‘Yeniköy’ olarak etiketlenmiş yazılar

Emek Mantı Evi

Cuma, 14 Mayıs 2010

Emek Mantı Yeniköy’de burnumun dibinde olmasına rağmen pek uğramadığım bir yerdi. Sanırım denize bu kadar yakınken, yol kenarında egzoz kokularıyla yemek yemek ağırıma gidiyor. Ama bugün sabah gözümü açtığımda mantı aşeriyordum, artık rüyama mı girdi nedir, kendime yemekten sonra deniz kenarında çay içme sözü vererek Emek Mantı’nın yolunu tuttum.

Aslında mantılarından çok, yaprak sarmalarının methini duyuyordum. Dışarıda yediğim hiç bir sarmaya güvenmediğimden, her ihtimale karşı lahana-yaprak karışık (10 TL) söyledim. Hakikaten de örümcek hislerim beni yanıltmadı, abartılacak bir tarafı yoktu yaprak sarmaların. İçi sert, dışı fazla yumuşak, yani olması gerekenin tam tersiydi. Lahana sarmalar ise her zaman daha güvenli bir tercih oluyor galiba.

Mantılar için büyükçe Özbek Mantıları (17 TL), akide şekeri şeklinde, ortası açık yapılmış ve kızartılmış olarak servis edilen saray mantıları (16 TL) ve zar boyutunda kayseri mantıları (14 TL) var. Ben kızarmış mantı sever bir kişi olarak, saray mantıyı çok lezzetli buldum.

Bir de geçen gün Çağla şekerpare getirmişti Emek Mantı’dan. O da çok güzeldi. Az şerbetli ve yumurta kokusuz.

Adres: Köybaşı Cad. No. 218 Yeniköy/İstanbul

Tel: 212 262 69 81

Web: www.emekmanti.net

Yeniköy Kahvesi

Salı, 23 Mart 2010

yeniköy kahvesi

Bunca yıllık Tarabya-İstinye yolcusuyum, Sait Halim Paşa Yalısı’nın karşısındaki merdivenlerin başında kimbilir kaç kere görmüşümdür, sarı Yeniköy Kahvesi tabelasını. Ama bazı yerler lanetli gibi işte, bir türlü yolu düşmüyor insanın. Tabi eskiden Emek vardı, ihtiyaç duymuyorduk Pazar kahvaltısı için başka yer düşünmeye. Emek kapanınca, mecburen yeni kahvaltıcı arayışına girdik. Yeniköy Kahvesi hızır gibi yetişti imdadımıza bu noktada.

yenikoy_cafe_001z

Çok abartmaya gerek yok, ama Yeniköy Kahvesi’nin kuş bakışı şahane deniz manzarası, çardak altı keyifli masaları, biraz suratsızca garsonları, eli yüzü düzgün de bir kahvaltısı var. Malzemeler tabi ki, organik modasından nasibini almış. Fiyatları not etmemişim, ama pahalı değildi.

Circle Cafe

Pazar, 07 Eylül 2008

Yeniköy maceralarım sürüyor. Gene yıllardır uğramadığım, ama bir zamanlar çok sık gittiğim yerlerden biriyle devam ediyorum: Circle Cafe. Yeniköy HSBC’nin sokağında, Aleko’nun Yeri’nin yanında, kuş yuvası gibi bir köşkün alt katında cici bir cafe Circle. Yeniköy’de denizin dibine cafe açıp da, denize sırtını dönen yerlere inat, şıpır şıpır dalgaların sesiyle, vapurlar, kuşlarla beraber yemeğinizi yiyebileceğiniz, çok keyifli bir mekan.

Erken saatlerde gitmeyi tercih edenler için, 20 YTL’ye kahvaltı tabağı, 10 YTL’ye karışık omletleri var. İçkinizin yanında ufak atıştırmalıklar isterseniz, 15 YTL’ye ara sıcak tabağı alabilirsiniz. Salatalar ise iddialı. Ben bu sefer, deniz ürünlü salata (20 YTL) aldım. İçinde ıstakozdan, karideslere, somondan, yengeçe yok yoktu, üstelik geçen günkü Gazebo faciasından sonra, porsiyonları da oldukça doyurucuydu.

