemekleri de var, mesela ben gittiğimde hamsili iç pilav çarptı gözüme. Ama biz menüden gittik. Yazının ilk fotoğrafı Keytaz köfteyle (13 TL) tanıştırayım sizi öncelikle. Yufkanın ortasına oturtulmuş, içine de bol maydanoz konmuş bu köfte yanında da kendilerinin yaptığı süzme yoğurtla geliyor. Masadaki herkesin en çok beğendiği yemeklerden biri olan Mahmudiye (17 TL), Osmanlı saray mutfağından alınmış meyvalı, ballı bir pilav. Bu özellikle ilginç oldu, çünkü tam yemek öncesi muhabbet ederken, bugün geleneksel Türk mutfağı diye tanıdığımız yemeklerin aslında, 19. yüzyıl öncesi Osmanlı yemeklerinden ne kadar farklı olduğundan bahsediyorduk. Gelenekselleştirilmiş Türk mutfağı’nın klasik malzemeleri olan patlıcan, domates gibi sebzelerin, ancak Amerika’nın keşfi sonrası mutfağa girmesi nedeniyle, daha önceki dönemlerin yemeklerinde ayva, kayısı, bal, şeker gibi malzemeler sıklıkla kullanılıyor. Mahmudiye de bunun canlı kanıtı olarak geldi masamıza. Ortalarda fotoğrafını görebileceğiniz, uzay kapsülü şekilli içli köfteler, oruk köfte (14 TL) olarak anılıyorlar. Benim çok tanıdık bulduğum bir tarçın aromasıyla, mis kokular saçarak geldiler. Vejetaryen versiyonları (11 TL) olmasını da çok hoş buldum.

Bir diğer tanıdık lezzet daha önce Küçük Gurme’de de tarifini yazdığım, Arapların bayram yemeği, keşkeğin, Antakya versiyonu olan Hrise. Diyarbakır’da yapılandan farklı olarak, kişniş kullanılmıyormuş, ama tavukla filan karıştırmayıp, halis muhlis kuzu etiyle yapmaları takdire şayan.

Ana yemeklerin kapanışını ise, daha çok bir Kürt yemeği olarak bilinen Kelecoş’a (10 TL) ayırdım. Kelecoş, neredeyse peynir kıvamında ve lezzetinde olan Antakya’nın meşhur tuzlu yoğurdu, tavuk, ıspanak, mercimek, nohut, kuru fasulye, buğday, keten tohumundan oluşan, bir nevi aşurenin ana yemek haline getirilmiş hali. Herkesin damak tadına uyar mı bu kadar karışım bilmiyorum, ama benim bir daha gitsem yiyeceğim yemek bu olur herhalde, çok beğendim. İlginç şekilde, bu kadar çok malzemeyi, uyumla birleştirmeyi başarmışlardı bence.

Bu noktada yemekten patladığımızı düşünüyor olmalısınız. Patladık esasen de, tatlı yemeden nasıl kalkalım masadan. Künefe dediler, vişneli muhallebi dediler, kabak tatlısı (hepsi 8 TL) dediler aklımızı çeldiler. Biliyorum Antakya mutfağı deyince, hepiniz künefeye meyledeceksiniz. Durun, baktığınız tatlıları tatlı diyerek geçmeyin, tanıyın. Bir kabak tatlıları var, ama ne kabak tatlısı. Benim çocukluk travmalarımdan bir tanesidir normalde bu, ilkokulda cani öğretmenim, “o kabak tatlısı bitmeden, masadan kalkılmayacak” diye diye soğuttuğu için. Ama Cihangirhane’de kabakları kireçte bekletip, şekerleme kıvamına getiriyorlar. Dışı sert, içi yumuşak, şeffaf lezzet küplerine dönüşüyor bunlar. Yanındaki tahin sosuna da banarsanız iyice yeme de yanında yat kıvamına geliyor.

Üstüne de artık sindiriminize yardımcı zahter çayı mı içersiniz, menengiç kahvesi mi, ona da siz karar verin.

