‘Taksim’ olarak etiketlenmiş yazılar

Topaz

Çarşamba, 04 Mart 2009

Topaz

Havalı mekanlardan çıkmıyormuşum gibi olacak, ama aylarca yazmayınca birikiyorlar işte… Sıradaki restoranımız, Gümüşsuyu’ndaki Topaz… En önemli özelliklerinden bir tanesi, harika manzarası… Tabi, tabaklarınızdan gözlerinizi ayırabilirseniz. Topaz’ın da fiyatlarının Mikla’dan aşağı kalır yanı yok. Fakat degüstasyon menüleri sayesinde, menüdeki pek çok yemeği aynı anda tadıp, biraz  daha uygun bir fiyat ödemeniz mümkün. Osmanlı Tadım Menüsü’nde (85 TL), minik köfteli tarhana çorbasıyla başlayıp, domates ve kabak çiçeği dolması, kıymalı puf böreği, vişneli yaprak dolması, ızgara kuzu sırtı ve afyon kaymaklı ekmek kadayıfıyla kallavi bir ziyafet çekmeniz mümkün. Ayrıca dilerseniz, 50 TL daha ödeyerek, her yemeğinize uygun olarak seçilmiş, farklı şaraplarla da yemeğinizi tamamlayabilirsiniz. 

Biz turistik takılmamak için, uluslarası yemeklerden oluşan, diğer tadım menüsüne (95 TL) yöneldik. 

enginarlı kuşkonmaz çorbası

Enginarlı Kuşkonmaz Çorbasıyla başladık. Tadımlık dediklerine bakmayın, hiçbir porsiyon çok küçük gelmiyor. 

kivili-pancarlı

Ardından kırmızı pancar ve naneli kiviyle hazırlanmış dülger gravlax’ımız geldi. Dülger bildiğiniz dülger, ama soslar harikaydı. Kiviyle balık, ilk duyduğunuzda saçmalık gibi geliyor, ama ekşili tadıyla, balığı bırakıp kivilerle haşır neşir olmanızı sağlıyor. 

ızgara ahtapot

Izgara ahtapotlar ise, mercimek fava üzerinde geldiler. Bu yemeğin asıl numarası ise, yoğun trüf aromasıydı. 

 

kaz ciğeri

Tek beğenemediğim tabak kaz ciğeri tabağıydı. Açıkçası kaz ciğeri diyince, benim aklıma ezmesi gelmişti, bu haliyle kaz ciğeri, billurdan farksızmış. Mango chutney’si güzeldi, ama kaz ciğerlerini yemeyi kaldıramadım. 

Dana Yanağı

Nihayet soğuk ve sıcak başlangıçlarımızı bitirdikten sonra, sıra ana yemeğe geldi, menümüzün ana yemeği, Izgara Dana Yanağı, Kalamata zeytin sos ve Mantarlı Lazanya’ydı. Hepsi de birbirinden güzeldi. Dana yanağı, dana etinden çok kuzu etine yakın, bol lifli, lime lime bir etmiş. Çok güzel pişmişti ve tam ağzıma layıktı. 

creme brulee

Son olarak Kumkuatlı Creme Brulee’ye geldiğimizde, tek bir lokma daha yiyemeyeceğimi düşünüyordum, ama ah’laya oh’laya, onu da yedik. Kaz ciğeri hariç, hepsi çok güzeldi ama, dülger ve ahtapotun tadını unutamayacağım lezzetler arasına yazdım. 

Topaz’ın ayrıca geniş bir şarap mahzeni ve usta bir de sommelier’si var. Fakat Monsieur Alain’le İngilizce ya da Fransızca bilmeyen müşterilerinin nasıl anlaştığını çözemedik. 