Tek problem, krik krakların çok taze olmaması ve konserve soya fasulyelerinin deniz mahsüllerine pek yakışmamasıydı. Ama diğer malzemeler taze ve lezzetliydi.

Circle Cafe’nin pizzalarını (17-21 YTL) şiddetle öneririm, incecik ve çok lezzetliler. Fakat biz karnımız çok aç olmadığından, makarnayla yetindik bu sefer. Yasin’in favori yemeği Penne Arabiata (15 YTL) hiç fena değildi.

Çağlacığım da ızgara köfte (23 YTL) aldı.

Ben bazı çocukluk travmaları nedeniyle köfte sevmeme rağmen, Çağla’nın köftelerine bayıldım. Çok hoş baharatlarla tatlandırılmış, gayet güzel ve doyurucu bir yemekti.

Servise gelince, yemekler ve manzara için gönül rahatlığıyla sıraladığım iltifatları, servis için söyleyemeyeceğim. Son derece kibar ve ölçülü olmalarına rağmen, içeride bir tek biz varken bile, çok yavaşlardı. Birazcık daha dikkatle, bu eksikliği de halledebileceklerini düşünüyorum gene de.

Uçuk olmayan fiyatlarla, deniz kenarında güzel ve sakin bir yemek için, Circle Cafe’yi hepinize öneririm.

Yeniköy Emek Cafe

Salı, 02 Eylül 2008

Bonjour sevgili Küçük Gurmeseverler,

Bir kaç gündür, geçici ve kısa bir göç hareketi yüzünden bloguma ilgi gösteremedim, pek dertliydim. Daha önce de bir-iki yazının içinde çıtlatmıştım, 20 günlüğüne İstanbul restoranlarından ve kendi mutfağımdan uzağım. Ama yolu Brüksel’e düşecek olanlar için, kısa kısa Brüksel lezzetlerinden bahsedebilirim diye düşündüm. Tabi, öncelikle İstanbul’u terk etmeden önce uğradığım bir kaç yeri yazayım. Hem ben de gurbet ellerde, vatanımı yad ederim. (bkz. 2 günde gurbetçi olmak)

Yılların klasiği, Emek Kahvesi, yeni ve modern ismiyle Emek Cafe, herhalde uzun süreliğine İstanbul’dan uzak olsam en çok özleyeceğim yerlerin başında geliyor. Bilmeyenler için, Yeniköy’de, iskelenin biraz ilerisinde, sağda, tam deniz kenarında ve asmaların altında konuşlanmış. Aynı sokağın başında bir Emek Cafe daha var, ilk gidenleri “Hah, işte burası” diye keklemek adetimdir. Çünkü burası onların hayalindekinden bambaşka, okey oynanan bir erkek kahvesi. Ama o sokağa girip, mis gibi deniz kokusunu takip ederseniz, asıl Emek Cafe’ye ulaşırsınız.

Sabah ve öğle saatlerinde, hele haftasonları, ilaç için bir tane yer bulunmayan bu kahve, herhalde popülaritesini hiç kaybetmeyecek. İstanbul’da son günümde kahvaltı etmeye gittiğimizde bunu düşündüm. Gerçi, yıllar önce omlet yapmayı bıraktıklarında, ben de eskisi kadar sık gitmeyi bıraktım. Sahanda yumurta ya da menemen favori yumurta yemeklerim sayılmaz çünkü. Ve ellerinde yumurta olmasına rağmen, neden ısrarla omlet yapmadıklarını da anlayamıyorum. İki çırpacaklar yani, ne var bunda bu kadar büyütecek. Gene de eski günlerin hatırına, biraz manzara izlemek, martılara, şımarık serçelere çıtır çıtır ekmek atmak, Beykoz’a gidip gelen motorların sesini dinlemek için gitmek keyifli. Ha bir de, mis gibi kokan adaçayları için..