Adres: Akarsu Cad. Coşkun Sok. No.23 Cihangir/İstanbul

Tel: 0212 251 16 26

Web: www.cihangirhane.com

Pizzeria Trio

Salı, 30 Mart 2010

Londra’da Story Deli‘de pizzaları hüpletip, şarapları gümletirken bir yandan da Taksim’de harika bir pizzacı vardı, ismini aklıma getirsem de yazsam diye düşünüyordum ki, bir anda vahiy geldi hatırladım. Egemen’le bir kaç ay önce gittiğimiz, Pizzeria Trio’ydu tabi ki. Sıraselviler Caddesi’ne girip, ilk sağa saptığınızda Pera Güzel Sanatlar’ın karşısında yeri. Kenarda köşede olduğuna bakmayın, gizli bir vaha burası.

Kırmızı beyaz pöti kareli örtüleri, ahşap sandalyeleri, özenli servisi, geniş şarap menüsü, kenarda buram buram güzel kokular saçan taş fırınlarıyla İtalya’yı ayağımıza getirmişler, haber vermesem ayıp olacaktı.

O kadar keyfim yerindeydi ki gittiğimde, ne fotoğraf çekmişim, ne bir şey. Şimdilik sitelerinden aldığım fotoğraflarla yazıyorum. Türkiye’ye döner dönmez tekrar gidip, yerinde incelemelerimi, belgeleriyle kamuoyuna sunacağım.

Fotoğrafları olmasa da, neler yediğimiz dün gibi aklımda. Başlangıçlardan, parmesan, domates ve rokalı Carpaccio di Manzo (11 TL)  aldık. Zeytinyağlarının istisnai bir lezzette olduğunu hatırlıyorum. Ana yemek olarak da, ben jambon ve mantarlı Trio Pizza (14.5 TL), Egemen ise 3 çeşit mantarlı Funghi Pizza (14.5 TL) aldı. İkisi de ne çok ince, ne çok kalın hamurluydu. Yani İtalyan zevkleriyle, Türk zevkleri arasındaki orta yolu tutturmuşlardı. Çıtır çıtır, dozunda sarmısaklı, güzel zeytinyağlı, şahane pizzalardı.

Pizzalar içerisinde Chorizo’lu, Parma Jambonlu olanları da var, domuz sevenler için. Ayrıca risotto ve diğer ana yemeklerine de meyledebilirsiniz, ama pizzaları kadar güzel midir bilemiyorum.

Küçük bir yer olduğu için, rezervasyon yaptırmakta fayda olabilir. Arabalı olanlar için, karşısında otoparkı da var.

Adres: Sıraselviler Cad. Billurcu Sok. No. 5 Taksim/İstanbul

Tel: 0212-252 44 44

Web: www.pizzeriatrio.com

Rejans

Cuma, 10 Temmuz 2009

borç çorbası

Bunca yıllık İstanbul’luyum, bir de utanmadan kendime Küçük Gurme diyorum, ama şimdiye kadar çok istememe rağmen yolum Rejans’a düşmemişti. Neden bilmiyorum, bana içeriye yalnız çok özel insanların alındığı, kapalı bir mekan, bir çeşit Rus Mafyası buluşma mekanı izlenimi bırakıyordu. Geçen ay, hem İstanbul’un yemek kültürü üzerine yaptığım bir araştırma, hem de gençlik günlerini yad etmek isteyen hatırlı bir misafirimiz vesile oldu da, hiç de korkulacak bir yer olmadığını keşfettim Rejans’ın.

Tek huzursuz edici tarafı, kapıdan içeri girdiğiniz anda 1950′lerde zamanın donduğu bir ortamla karşılaşıyorsunuz. Vitrayları, eski tahta masaları, Hatırla Sevgili’den parçalar çalan iki kişilik orkestrası ve hatta yemeklerin sunumuyla Ekrem Muhittin Yeğen – Bugünkü Türk Mutbağı kitabının içinde gibisiniz.