Adres: Ömer Avni Mahallesi İnönü Cad. No. 50. Gümüşsuyu İstanbul

Tel: 0212 249 10 01

Web: www. topazistanbul.com

İst Cafe

Salı, 19 Ağustos 2008

İstiklal Caddesi’ndeki İst Cafe gelen geçeni izleyip, dedikodu yapmak için elverişli konumu, düzgün çalışanları ve hiç de fena olmayan yemekleriyle her zaman favorilerimizden. Fransız konsolosluğunu geçtiğiniz zaman, aynı sırada. Aslı ve İdil’le dedikodu seansı için ne zamandır gidelim diyorduk, dün nihayet başardık buluşmayı. Cam kenarı masamızı kaptık, görüşmeyeli neler oldu, tek tek mütalaa ettik. Bu sırada ben fiyatları not etmeyi filan unuttum, pek ayrıntılı bir inceleme olmayacak o yüzden bu, ama gene de ne yedik, ne içtik kısaca not edeyim, ayrıntıları sonra eklerim diye düşündüm.

Öncelikle içeri girdiğim anda, İst Cafe’de alışık olmadığım mis gibi bir kokuyla karşılaştım. Snıf snıf bütün muhabbet sırasında “Ya bu kokan ne acaba? Sufle mi desem, çikolatalı fondü mü? Yoksa kek mi pişiriyorlar içeride?” derken en sonunda dayanamayıp garsonumuza sordum. Waffle cevabını alınca hemen bir adet beyaz çikolatalı waffle söyledi kendime. O kadar harika kokuyordu ki, ancak 1-2 çatal aldıktan sonra fotoğrafını çekmek aklıma geldi.

Aldığım ısırıkları kamufle etmeye çalıştım, şöyle bir görüntü ortaya çıktı. Karmakarışık bin tane sosu yoktu, tam benim sevdiğim gibiydi yani, beyaz çikolata ve taze meyveler… Yanında da çilekli frozen söyledim. Çok yoğun kıvamlı ama belli ki onu da taze meyvelerle yapmışlardı, çok güzeldi.

Üzerindeki meyvelerle pek şıktı. Kızlarsa tavuklu noodle (10.50 YTL) yediler. İst Cafe’nin noodle’ları pek güzel, içinde envai çeşit sebze var. Ama azıcık yağlı yapıyorlar, kalori hesabı yapıyorsanız dikkat edin derim.

Ayrıca İst Cafe’de en çok yediğim şeylerden biri Yulaflı schnitzel… Schnitzel de güzel, ama asıl neden yanında getirdikleri ıspanaklı erişte. Sırf o erişteden tabaklar dolusu yiyebilirim herhalde. Kahvaltı için de uğranabilir.

Hala keşfetmediyseniz, bir uğrayın… Paket servisleri de var.

Adres: İstiklal Cad. No:10/12 Beyoğlu - İstanbul

Tel: 0212 251 79 44/45

Web: http://www.istcafe.com

White Mill

Perşembe, 14 Ağustos 2008

Cihangir cafelerinden söz açılmışken, semtin yeni incisinden bahsetmemek olmaz. Smyrna’nın garsonlarını peşinden sürükleyince, organik yemeklere göz kırpınca, güzel bir bahçe açınca, e Leyla da kapanınca White Mill, Cihangir’in yeni müdavim barı olma ünvanını ele geçirmiş gibi gözüküyor. Üstelik Mehmet Günsur’dan, Nejat İşler’e oldukça yakışıklı bir müdavim kitlesinden bahsediyorum burada, kızlar lafım size… Mahallenin paparazzisi olarak bildireyim, biz oradayken, Mehmet Aslantuğ ve Bıçak Sırtı’nın Serra’sı Canan Ergüder de yan masalarda konaklıyorlardı.

Susam Sokak’ta, Susam Cafe’yi geçince solda, gösterişsiz bir girişten geçiyorsunuz White Mill’e ulaşmak için, ama içerisi apayrı bir dünya. Son zamanlarda gittiğim yerlerden içinde en çok beğendiğim White Mill’in atmosferiydi. Galata Yapı Mimarlık yapmış. Yüksek tavanlar, tavandan sarkan çıplak ampüller, geniş bir bar, barın arkasındaki kutu kutu ahşap raflarda çeşit çeşit şaraplarla hem minimalist ve endüstriyel, hem de renkli ve sıcak bir ambiyans yaratmışlar. Bir parça Otto, bir parça House Cafe havası var. İster alt katta kanapelere kuruluyorsunuz, isterseniz üst katta masalara tünüyorsunuz. Tabi yer bulabilirseniz… Bahçeye rezervasyon yapmıyorlar ama, içerisi için rezervasyon öneririm.