30-40 sene öncesinin Hayat Dergileri’nden sayfalarla hazırladıkları menüden, sosisli yumurta ve sucuklu menemen seçtik. Bir yandan da 40 sene önce, “sosyetenin ünlü simaları” ne çılgınlıklar yapıyorlarmış, onu okuduk.

Yanında da mis gibi çay ve söğüş domates-salatalık aldık. Çok doyduk ama Gül Böreği’nde de aklımız kaldı.

Her zamanki gibi, Macerayı Seven Adam’dan sonra en çok saçı olan ikinci Türk erkeği (Emek Kafe’nin komikli (!) garsonlarından) nerededir diye düşündük. Bol bol muhabbet ettik… İçerideki fotoğraflara, resimlere göz attık. Denize nazır hoş bir kahvaltıydı.

2 menemen, 1 yumurta, domates-salatalık, 2 çay: 25 YTL’ye maloldu.

Adres: Daire Sok. No:17/1 Yeniköy

Tel: 0212 223 77 28

Gazebo

Perşembe, 21 Ağustos 2008

İki gün önce uzun zamandır göremediğim bir arkadaşımla buluşmaya karar verdik. Küçük bir gurme olduğum öğrenildiğinden beri, herkes mekan seçme işini bana bırakıyor. Arkadaşım açık hava, manzaralı bir yer istedi, ben de Sarıyer ilçe sınırlarından çıkmamayı… Bu özellikler biraraya gelince, ne zamandır uğramadığım Gazebo aklıma geldi. Allahı var, Yeniköy’de güvercin yuvası gibi bembeyaz bir köşkün içine konuşlanmış Gazebo’nun manzarası şahane. Ama kötü bir kafiye yapmak pahasına söyleyebilirim ki, gerisi bahane…

Mekana ismini veren cici ama işlevsiz çardağın yanından süzülerek içeri girdiğinizde gördüğünüz manzara karşısında kalp çarpıntıları yaşayacağınız kesin. Tam akşamüstü saatiydi, pembeler, maviler, vapurlar, martılar birbirine karışmıştı ben gittiğimde, üstelik bir de püfür püfür esiyordu ki, bu cehennem sıcaklarında bulunmayacak nimet. Hevesle deniz kenarı masalara diktim gözümü ama, ne yazık ki hepsi rezerveymiş. Denize azıcık uzak bir masaya oturdum ben de… Masalara beyaz masa örtüleri, taze çiçekler koymuşlar, fakat ne yazık ki, ilk dikkatimi çeken şey, örtülerinin lekeleri ve ütüsüzlüğüydü. Çok kafamı takmadan oturdum, arkadaşımı beklerken bir limoncello (11 YTL) içmeye niyetlendim. Minicik bir shot bardağıyla geldi, Absolut sponsorluğundaki bardağımdan limoncellomu yudumlarken, bir yandan da menüyü incelemeye başladım.

“Bütün gün kahvaltı” diyerek başlıyor Gazebo’nun menüsü, pek ala, pek şahane… 4 çeşit peynir, bal-kaymak ve zeytinden oluşan kahvaltı 20 YTL, yumurta çeşitleri 9-13 YTL, ama ekstra malzemelerden de ufak meblağlar alıyorlar. “Sade bir kahvaltı menüsü” diye düşündüm. Salatalar daha çeşitli… Enginarlı (22 YTL), Somonlu (20 YTL), Rokforlu (21 YTL) salataları var. Pideyi de dahil ettikleri 6 çeşitlik bir pizza (15-24 YTL) ve hiç bir orijinalliği olmayan 5 çeşitlik bir makarna (18-24 YTL) repertuvarları var. Ana yemekler kısmı da aynı sıkıcılığı sürdürüyor. Izgara köfte, kuzu pirzola ve tavuk (24 YTL) haricinde, Cafe de Paris bonfile (30 YTL) ve et sote (26 YTL) var. Tüm bu Türk-İtalyan-Fransız karışımı içinde, alakasız bir balık menüsünü (24-31 YTL) de unutmamışlar. İnsan şaşırmadan edemiyor, bu kadar hayal gücünden mahrum bir menü ve bu derece fahiş fiyatlar… Ya malzemeleri çok kaliteli ve basit yemekleri bile çok güzel yapıyorlar, üstüne de porsiyonları büyük ya da yalnızca muazzam manzaralarına güveniyorlar diye düşündüm.