Türkiye’nin en iyi garsonu yarışmasında derece sahibi garsonumuzun tavsiyeleri eşliğinde yemeğimize Borç Çorbasıyla (7.5 TL) başlıyoruz. Bizim ailede muhtemelen Diyarbakır’ın sebze çeşitsizliği nedeniyle pancar yerine patates’le yapılan bu çorba içerisinde bildiğiniz gibi lahana, pancar, havuç gibi sebzeler var. Rejans’ta biraz tuzsuz ve yağlı buldum bu çorbayı, ama kalkıp da nasıl yapacaklarını öğretecek değilim, adamlar işin kitabını yazmışlar. Muhtemelen doğrusu onların yaptığı şeklidir.

Daha sonra ortaya soğuk ordövr çeşitlemeleri (14 TL) geliyor. İçinde Türkiye’deki komünizm korkusuyla Amerikan Salatası olarak adlandırılması uygun görülmüş, Rus Salatası (Olivye), Tarama ve Havuç Salatası var. Bu ordövrlerde mayonezden çok daha hafif, yoğurtlu bir sos kullanıyorlar.

sezener usülü sebzeli güveç

Ana yemeklere gelince, kararsızlığımızı gören havalı garsonumuz, yılların tecrübesiyle kimin ne yiyeceğini doğru olarak tahmin edebileceğini iddia ediyor. Bir tek ben portakallı ördeğimi riske atmak istemiyorum. Fakat tahminlerinin isabetli olduğunu söyleyebilirim. Kararsız kalırsanız bir deneyin.

Misafirimiz çok hafif ve etsiz bir yemek istiyordu mesela, yukarıda bir vejetaryen yemeği için fazlaca lezzetli olan Sezeran Usülü Sebze Güvecini (15 TL) görüyorsunuz.

aleksander biftek

Aramızda en kararsız olan babam için, Enginar Soslu Aleksander Bifteği (29 TL) geldi. Hafif ekşi güzel bir yemekti.

portakallı ördek

Son olarak, işini şansa bırakmayıp, bir Rejans klasiği olan Portakallı Ördeği (31 TL) denemek isteyen bendeniz Küçük Gurme’ye de yukarıda gördüğünüz tabak geliyor.

sirnike

Son olarak yemeğin baş tacı her zaman olduğu gibi tatlı. Hafif ve Havalı Pavlova (16 TL) da güzel, ama ben peynirli Rus Tatlısı Sirnike’yi (11 TL) şiddetle öneriyorum.

Adres: İstiklal Cad. Olivya Geçidi No: 17 Galatasaray

Tel: 212 – 243 38 82 (Mutlaka rezervasyon yaptırmanızı tavsiye ederim)

Web: http://www.rejansrestaurant.com/

Lokal

Pazartesi, 06 Temmuz 2009

img_0964

Küreselleşme neydi, ne oldu diye tartışırken hep Lokal aklıma geliyor. Daha bundan çok kısa zaman önce kültürel emperyalizm karşısında, yerel değerlere sahip çıkalım tartışması yapılırken, işin bu noktaya geleceğini pek tahmin etmiyordu sanırım kimse. Bence İstanbul’da bir restoranda Tayland’lı iki kadın şef, Lübnan, Meksika, Hint, Vietnam ve Thai mutfaklarını birleştiriyorsa, biz de senelerdir bayıla bayıla yiyorsak, hakikaten değişik bir zamanda yaşıyoruz demektir. Kim buna baskın bir kültürün diğerlerini domine etmesi olarak yaklaşabilir ki artık?

Bakınız yukarıda Falafel’ler (7.5 TL)ve Samosa’lar (9 TL) var. Biri Hint, biri Lübnan yemeği olarak biliniyor. Ama biz seviyorsak, istediğimiz gibi yorumluyorsak, giderek yaygın bir şekilde tüketiyorsak, pekala bizim kültürümüzün de bir parçası olabilir bu yemekler.

chicken tikka

Kırmızı tavuklar (17.5 TL) yabancı mı geliyor? Düşünelim ki geleneksel olarak adlandırdığımız Türk yemeklerinde yaygın olarak kullanılan, domates, yeşil biber, fasulye, patates ve kabak ancak 19. yüzyılda Amerika’dan getirildiğinde yaygınlaşmışlar Anadolu’da. Hünkar Beğendi’lerimizin, musakkalarımızın baş aktörü patlıcan ise, ancak Bağdat Halifeliği zamanında, Hindistan’dan getirildiğinde tanınmıştı. Kim bu yemeklere yabancı gözüyle bakıyor şu anda?