Yaz aylarının favorisi, tabi ki bahçe kısmı… Cihangir’de pek az yerde olduğundan, tıklım tıkış, her daim dolu, ama ne olursa olsun, bahçe işte… Yeşilliğe aç bünyelere iyi gelir (Maazallah Nur Çintay’laşıyor muyum ne). Giriş katında bir de organik ürünlerin satıldığı City Farm marketi var. Biz gittiğimizde bahçede yer yoktu, hemen orada sıra bekleyen 2 masanın arkasına ismimizi yazdırdık, içeride bir masaya oturduk, makul bir vakitte bahçeye geçeriz belki diye düşünerek. Geçtik geçmesine ama, ben yemeğimin yarısındaydım, arkadaşımsa bitirmişti bile. Bu süre içinde şıpır şıpır akıtan havalandırma borusunun altında oturmak zorunda kalmamız da ayrı bir hoşluk oldu geceye… Endüstriyel borulara iltifatımı ettim ama damlayan sular, White Mill’in eksi puan hanesine yazıldı.

Menüye gelince, aslında çok şatafatlı değil… Hatta ilk bakışta fazla basit, insan ne yiyeceğine karar vermekte zorlanıyor. Ama kulağa en sade gelen yemekler bile, sunumu hoş ve çok lezzetli şekilde önünüze geliyorlar. Menünün dörtte biri tamamen organik malzemelerle hazırlanmış, ama organiklik bir yere kadar, dörtte üçü, bildiğimiz hormonlar filan işte… Kahvaltı, Cihangir cafeleri için en önemli ayrıntılardan biri, 19 YTL’ye bol peynirli bir Geleneksel Kahvaltı Tabağı alabilirsiniz, omletler, yumurtalar 7-8 YTL civarı. Sağlık çılgınlığı kahvaltı bölümünü de kaplamış, bembeyaz omlet (8.5 YTL) var mesela, yumurtanın yalnız beyazından yapıyorlarmış. Herhalde kolestrol içindir diye düşündüm. Benim için de yumurtanın sırf sarısından yapsalar, çok memnun olurdum, beyazını hiç sevmem de…

Salatalar (16-20 YTL) görünüşte bir orijinallik içermiyor. Ama bizim aldığımız roka salatasının (16 YTL) içindeki bütün malzemeler taptazeydi, masaya gelmesiyle tükenmesi bir oldu. Normalde salatanın içinde elimizi sürmeyeceğimiz havuçlar bile anında silip süpürüldü. Başlangıçlardan tek orijinallik MILL Pazı Dilimleri’nde (10 YTL), onlar da tablo gibi, insan yemeye kıyamaz… Pazı yapraklarını, patates püresi içindeki köz biberlere sarıyorlarmış, sushi görünümlü bu başlangıçları için.

Ana yemeklere gelince, 17-20 YTL arasında makarnalar var. Izgara bonfile (27 YTL), 3 değişik sos alternatifiyle sunuluyor. Etlerini Dükkan’dan aldıkları belli, pek lezzetli, tombul tombul geldi bonfilemiz. Son trend gurmelerin hepsi eti azıcık çiğ yemek gerektiğini söylüyorlar biliyorum, ama ben gene de bir parça daha ince ve daha az kanlı bir bonfileyi tercih ederdim. Ben ise, şefimizin tavsiyesiyle, buharda levrek (26 YTL) yedim. Açıkçası hiç mi hiç ümitli de değildim buharda levreğin güzel olabileceği konusunda. Fakat çok memnun kaldım, üstelik günlerdir ne bulursam yediğimden, bu geceyi hafif bir yemekle geçirmenin verdiği iç huzuru da bir başka. Biberiyeler tabaktaydı, ama lezzetinde başka baharatların da katkısı vardı sanırım, tam çözemedim ne olduklarını.