Ne yazık ki ikinci seçeneğin Gazebo’ya daha çok uyduğunu söylemem gerek. Ben Deniz Mahsüllü Salata, arkadaşımsa Penne Arabiatta aldı. Yemekler ilk bakışta son derece hoştu, bir İstanbul klasiği olarak kocaman tabaklarda, minicik porsiyonlar, ama rengarenk bir kompozisyon… Deniz mahsülleri salatamda, taptaze midyeler, yengeçler, somonlar vardı. Fakat bir çatal almamla, içinde ne yağ, ne tuz, ne limon olduğunu farkettim. En azından azıcık limonla bir şeye benzer diye, garsonumuza rica ettim, ama başka bir İstanbul klasiği olarak, limon yerine hazır limon suyu geldi (kim icat ettiyse Gurme Tanrılarının şimşekleri üzerinde olsun). Tok oturduğum masadan aç kalkmak üzereydim ki, bari tatlı alalım belki o biraz açlığımızı bastırır diyerek sufle sorduk. 10 dakikada çıkan bir sufleden hayır beklemiyorduk zaten ama, söylemem lazım, hiç güzel değildi.

Gazebo’nun eksikleri bitmiyor. Pahalı fiyatlar, mikroskopik porsiyonlar üzerine, bir de yalnızca Doluca’dan oluşan şarap menüsünü ve kötü servisi de eklerseniz, aynı manzarayı hemen yandaki Yeniköy Spor Kulübü’nde seyretmeyi tercih edeceksiniz. Biz öyle yaptık da, azıcık keyfimiz yerine geldi gecenin sonunda.

Adres: Köybaşı Cad. No: 175 Yeniköy – İstanbul

Tel: 0212 299 84 87

Web: http://www.gazebo-ist.com

Tia Cafe

Pazar, 21 Ekim 2007

Tarabya-Yeniköy hattının müdavimleri olarak, Yeniköy Paul’ün kapanışını, çeşitli havai fişek gösterileriyle kutlamamızın ardından, yerinde açılacak Tia Cafe’nin hazırlıklarını da heyecanla takip ediyorduk. Tia, nihayet açıldı ve denemek için girdiğimizde, içeride bir sürpriz bizi bekliyordu. İlk yazımda, Circle Cafe’nin şair ruhlu şef garsonundan bahsetmiştim. Fahri Bey’in bir süredir, yeni bir yer açma niyetinde olduğunu biliyordum, fakat Tia’da karşıma çıkmasını hiç beklemiyordum. Üstelik de yalnız başına değil, ekibine Circle Cafe’nin şeflerini de katarak açmış yeni mekanını. Daha önce gitmiş olanlar, pizzalarının ve cheese cakelerinin lezzetini hatırlayacaklardır. Fakat bu sefer, aynı lezzetler, çok daha uygun fiyata sunuluyor.

Tek tek değerlendirirsem, Tia, küçük bir mekanı mümkün olduğunca işlevli kullanmaya çalışmış, oldukça zevkli döşenmiş. Mekanın en büyük artılarından biri, gece 23.00 sonrası bar olarak çalışması. Bu konuda Yeniköy’deki büyük bir eksikliği de kapatacak gibi görünüyor. Deniz kenarında olmasına rağmen, hiç deniz görmemesi ve özellikle Pazar kahvaltılarında caddenin gürültüsünün içeri dolması, oldukça üzücü. Ama caddeden gelip geçeni izlemek de, ayrı bir eğlence. Bangır bangır ilahi remixleri çalan arabalar, en az yarım saatlik muhabbet konusu yaratabiliyor.