karidesli pad thai

Bunlar kısaca Lokal’in bana düşündürdükleri…

Tel: (0212) 245 57 44
Adres: İstiklal Caddesi Müeyyet Sokak 5, Asmalımescit

Topaz

Çarşamba, 04 Mart 2009

Topaz

Havalı mekanlardan çıkmıyormuşum gibi olacak, ama aylarca yazmayınca birikiyorlar işte… Sıradaki restoranımız, Gümüşsuyu’ndaki Topaz… En önemli özelliklerinden bir tanesi, harika manzarası… Tabi, tabaklarınızdan gözlerinizi ayırabilirseniz. Topaz’ın da fiyatlarının Mikla’dan aşağı kalır yanı yok. Fakat degüstasyon menüleri sayesinde, menüdeki pek çok yemeği aynı anda tadıp, biraz  daha uygun bir fiyat ödemeniz mümkün. Osmanlı Tadım Menüsü’nde (85 TL), minik köfteli tarhana çorbasıyla başlayıp, domates ve kabak çiçeği dolması, kıymalı puf böreği, vişneli yaprak dolması, ızgara kuzu sırtı ve afyon kaymaklı ekmek kadayıfıyla kallavi bir ziyafet çekmeniz mümkün. Ayrıca dilerseniz, 50 TL daha ödeyerek, her yemeğinize uygun olarak seçilmiş, farklı şaraplarla da yemeğinizi tamamlayabilirsiniz.

Biz turistik takılmamak için, uluslarası yemeklerden oluşan, diğer tadım menüsüne (95 TL) yöneldik.

enginarlı kuşkonmaz çorbası

Enginarlı Kuşkonmaz Çorbasıyla başladık. Tadımlık dediklerine bakmayın, hiçbir porsiyon çok küçük gelmiyor.

kivili-pancarlı

Ardından kırmızı pancar ve naneli kiviyle hazırlanmış dülger gravlax’ımız geldi. Dülger bildiğiniz dülger, ama soslar harikaydı. Kiviyle balık, ilk duyduğunuzda saçmalık gibi geliyor, ama ekşili tadıyla, balığı bırakıp kivilerle haşır neşir olmanızı sağlıyor.

ızgara ahtapot

Izgara ahtapotlar ise, mercimek fava üzerinde geldiler. Bu yemeğin asıl numarası ise, yoğun trüf aromasıydı.

kaz ciğeri

Tek beğenemediğim tabak kaz ciğeri tabağıydı. Açıkçası kaz ciğeri diyince, benim aklıma ezmesi gelmişti, bu haliyle kaz ciğeri, billurdan farksızmış. Mango chutney’si güzeldi, ama kaz ciğerlerini yemeyi kaldıramadım.

Dana Yanağı

Nihayet soğuk ve sıcak başlangıçlarımızı bitirdikten sonra, sıra ana yemeğe geldi, menümüzün ana yemeği, Izgara Dana Yanağı, Kalamata zeytin sos ve Mantarlı Lazanya’ydı. Hepsi de birbirinden güzeldi. Dana yanağı, dana etinden çok kuzu etine yakın, bol lifli, lime lime bir etmiş. Çok güzel pişmişti ve tam ağzıma layıktı.

creme brulee

Son olarak Kumkuatlı Creme Brulee’ye geldiğimizde, tek bir lokma daha yiyemeyeceğimi düşünüyordum, ama ah’laya oh’laya, onu da yedik. Kaz ciğeri hariç, hepsi çok güzeldi ama, dülger ve ahtapotun tadını unutamayacağım lezzetler arasına yazdım.

Topaz’ın ayrıca geniş bir şarap mahzeni ve usta bir de sommelier’si var. Fakat Monsieur Alain’le İngilizce ya da Fransızca bilmeyen müşterilerinin nasıl anlaştığını çözemedik.

Adres: Ömer Avni Mahallesi İnönü Cad. No. 50. Gümüşsuyu İstanbul

Tel: 0212 249 10 01

Web: www. topazistanbul.com