Tatlıya gelince, Balkabaklı Dondurma ve Şeftalili Tart (10 YTL) denenmeli, sanırım yemeğin en güzel kısmı, tatlı faslıydı. Bir de zaten çoktan meşhur olmuş Satsuma Bodrum Kokteyli’nin tadına bakılmalı… İlk yudumda azıcık acı ve ekşi, ama içtikçe daha şekerli gibi gelmeye başlıyor, buram buram mandalina kokusu her tarafı kaplıyor. Sanırım bir de Lucca’da yapıyorlarmış bu kokteyli.

Servis oldukça hızlıydı, müdavimlerine daha fazla güleryüz gösteriyorlardı ama, kıskandım… Bize de gayet profesyonelce servis yaptılar gene de, haklarını yemeyelim. Kusurları ise, bahçeye rezervasyon almamak, biraz pahalı olmak, bahçeden tuvalete gidişin fuzuli zorluğu, yetersiz aydınlatma ve akıtan havalandırma boruları olarak sayılabilir. Gene de başarılı bir keşif olarak bir kenara yazdım.

White Mill’e farklı bir bakış yesek.com‘da…

Adres: Susam Sokak No:13 Cihangir Beyoğlu 34433 İstanbul

Tel: (0212) 292 28 95 - 96

Web: www.whitemillcafe.com/

Cafe 17

Perşembe, 14 Ağustos 2008

Gün geçmiyor ki Cihangir’de yeni bir cafenin, organik fast-food’cunun, çimen kökü suyu büfesinin açıldığı haberini almayalım. Hepsi de önce dolup taşıyor. Ama modası geçince tahtını bir sonraki trendin öncüsüne bırakıyor.  Cafe 17 ise, Cihangir’in ruhunu çok güzel yansıtıyor, o yüzden kolay kolay modasının geçeceğini zannetmem.

Bir kere menü neredeyse tamamen, kahvaltı ve atıştırmalıktan oluşuyor. Yani gece geç saatlere kadar, içkinin yanında tapaslardan atıştırıp, sonra sabah kalkamayıp, öğlene doğru çeşit çeşit kahvaltıdan hangisinin ruhunuza uyduğuna karar vermek tam bir Cihangir sefası değildir de nedir? Kahvaltılarda Leyla çizgisi terkedilmemiş üstelik… Leyla’nın İstanbul, Oslo, Paris kahvaltıları gibi, konseptli kahvaltıları (8-15 YTL) var Cafe 17′nin de. Örneğin, simit, peynir, zeytin, Orhan Veli’ye yakıştırılmış… Kepekli poğaça, elma gibi diyet kahvaltılıklar ise Audrey Hepburn’e… Ben olsam Breakfast at Tiffany’s deki gibi kruvasan ve plastik bardakta kahve koyardım bu kahvaltıya, diyet kahvaltıya isim verecek manken mi kalmadı… Bunun dışında, bal-kaymaklı Türkan Şoray, mesir macunu kıvamında bir Marliyn Monroe, baconlı Beatles, croissant’lı Brigitte Bardot, İspanyol salamlarıyla Lorca kahvaltıları da var.

Ben bu konseptli kahvaltılarda hep büyük kararsızlık yaşıyorum. Türkan Şoray’ın kirpiğini beğensem, aklım Marliyn Monroe’nun gamzesinde kalıyor. Benim gibi kararsızlar için kahvaltıya ek olarak 1-2 YTL’ye çeşit çeşit peynir, 8 YTL’ye füme somon, alabalık, palamut, gene 7-8 YTL’ye istediğiniz gibi yumurta çeşitleri ya da krep ilave edebiliyorsunuz. Kahvaltının saat 14.00′e kadar sürmesi de erken uyanmak istemeyip, kahvaltı keyfini de kaçırmak istemeyenler için çok avantajlı.