Menüye gelince, ilk dikkati çeken, uygun fiyatları. Ki Yeniköy, en özelliksiz yemekleri bile, fahiş fiyatlara kakalamasıyla meşhur cafelerle doluyken, Tia, fiyatları nedeniyle kocaman bir artıyı hakediyor. Kahvaltı için 8 YTL’ye oldukça lezzetli omletler (ben jambon, kaşar ve mantarlı yedim, gayet güzeldi), menemen, yağda yumurta ya da 15 YTL’ye kahvaltı tabağı alabilirsiniz. Aperatiflerde, değişik bir seçenek Ispanaklı Peynirli Samosa (8 YTL) olabilir. Salatalarında en çok tercih edilenin 3 Peynirli Salata olduğunu söylediler. Biz Tavuklu Sezar salatayı denedik, ortalamanın üzerinde olduğu söylenebilir. Salata fiyatları 12-17 YTL, sandwichler 8-13 YTL, pizzalar 15-20 YTL arasında değişiyor. Pizzalar Circle Cafe’den hatırladığım kadarıyla mükemmel olmalı, çıtır çıtır ve ince hamurlu, üstelik de artık porchini mantarı kullanarak yapıyorlarmış. Makarnalarda, Portakallı, ördekli papardelle (17 YTL) denedim. Porsiyonu biraz küçük olmasına rağmen, mükemmel bir lezzeti vardı. Ördek eti çok sevdiğim bir et ve İstanbul’da menüsünde ördeğe yer veren oldukça az yer var. Rahatlıkla tavsiye edebilirim. Diğer makarnalar 12-19 YTL arasında değişiyor. Ana yemeklere gelince, Schnitzel, Köfte, Mantarlı Bonfile, Cafe de Paris soslu bonfile, T-Bone Steak gibi daha klasik tatların yanısıra, Fajitalarının da çok beğenildiğini söylediler. Ana yemekler, 15-25 YTL arasında. Tatlılarda ise, ısrarla tavsiye edeceğim şey, Cheese Cake’tir. Hatta daha da iddialı konuşursam, İstanbul’daki en iyi cheese cake, Tia’nınki olabilir.

İçecek seçenekleri de oldukça geniş. Kahveleri Douwe Egberts. Çayları demleme. Alkollü içecek fiyatları da gene benzer yerlere oranla oldukça uygun, kokteyller 15 YTL, yabancı içkiler 12 YTL civarında. Fransa, İspanya, Şili ve İtalya şaraplarına yer veren genişçe bir ithal şarap menüsü var.

Çalışanlarına gelirsek, Fahri Bey, her zaman ilginç hikayeleri ve içten ilgisiyle, müşterilerine iyi vakit geçirtmesini biliyor. İnanılmaz bir hafızası var. Sizi yıllar önceki halinizi anlatarak şaşırtabilir ya da her yemeğin hikayesini anlatabilir. Mesela Papardelle’nin içine konulan mozarella peynirinin uzaması yüzünden İtalya’da Papardelle a la Telephona diye anıldığını biliyor muydunuz, ya da, Carpaccio’nun ismini militarist ve milliyetçi bir ressamdan aldığını? Gerçek hikayeler sıkıcı mı geliyor, bir de Fahri Bey’in kendi hayalgücünden çıkan fikirlere bakalım, Cappuccino, Toscanalı bir prensesin kapısına gelen bir cinin, kadına “Kapıdaki cin o!” demesinden gelen bir isim olabilir diyor.

Sonuç olarak, kahvaltıya gittiğimiz Tia’da, öğlen yemeğimizi de yiyerek, çok iyi vakit geçirip, uygun bir hesap ödeyerek kalktık. Hepinize gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim.

Küçük Gurme