Akşam saatlerinde gittiyseniz, size uygun seçenek geniş tapas menüsü sanırım. Fiyatların çoğunluğu 4-5 YTL civarında, daha lüks seçenekler ise 12 YTL üzerine çıkmıyor. Şampanya soslu, kalamar, karides, vongole, ahtapottan oluşan Tapas Marinos 12 YTL mesela. Mushroom tapas (5 YTL) ya da  İspanyol usulü sahan, Kuskonmaz, İspanyol sucuğu, domates ve yumurtadan oluşan Andalusian Baked eggs (10 YTL) gibi değişik seçenekler de var. 5 YTL’lik çorba menüsü de, Ağustos sıcağında bile çorba içmeye özendiriyor insanı… Bütün favori çorbalarım var, mısır, brokoli çorbaları ve gazpachio… Tabi bu kadar İspanyol bir menüde Paella (24 YTL) olmaması da düşünülemez, belki bir dahaki sefere denerim onu da…

Yemeğin finalinde, tatlı menüsünden creme brule (8 YTL) ve frambuaz ve çikolata soslu kızarmış muzlardan (12 YTL) denemekte fayda var.

Cafe 17′nin yemeklerini anlatmakla bitiremeyeceğim gibi duruyor, ama biraz da ortamından bahsetmek lazım. Tam bir ev gibi döşenmiş burası, manasız bir şömine haricinde, şık bir terası, mumlar, şamdanlarla desteklenmiş hafif bir şato havası da var.  İçerilere doğru ilerledikçe, daha romantik köşe bucakları farkedebiliyorsunuz. Daha çok romantik çiftler kapmış haliyle bu köşeleri.

Son olarak, kokteylleri iddialıymış diye duydum, bunu da belirteyim…

Adres: Sıraselviler Caddesi Hocazade Sokak No.17/A Taksim

Tel: (0212) 293 99 46

Web: www.kafe17.com

Kitchenette

Pazar, 10 Ağustos 2008

Kitchenette, Address İstanbul, Kanyon, İstinye Park, Taksim, Bebek derken, bütün İstanbul’luların bildiği ve sevdiği yerler listesine girdi. House Cafe’yle beraber, neredeyse Starbucks’la yarışacak kadar çok şube açtılar. Nereye gidersek gidelim, karşımıza çıkıyor, çoğunlukla da masadan memnun ayrılmamızı sağlıyorlar. Fakat ikisinin de kalitesi, şube sayılarını arttırdıkça düşüyor sanki.

Kitchenette, İstanbul’un en hoş mağaza ve restoranlarını yapan Autoban Mimarlık tarafından tasarlanmış dekorasyonu, akıllıca mekan seçimleri, lezzetli yemekleri ve görece uygun fiyatlarıyla popülerliğini haketmişti aslında. Grissinili şinitzelleri, creme brule’leri, çorbaları, macaronları ve pizzaları gönüllerde taht kurmuştu. Fakat ilk açıldıklarından beri çözemedikleri bir problemleri var ki, son günlerde iyice ayyuka çıkmış durumda. O da servislerinin yavaşlığı.

En başta, yeni açıldılar, toparlarlar diyorduk, şimdi ise bir yemeği 45 dakika beklememize neden olmaları, onlara bu hoşgörüyü göstermemizi zorlaştırıyor. Üstelik yalnızca yemek de değil, buzdolabında hazır bekleyen, turtayı bile getirmeleri için minimum 10 dakika geçiyor. Çalışanları son derece güleryüzlü ve sempatik oldukları için bu satırları yazdığıma üzülüyorum ama bu probleme acilen bir çözüm bulmaları gerektiği de aşikar. Özellikle de Taksim şubeleri için…

grisinili tavuk şinitzel

Yıllar sonra gelen edit: Servislerinin yavaşlığı bir nebze olsun çözüldü allahtan. Üstüne bir de menülerini de geliştirdiler. Artık ördek var Kitchenette’te. Tek problem 3. sınıf lokallerde bile kullanılmayan iğrenç şarap bardakları… Yine de Grisinili Tavuk Şinitzel’lerinin tadı hiçbir yerde yok…

Park Cafe

Cuma, 01 Ağustos 2008


Staj günlerimin favorisi, Gümüşsuyu’nda, Pizzeria Pidos ve Great Hong Kong restoranın yanındaki Park Cafe’ydi. Bir önceki yazımda Pidos’a, sokağa birkaç masa atıp, servise özen göstermelerini önermiştim ya, Park Cafe yemekleriyle değil, ama bu iki özelliğiyle dikkatimi çekmeyi başardı.

Yazın sıcağında, iki adım ötedeki Gümüşsuyu cayır cayır yanarken, Park Cafe’nin gölgeli, serin çardağından kalkmak istemiyor insan. Zaten öğle tatilinde yer bulabilmek için koşmam gerekiyordu. Eğer 12.30′dan 5 dakika sonraya kalırsam, kös kös içeride oturmak zorunda kalıyordum.

Menülerinde bir fevkaladelik yok. Soya soslu tavuklar (soya sosunun içinde yüzen tavuklar demek daha doğru belki), zeytinyağlılar (ki ne yazık ki onlar da çok başarılı değil), salatalar vs… Fakat fiyatlar uygun. En çok beğendiklerim Park Çökertme ve limonataydı. Limonata artık her cafenin menüsünde, ama ya meyve salatası gibi geliyor, ya ekşilikten dilini değdiremiyor insan. Park Cafe’nin limonatası tam eski usul pastane limonatası, serin serin harika oluyor.

Park Cafe’nin en çok örnek alınması gereken tarafı ise, başarılı servisi. En yoğun saatlerde bile, son derece ilgili, hızlı, en önemlisi güleryüzlü… Sırf bunun için bile yemeklerin dandikliği göz ardı edilip, öğle yemeklerinizin favorisi haline gelebilir.

Adres: Dünya Sağlık Sok. No: 27 Ayazpaşa / İstanbul
Tel : 0212 252 56 41

Pizzeria Pidos

Cuma, 01 Ağustos 2008


Herşey siz sevgili okuyucularım için… Geçtiğimiz ayı Taksim’de staj yaparak geçirirken, gene Küçük Gurme’liğimden vazgeçemedim. Her öğlen dışarıda yemenin maliyeti biraz tuzlu olsa da, sizin için yeni yeni yerler keşfettim, sıra sıra dizeceğim inşallah bloguma hepsini. Bunların ilki Gümüşsuyu’nda hep görüp de ismiyle dalga geçtiğim bir yerdi. Arkadaşlarım akşam yemeğini Pizzeria Pidos’ta yemeyi teklif ettiklerinde ilk söylediğim “Ha, şu kimlik bunalımı yaşayan yer mi?” oldu. Pideci mi, pizzacı mı olduğuna karar verememişler gibi bir ismi var bence.

Gümüşsuyu’nda, Great Hong Kong restoranın şatafatlı takının altından geçip, merdivenlerden Filiz Akın edasıyla süzülerek Pidos’a ulaştık. Belki haftaiçi erken saatlerde gitmemizdendir, içeride bir tek biz vardık. Üstelik mekanı azıcık da karanlık ve klostrofobik buldum. Bütün yazı, şen kuzular misali, çayırlarda çimenlerde geçirmek istediğimden, yemeği hızlı hızlı bitirip gitme ihtiyacı uyandırdı bende, ne yalan söyleyeyim. Klasik bir numara olsa da, bütün duvarları, benim gibi nostaljiklerin hoşuna gidebilecek fotoğraflarla doluydu. Yemek boyunca Audrey Hepburn’ün Breakfast at Tiffany’s filminde çekilmiş fotoğraflarına dalıp gittim.

Menüleri öğle ve akşam olmak üzere iki bölüm, oldukça geniş olduğu da söylenebilir. Öğlen menüsünde bol bol salata (10.50-15.50 YTL) ve çeşitli tavuk alternatifleriniz var. Fakat asıl numaraları odun ateşinde pişen pizzaları… Prosciutto ve coto jambonlu pizzaları bana, ben onlara baktım, ama hala bikini sezonunda olduğumuzdan, arkadaşımın ısmarladığı bonfile, roka ve mozarellalı Pizza Filetto’nun (15.50 YTL) tadına bakmakla yetinmek zorunda kaldım. İncecik, çıtır çıtır, hakikaten lezzetliydi. Günün yemeğini sormanızı tavsiye ederim. Ben patates şeritlerine sarılmış, levrek fileto yedim mesela, hem sunumu, hem lezzeti çok hoştu, hem de formuna özen gösterenlerin hiç vicdan azabı duymadan yiyebileceği kadar hafifti. Menüde bunların haricinde, risottolar ve makarnalar da vardı tabiki. Limon kabuğu ve rokalı ya da enginar ve dereotlu hafif risotto alternatifleri (14 YTL) yaza oldukça uygun gözüküyordu. Tabi “Yemişim kaloriyi” diyorsanız, sizi mantarlı, kremalı makarnalara doğru da alabiliriz. Bizim denediklerimiz içinde patlıcanlı, kekikli Penne lisce Siciliana, idare ederdi. Fakat benim için yemeğin doruk noktası milföy içinde çilekler ve vanilyalı harika kremasıyla, Napoleone’ydi (8 YTL). Pizza delisi değilim, ama Napoleone yemek için tekrar tekrar gidebilirim Pizzeria Pidos’a.

Sonuç olarak, yemekler özellikle de fiyatlarla karşılaştırılınca, hiç fena değildi. Pizza severler, gönül rahatlığıyla gidip deneyebilirler. Servise ve ortama gelince aynı iyimserliği gösteremeyeceğim. Ne yazık ki, içeride bizden başka kimse olmamasına rağmen, garsonların dikkatini çekmekte zorlandık. Sanırım biraz daha özenli olup, bir de sokağa bir kaç masa atsalar, daha kalabalık ve şenlikli bir ortam yaratabilirler.

Adres : Dünya Sağlık Sok. No: 13 Gümüşsuyu / Taksim
Tel : 0212 249 40 40
Web : www.pidos.com.tr


Şimdi

Pazartesi, 05 Kasım 2007


Küçük Gurme, Şimdi’ye kadar daha çok beğendiği mekanlarla ilgili yazıyordu. Fakat zannetmeyin ki, hiç kötü tecrübeler yaşamıyorum. Bu Cumartesi gününü, kendimize Beyoğlu günü ilan etmiştik. Ortalıkta dolaşıp durduktan sonra, kaybettiğimiz enerjiyi, bir kadeh bir şey içip, güzel bir yemek yiyerek, geri kazanmak istiyorduk. Bir değişiklik yapıp, Şimdi’yi deneyelim dedik ve Asmalımescit’in yolunu tuttuk. Ben daha önce gitmiştim, ama ufak tefek bir şeyler atıştırdığım için, yemeklerinin nasıl olduğuyla ilgili çok da fikrim yoktu. Le Bon pastanesinin karşısındaki sokakta hemen soldaki Şimdi’den içeri girdiğimizde, ilk izlenimimiz oldukça olumluydu. Çook yüksek tavanlar, ferah, şık bir mekan, hoş insanlar, hafif müzik, fakat ciddi bir kalabalık. Bulabildiğimiz tek masa, mekanın en sonuna sıkışmış küçük bir masaydı. Çivit mavisi fayanslarla kaplı duvarı gözümüzü ala ala yemek zorunda kaldık yemeğimizi. Ama keyfimiz daha bozulmamıştı. Menüler geldi, bence çok sempatik tasarımlı menüleri var. İçecekler, kahvaltılar, ana yemekler ve tatlılar, menüyü ilk elinize aldığınızda hemen ulaşmanızı sağlayacak şekilde sekmelere ayrılmış menüde. Fakat içerik için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Hiç bir yemek için açıklama yok. Bonfile, Tavuk, Köfte vs. yazıyor yalnızca. Sosu mu var, kalın bir bonfile mi, ince mi, nasıl pişirilmiş, hiç bir bilgi yok. Salatalar için de aynı şey geçerli. İçinde somondan başka ne olduğunu bilmeden, somonlu salata yedim. Soğanla ilgili ciddi bir takıntım var mesela, çiğ halde soğan yiyemiyorum. Salata taze soğanla doluydu. Keşke bunları menüye yazsaydınız, böylece istediğimiz ya da istemediğimiz malzemeleri daha rahat söyleyebilirdik size dediğimde, “Ama somonun tadını soğan ortaya çıkarır” gibi bir cevapla karşılaştım. Demek ki, soğan sevmeyen bir insan olarak, adam gibi bir somon tadı alamamışım yıllardır ve Şimdi’nin garsonu olmasa bu konuda aydınlanamayacaktım, çok yazık. Neyse bu da çok önemli değil, sonuçta soğanları kenara ayırıp, salatamı yedim. Fakat arkadaşımın yediği bonfile bir faciaydı. Orta kahve dediğimizde, çok çok şekerli kahve getirdikleri gibi, orta pişmiş istediğimiz bonfileyi de çiğ olarak önümüze koydular. Mübalağa ediyorum zannedilmesin. Yaklaşık 7-8 cm. kalınlığındaki bir bonfilenin, yalnızca alt ve üstten yarım cm.si pişmişti, geriye kalanından, midenizi kaldırmak istemem ama, şakır şakır kanlar akıyordu. Belki daha ince bir bonfile için normal bir pişirme süresinde yapılmıştı ama o kadar kalın bir bonfilenin, bu kadar pişirilmesi yeterli değilmiş demek ki. Menüyü incelemeye devam edersek, salatalar ve çorbalar, küçük ve büyük olarak, iki ayrı boyut ve fiyatta satılıyor. Örnek vermek gerekirse, Keçi Peynirli küçük salata 12.5 (yalnızca 12.5, para birimi kullanılmıyor Şimdi’de, yaşadığımız facialardan sonra, hesabı dolar üzerinden getirebileceklerini bile düşündük), büyük boyu 17, küçük balık çorbası 7, büyük boyu 10. Salataların küçük boyu, daha çok yemeğin yanında yemek için uygun, tek başına sizi doyurması oldukça güç. Ana yemekler 14-24 arasında değişen fiyatlara sahip. Fakat ana yemeğin yavruları, bu fiyatın içinde değil, kuru kuru, et ya da tavuk yemek istemiyorsanız, patates kızartması ya da patates salatası gibi yancı yemeklerin de 5-9 YTL arasında değişen fiyatları var. Bu birim fiyatı uygulaması kahvaltılarda da sürmüş. Kahvaltılık seçenekleri içinde de, genel bir kahvaltı tabağı yerine 2-5 YTL’lik birimleri tek tek seçiyorsunuz. Makarnalarda da benzer bir sistem var, 9 YTL’ye istediğiniz şekilde makarnayı alabiliyorsunuz, fakat soslarına ayrıca 10-18 YTL ödüyorsunuz. Ben daha önce makarna yemiştim, en azından çiğ değildi. Tamam, her şeyi de bu kadar kötülemeyeyim, aslında makarnaları gayet güzeldi. Tatlılardan da Çilekli Milföy, Vezüv, Sakızlı Fırın Sütlaç gibi son derece iştah açıcı seçenekler gözüme çarptı. Ayrıca öğlenleri günün yemeği ya da günün zeytinyağlısı da tercih edilebilir. Yazın çok güzel bir Zeytinyağlı Enginar yediğimi hatırlıyorum Şimdi’de, diğer zeytinyağlılarda da o kadar başarılılar mı bilmiyorum ama. Masaya sular karaflar içerisinde geliyor diye, harika bir suyla karşılaşacağınızı zannetmeyin, şık karafların içindeki bildiğiniz musluk suyu. Eğer şişe su isterseniz, esnaf lokantası usulü, metal kapaklı, Beyza marka su geliyor. Tadı fena değil, ben zehirlenmedim en azından.

Küçük bir not daha: Erkek tuvaletleri, lavaboyu ve pisuarı aynı anda kullanan iki insan olduğu zaman, yüzyüze bakmaları gerekecek şekilde planlanmış. İlginç bir deneyim mi siz karar verin.

Sonuç olarak, Şimdi’den hiç memnun ayrılmadık ne yazık ki, geçirdiğimiz güzel günün, bütün keyfi kaçtı. Umarım bütün bunlar bir geceye mahsus aksiliklerdir. Denemek isteyenler için Adres: Asmalımescit No:9 Beyoğlu-İstanbul (Kapıda tabela yok, üzerinde şimdi yazan bir saat var, önünden geçip gitmeyin)

Küçük Gurme